| |
Ilgın Eldeş Köyü Masalları
Ilgın, Eldeş Köyünde anlatılan çocuk masalları hakkındaki araştırma çalışamızı bu sayfada sizlerle paylaşmaya çalışacağız.
Ilgın, Eldeş Köyünde bir zamanlar, akşam yatma saatlrine doğru isli kandil çırasının veya gaz lambasının kör ışığında büyüklerinin nizinin dibinde bir varmış bir yokmuş diye başlayan masallar ile uyurlardı. Eldeş Köyü, kadim tarihi ve zengin bir kültür birikimine sahip olup kuşaktan kuşağa anlatılarak nakledilmiştir.
Yazılı edebiyatın henüz gelişmediği dönemlerde sözlü olarak gelişen edebî anlatımlar, temel olarak aynı taslak özelliklere riayet edip, coğrafya ve kültür farklılıklarına göre birtakım değişikliklerle günümüze kadar gelmiştir. Bu anlamda sözlü edebiyatımızın en çok karşılaştığı türler de fıkra, masal, destan ve mitoloji örnekleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Anadolu Türk masal anlatımları ise, sahasında diğer toplumlara nazaran daha çok gelişmiş bir kültür mozaiği öne çıkarmaktadır.
Masallar daha ziyade hayal ürünü olup olaganüstü kahramanlar ve olayların oldugu, dinleyiciyi inandırma gibi bir kaygısı bulunmayan nesir seklindeki anlatmalardır. Masallar dinleyeni bazen şaşırtır, bazen heyecanlandırır bazen güldürür ve bazende dinleyen çocukları korkutur bazende neşelendirir. Çocukken; annelerimizin, teyzelerimizin, halalarımızın, ablalarımızın, özellikle de ninelerimizin ihtiyar kadınların anlatmıs oldukları o güzelim masalları dinleyebilmek için büyüklerimizin dizlerinin dibinde, baldan tatlı can uykularımızdan bile fedakarlık yaptıgımız bir gerçektir. Bu gerçegin yegane sahidi ise hatıralarımızdır. Büyükler masal kelimesini Eldeş'te mesel olarak ifade ederler.
Çocuklara anlatılan, çoğu insanlarla ilgili olağan ve olağandışı hadiselere dayanan ögüt verici hikaye, inanılmayacak hikaye cin ve peri hikayesi, ögüt ve ibret verici hikaye, ahlak dersi veren eser olarak da tanımı yapılmıstır masalların.
Antik dönemden Selçuklu ve Osmanlıya, benimde köyüm olan Eldeş köyünde dinlediğim hatıramda kalan bu güzel çocukluk hatırası masasallara bazı örnekleri sizlere nakletmeye çalışacağım.
Derleyen: Beytullah YILDIRIM
Her şeyin doğrusunu Cenab-ı Allah bilir. Gayret bizden tevfik Allah C.C. dan.
Eldesnet'e Massenger'dan mesaj ve fotoğraf göndermek için buraya tıklayınız.
Eldesnet Facebook grubu için buraya tıklayınız.
Bu sayfalarda yer almasını istediğiniz yazılarınızı, düzeltme, bilgi ve fotoğraflarınızı e-mail ile veya buraya ziyaretçi defterine yazabilirsiniz.
Bu sayfanın derlenmesinde değerli katkıları olan herkese çok teşekkür ederim. Katkı sağlamak, düzeltmek ve eklemek istedikleriniz hakkında lütfen bizimle iletişime geçiniz.
Fotoğraflar:
Ilgın, Eldeş Köyü Garagız Sokağı Necdet Aral 1970.
Konya Ilgın Eldeş Tarih ve Kültür Araştırmaları 23.05.2010 / 28.04.2026.
Derleyen: Beytullah YILDIRIM / Eldesnet Ilgın, Eldeş Köyü Araştırmaları.
Eldeş Masal Tekerlemeleri
Ilgın, Eldeş Köyünde ebeveynler, büyükler tarafından anlatılan masallarının girizgahını oluşturan kafiyeli masal tekerlemelerini sizlerle paylaşıyoruz.
Masallar genellikle bir tekerleme ile başlar. Bu tekerlemelerin çok değişik varyant ve çeşitleri de vardır.
Eldeş masallarının başında söylenen iki ayrı masal tekerlemesi örneği:
Bir varımıs, bir yoğmuş,
Evvel zaman içinde,
Galbur samanın içinde,
Ben anamın beşigini,
Tıngır mıngır sallarken.
Anam düstü beşikten,
Babam düstü eşikten,
Biri gaptı maşayı,
Biri gaptı meşeyi,
Dolandım dört köşeyi,
Nasılsa bir delikten atladım dışarı.
Mahallenin uşakları çok haşarı,
Bir şamar vurdular boynuma.
Gözlerim fırladı dışarı,
O gızgınlığıla düştüm yola.
Var varanın, sür sürenin.
Ekini çoktur Saracığın.
Derken efendimin ağası,
Az gettim, uz gittim,
Dere depe düz gettim.
Çayır, çimen geçerek,
Arpa bugday biçerek,
Soguk sular içerek,
Altı ay yaz, bir güz gettim.
Dönüp bir de ardıma baktım,
Bir arpa boyu yol getmişim...
...
Ilgın ve Eldeş Köyü civarında söylenen bir başka masal başlama manisi:
Bir varımıs, bir yogumus,
Allâh’ın günü pek çogumuş.
Evvel zamandayken,
Galbur samandayken,
Zaman zaman içinde,
Cinler, periler ile top oynarken,
Eski hamam içinde,
Beni yola saldılar.
Yolda bir darak buldum,
Daragı yere virdim,
Yer bana çayır virdi.
Çayırı çobana virdim.
Çoban bana guzu virdi.
Guzuyu yörüge virdim,
Yörük bana at virdi.
Elime berat virdi,
Bindim atın sırtına,
Sürdüm gettim Cezayir’e.
Hep güzeller bene bakar,
Oradan öte Çiğilin, Eldeşin dağları.
Dinleyin bakalım su masalı...
...
Fotoğraflar:
Eldeş Köyü, Yukarı Mahallesi, Dere Mevki, Aşağı Değirmen Necdet Aral. Sene 1970.
Konya Ilgın Eldeş Tarih ve Kültür Araştırmaları 06.02.2026 / 28.04.2026.
Derleyen: Beytullah YILDIRIM / Eldesnet Ilgın, Eldeş Köyü Araştırmaları.
Eldeş Akıllı Bıdık Masalı
Ilgın, Eldeş Köyünde anlatılan ve en sevilen masallarından birisi olan Akıllı Bıdık Masalını sizlerle paylaşıyoruz.
Evvel zaman içinde, kalbur zaman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken, ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken bir varmış bir yokmuş.
Anadolu'nun güzel bir köylerinden birinde yaşayan bir Bıdık varmış. Bu Bıdık, çok sevimli, zeki ve meraklı bir çocukmuş.
Her gün kırlarda, bağlarda ve bahçelerde etrafta gezintiye çıkar, sahipsiz bahçelere gider, bahçelerdeki ağaçlardan elma toplarmış. Çünkü Bıdık elmayı çok severmiş.
Günlerden bir gün Bıdık yine güle oynaya gezerken hayli uzaklarda daha önce hiç görmediği pek çok elma ağacının olduğu büyük ve güzel bir elma bahçesi görmüş.
Meğer bu bahçe o civarda bir evi olan, ana oğul birlikte yaşayan bir dev ailesinin elma bahçesiymiş.
Bıdık bu bahçenin dev'e ait olduğunu bilmiyormuş. Bahçenin sahipsiz olduğunu zannetmiş.
Olgun meyvalar ile dolu elma ağaçlarında dallardan dallara sıçrayaran Bıdık, hem beğendiği elmalardan yiyor hem de keyifle şöyle şarkı söylüyormuş.
Benim adım akıllı Bıdık,
Dallar elmalardan kırık
Ben yemezsem onları
Bozulur hepsi, olur çürük
O esnada bahçesini gezmeye çıkan dev, Bıdık’ın ağacın tepesinde keyifle elma yiyerek şarkı söylediğini, görünce ona şöyle seslenmiş:
— Bıdık, bana da bir elma at da ben de yiyeyim, çürümesinler, demiş. Bıdık, kocaman olan devin iriliğinden korksa da bir elmayı koparıp deve atmış. Dev bilerek elmayı tutmamış. Demişki;
O elma çamura düştü, bir daha at, demiş.
Bıdık bir tane daha elma atmış.
Dev: — Yine çamura düştü. İn de elinle ver, demiş.
Bıdık: — Ya sen beni tutarsan, demiş.
Dev: — Tutmam tutmam gel, demiş. Bıdık deve elmayı verirken dev onu tuttuğu gibi çuvala atmış. Yüklenmiş sırtına torbayı, eve gitmiş. Annesine sürpriz yapmak istiyormuş ama devin annesi evde yokmuş. Hantal dev, annesi gelene kadar biraz uyumak istemiş.
Bıdık’a da: — Annem gelene kadar sen burada biraz otur, ben de biraz kestireyim, demiş Bıdık elindeki kör çakısıyla hemen çuvalı kesmiş. Sessizce torbanın içine taş doldurup ağzını bağlamış. Kaçmış gitmiş yine elma ağacının tepesine.
Devin annesini merak ediyormuş. Bir süre sonra devin annesi gelmiş. Uyuyan oğluna seslenmiş. Dev annesinin sesini duyunca:
— Anne fırını yak, sana afiyetle yiyebileceğin bir hediye getirdim, demiş. Devin annesi hemen fırını yakıp kızdırmış. Torbayı silkelemiş, bir de bakmış ki çuvalda Bıdık mıdık yok!
Dev: — Ne ettin bana Bıdık? Fırını da kızdırtmıştım. Bıdık ben sana sorarım, demiş. Dev dönmüş gitmiş ki bahçeye, Bıdık gene bahçede.
Dev: — Bıdık bir elma at da yiyim, demiş. Bıdık, elmayı atmış.
Dev: — Çamura düştü, bir daha at, demiş. Bıdık bir daha atmış.
Dev yine: — Bu da çamura düştü. İn de elinle ver, demiş. Böylece Dev, Bıdık’ı yine yakalayıp çuvala atmış. Dev, hemen eve gidip annesine Bıdık’ı hediye etmek istemiş ama hantal dev, daha eve varmadan çok yorulmuş.
Bıdık’a: — Sen burada otur ama bu sefer kaçma. Ben biraz dinleneceğim, demiş.
Bıdık da: — Kaçmam, demiş. Bıdık hemen kör çakısıyla çuvalı delmiş. Çuvalın içinde bu sefer taş yerine diken doldurmuş ve elma ağaçlarının tepesine kaçmış. Dev biraz oturduktan sonra çuvalı sırtına alıp eve girmeye karar vermiş.
Çuvalı sırtlayınca: — Ah Bıdık ah! Elma yiye yiye ne kadar da zayıflamışsın sen. Kemiklerin hep sırtımı deldi, demiş.
Dev eve gelince: — Anne getirdim Bıdık’ı, fırını yak, diye seslenmiş. Devin annesi fırını yakmış, çuvalı silkelemiş ama bu sefer ne görsünler! Çuvalın içi hep diken, çalı çırpıymış. Dev yine bahçeye çıkmış, Bıdık’ın olduğu yere gelmiş:
— Bıdık elinle bir elma ver de yiyeyim, demiş. Bıdık kendince devle eğleniyormuş. Eliyle elmayı uzatmış. Dev öfkeyle yakalamış Bıdık’ı, torbasına atmış. Annesine seslenmiş:
— Anne gel yakaladım Bıdık’ı. Sen bunu fırına at. Ben şu elbiseleri derede yıkayım da geleyim, demiş. Devin oğlu elbiseleri yıkamakta dursun, annesi fırını yakmış. Fırın ısınınca Bıdık’ı küreğin üstüne koymuş. Bıdık sürekli hareket ediyormuş.
Dev anasına Bıdık’a: — Bıdık doğru düzgün dur, demiş.
Bıdık: — Ben bilmiyorum ki nasıl doğru durulur? Bana gösterir misin, nasıl oturmam gerekir? İstersen bahçeye gidelim. Ortaya bir taş koyalım, küreği de onun üzerine koyalım. Ben küreğin bu tarafına geçeyim, sen de diğer tarafına geç. Önce sen otur, sonra ben oturayım, demiş. Anne dev kabul etmiş bu teklifi. Taşı ortaya koymuşlar. Küreği de onun üstüne koymuşlar.
Dev, Bıdık’a: — Bak şöyle oturacaksın, diye küreğe oturur oturmaz Bıdık ağacın tepesine zıplamış. Dev yukarı bakmış ki Bıdık ağacın tepesinde. Dev: — Bıdık nasıl çıkayım ben oraya? Çabuk aşağı in, demiş.
Bıdık: — Yumurtayı yumurta üstüne koy da öyle çık, demiş. Dev evde ne kadar yumurta varsa üst üste koymuş ama yumurtaların hepsi kırılmış. Bıdık gülüyormuş devin hâllerine.
Anne dev sinirlenmiş: — Hiç yumurta üst üste konulur mu? Evdeki yumurtalardan da oldum. Nasıl çıkacağım oraya, demiş. Bıdık yeterince eğlendikten sonra anne deve seslenmiş.
— Akıllı Bıdık derler bana, gelmem ben senin oyununa. Şimdi buradan gideceğim, bir daha da bilmediğim yerlere hiç gitmeyeceğim, demiş. Devin annesi, akıllı Bıdık’ı yenemeyeceğini anlamış. Onun ardından öylece baka kalmış…
...
Fotoğraflar:
Ilgın, Eldeş Köyü Garagız Sokağı Evler 2004.
Konya Ilgın Eldeş Tarih ve Kültür Araştırmaları 06.02.2026 / 28.04.2026.
Derleyen: Beytullah YILDIRIM / Eldesnet Ilgın, Eldeş Köyü Araştırmaları.
Eldeş Köyü Keloğlan Masalı
Keloğlan Dağa Oduna Gidiyor Masalı
Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde. Develer tella, pireler berber iken. Ben dedemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken bir Keloğlan varmış.
Orta Anadoluda Keloğlan ve annesi mutlu mesud yaşıyorlarmış. Annesi onu çok sever a benim kel oğlum keleş oğlum, canımın içi oğlum, büyüde anana bak, anan ihtiyarlıyor a oğlum`dermiş. Anası bunu söyledikçe keloğlan tembel tembel yatar, şımarır; “A benim canım anam, gözümün nuru anam, hele sen bir goca, keloğlan bakar anam” diye cevap verirmiş. Keloğlan öyle üşengeçmişki hiç yerinden kalkmazmış. Anası getirir yermiş, anası getirir içermiş.
Bir gün annesi yemek yapmak için küçük bakır kazanı küllenmiş özü közü kalmamış sönemk üzere olan ocağın üzerine koymuş. Gidip biraz odun getireyim şu ateşi canlandırayım demiş.
Anası gide dursun Keloğlan anasına yattığı yerden seslenip aman anam canım anam ben çok acıktım demiş. İhtiyar anası da canıma minnet git o zaman odunluktan odun getirde sana güzel bir bulgur pilavı pişireyim demiş.
Keloğlan anasının yanına gelip odunun bittiğini sölemiş. Anası Keloğlan’a yalvarmış yakarmış, kel oğlum sen git odun getir, ben seni ne kadar güzel bakıp besleyeceğim” demiş. Keloğlan da “o zamn bana bir ölçek kavurga verirsen giderim” demiş.
Annesi de ona önceden yaptığı kavurgayı vermiş. Yeterki gönlü olsun, boş boş yatmayı ve tembelliği bırakıp, gitsin odun getirsin demiş.
A oğlum hem gavurganı ye hemde dağa gidip biraz odun topla getir o demiş.
Keloğlan anasının verdiği gavurgayı ceplerine doldurmuş, heybesini, ipini ve küçük baltasını alıp dağa koruya doğru yola çıkmış.
Az gitmiş uz gitmiş dere tepe düz gitmiş altı ay bir güz gitmiş, masal bu ya nihayet odunları doplayacaği dağın içndeki çam ormanına gelmiş.
Keloğlan önce biraz gavurga yemiş açlığını bastırmış karnını doyurmuş, heybesindeki küçük yatıktan suyunu içmiş. Sonra biraz odun toplamış üst üste yığmış. Derken biraz oyuna dalmış ordan oraya gidip gelirken oynarken zamanın nasıl geçtiğinin farkına varamamış. Nihayet gün gurub edip ormana karanlık çökmeye başlamış. Keloğlanı bir telaş bir korku sarmış.
Hemen heybesini ve topladığı odunları bağlayıp sırtlanmış ama nafile gideceği yönü karanlıkta bir türlü bulamıyormuş.
Yüksekçe bir yere gelmiş uzaklarda bir yerde horoz ötüyor onun sesi geliyormuş, başka bir yerden ise küçük te olsa bir ışık görünüyormuş.
Keloğlan acaba horoz öten yeremi gitsem yoksa ışık yanan yeremi gitsm diye kendi kendine mırıldanmış.
Yorgun ve korku içerisinde olan Keloğlan nihayet aydınlık olduğunu düşünerek ışık yanan yere gitmeye karar vermiş.
Işık yanan yere gelmiş. Bu ev bir dev karısının eviymiş. Kapıyı çalmış bir dev karısı Keloğlan'ı içeriye almış.
Güzelce karınını doyurmuş. Sonra da yatağa yatırmış. Keloğlandan başka dev karısının evinde başka çocuklar da varmış onlar önceden gelmiş uyuyorlarmış.
Dev karısı çocukların uyuduğunu görünce artık dişlerini bilemeye gitmiş. Keloğlan, dev karısının onu ve öteki çocukları yiyeceğini bildiği için uyuyamamış. Dev karısı dişlerini keskince bilemiş. Keloğlan ve arkadaşlarının yanına gelmiş, “Kim uyuyor, kim uyanık?” diye homurdanmış.
Keloğlan “Hepsi uyuyor, bir ben uyanığım” demiş. Dev karısı, “Sen niye uyumadınki” diye sormuş. Keloğlan “Anam bana uyumadan önce kavurga kavururdu, ben onu yerken uyuyakalırdım” demiş. Dev karısı söylene söylene gitmiş, buğday kavurgası kavurmuş getirmiş. Keloğlan kavurgayı yemiş.
Dev karısı tekrar gelip sormuş ”Kim uyudu, kim uyanık?” demiş. Keloğlan, “Hepsi uyuyor, bir ben uyanığım” demiş. Dev karısı “Sen niye uyumadın Keloğlan” demiş. Keloğlan, “Anam bana uyumadan bir sini baklava ediverirdi. Ben onu yerken uyuyakalırdım” demiş.
Dev karısı homurdana homurdan gidip baklava edip gelmiş. Keloğlan baklavayı da afiyetle bir güzel yemiş.
Dev karısı tekrar gelmiş, “Kim uyuyor, kim uyanık?” demiş. Keloğlan, “Hepsi uyuyor, bir ben uyanığım” demiş. Dev karısı “Sen niye uyumazsın Keloğlan?” demiş. Keloğlan hem uyumuyor hem de akıllı ve uyanık “Hey nenem demiş, kavurgayla baklava beni susatınca anam bana dereden kalburla su getirirdi, ben o suyu içince hemen uyuyakalırdım” demiş.
Dev karısı gitmiş dereye kalburu suya daldırıp içini suyla doldurup çıkarınca su alttan akıp gidiyormuş, bu böyle epeyce sürmüş. Dev karısı kalburla su getireceğim diye uğraşırken derken sabah olmuş. Keloğlan yanında uyuyan arkadaşlarını uyandırmış. Hepsi o evden dev karısı görmeden koşarak kaçmışlar.
Yola varınca Keloğlan, “Ben çarıklarımı unuttum alayım da geleyim” demiş. Arkadaşları o kadar gitme diye ısrar edip dedilerse de Keloğlan dinlemeiş geri dönmüş.
Keloğlan, Dev karısına iyi bir ders vermye karar vermiş eve geri dönmüş.
Vardığında dev karısı kızgın bir şekilde söyleniyor “balım yağım diyemedim, kuzu etleri yiyemedim” diye homurdanıyormuş.
Keloğlan da o sırada “Ebe ibibik” demiş. Dev karısı hemen gelmiş onu tutmuş. Bu sefer bir torbanın içine koymuş, bir daha elinden kaçamasın diye torbanın ağzını sıkıca bağlamış. Hemen onu yemek için dişlerini bilemeye gitmiş. O gidince Keloğlan torbayı cebindeki çakı bıçağıyla yırtmış. Çuvala Dev karısının bir danası varmış onu koymuş çuvalın ağzını tekrar bağlamış. Tavana çıkıp saklanmış.
Dev karısı dişlerini bilemiş, eline bir değnek almış. Başlamış çuvalın içindeki Keloğlan diye danaya vurmaya. Arada sırada dana böğürürmüş. Dev karısı da “Ben seni benim dana gibi büyütürüm” işte böyle demiş.
Siniri geçtikten sonra, bir de çuvalı açmış ne görsün, kendi danası çuvalın içinde dayaktan hışır olmuş. Dev karısı “Emme Keloğlan ben de bunu senin yanına komam” demiş.
Tam o sırada tavanda Keloğlan “Ebe ibibik” demiş. Dev karısı “Vay Keloğlan oraya nasıl çıktın?” demiş.
Keloğlan da “Ondan kolay ne var. Bir kazan su kaynattım, onun üstüne cam koydum, bastım çıktım” demiş.
Dev karısı suyu kaynatmış, üstüne de camı koymuş. Üzerine çıkınca cam kırılmış. Dev karısı kaynar sıcak suda yandım yandım diyerek ölmüş.
Keloğlan tavandan inmiş. Dev karısının bütün malını mülkünün hepsini almış. Köyüne getirmiş.
Yemiş, içmiş ve muradına ermiş.
Beytullah Yıldırım Eldeş Köyü Eldesnet
Fotoğraf: Eldeş Köyü, Yukarı Mahallesi, Dere Mevki, Aşağı Değirmen Necdet Aral. Sene 1970.
Derleyen: Beytullah YILDIRIM - 03.02.2026
Yedi Kardeş Masalı
Keloğlan Dağa Oduna Gidiyor Masalı
Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde. Develer tella, pireler berber iken. Ben dedemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken bir ana babanın yedi tane oğlu varmış.
Bu oğlanlar her gün ava giderlermiş. Avladıkları hayvanları etlerini, kürklerini satıp evlerini geçindirirlermiş. Gel zaman git zaman, anneleri yine hamile kalıvermiş. Yedi kardeş sevinmiş. Her zaman bir kız kardeş isterlermiş. Anneleri hamile olduğundan evde de bahçede de her işi yedi kardeş hep birlikte yaparlarmış. Annelerine iyi bakmışlar. Dokuz ay on gün sonra annelerinin doğum sancısı tutmuş.
Yedi Kardeş de köylerinde doğum işlerinde mahir Goca ebe nineyi çağırmışlar. Ebe eve gelmiş. Oğlanlar da ebeye: “Ebe nine biz gidiyoruz.” demişler. “Annem kız doğurursa eve kırmızı bayrak asın, erkek doğurursa kara bayrak asın.” demişler.
Anneleri çok güzel bir kız çocuğu doğurmuş. Kızı olduğu için çok mutlu olmuş. Oğulları eve geri dönecek diye de çok sevinmiş. Fakat ebe nine fesatlanmış bu kadar çok çocuğu olan aileyi çekememiş. Hersinden oğlanlar eve geri dönmesin diye eve kadın görmeden kara bayrak asmış. Akşam olmuş Yedi Kardeş evlerinin karşısındaki kaleye çıkmışlar. Yeni kardeşler yeni doğan kardeşleri acaba doğdu mu? kız mı erkek mi? diye çok merak etmişler. Bir de bakmışlar ki, evlerinin üstünde kara bir bayrak asılı.
Bunu gören kardeşler çok üzülmüş. Artık eve dönmeyip dağın başında bir kulube yapıp oraya yerleşmişler. Aradan uzun seneler geçmiş. Kız büyümüş, serpilmiş güzeller güzeli olmuş. Sokakta arkadaşları ile aşık oynarken biri “yedi kardeşli kız” diye seslenmiş. “Sen yedi kardeşin kız kardeşisin” demiş. Kız da merak etmiş. “Neden bana böyle seslendin?” diye sormuş arkadaşına. Arkadaşı da “Ben söyleyemem, annem kızar bana. Sen en iyisimi git de kendi annene sor” demiş. Kız çok şaşırmış ilk defa duyduğu bu söze.
Hemen annesinin yanına gitmiş. Anne, arkadaşım bana “yedi kardeşli kız” dedi. Bu ne demek oluyor? diye sormuş. Annesi söylemek istememiş. Oğulları gibi kızının da evden ayrılmak istemesinden korkmuş. İlk önce kem küm etmiş. Nihayet işin doğrusunu söylememiş. Kız “Anne kavurga yap da yiyelim” demiş. Annesi kavurga yapmış, bir avuç dolusu sıcak kavurgayı kızına uzatmış. Kızı da annesinin ellerini sıkıca tutmuş annesinin elleri yansın istemiş. “Eğer bana kardeşlerimin yerini söylemezsen ellerini bırakmam” demiş.
En sonunda annesi tamam kızım demiş. Anlatmış olanları. Kızım, hepsi senden büyük yedi oğlan kardeşin var. Sen doğmadan önce dağa gittiler bir daha
da gelmediler demiş. O vakit kız, onların yanına gitmek istemiş. Annesi Kızım nasıl gidersin? Yolda canavarlar vardır, dağda devler vardır. Seni bir yudumda yutuverirler demiş. Kız illa inadından vazgeçmemiş.
O vakit annesi, Şu dağın başındaki bayrak dikili ev var ya, hah işte orada yaşar senin ağabeylerin demiş. Senin beline bir poşu bağlayacağım, o poşuyu hiç düşürme belinden demiş. Bu poşuyu ip gibi pencerenin tepesine bağla, pencereden içeri gir, dolabın içine saklan demiş.
Kız sevinçle abilerimi göreceğim diye yolda koyulmuş. Dağ bayır çıkarken, gece gündüz giderken poşu belinden düşmüş. Ne yaptıysa alamamış. Yardan aşağı akan derenin suyuna karışıp gitmiş.
Kız nihayet ağabeylerinin evinin yanına varmış. Bu evin bir kedisi, bir de küçük köpeği varmış. Evin kapısıküskülü sıkıca kapalıymış. Kız bir yolunu bulup pencereden evin içine girmiş. Avcı olan ğabeyleri avda imiş.
O gün ağabeyleri avdn keklik ve bir Tavşan avlayıp getirirlermiş. Kız bunlardan gizli olarak ateşi yakmış. Yemekler hazırlarmış. Ne yemek yaptıysa kediye de köpeğe de verirmiş. Sonra annesinin sözü aklına gelmiş sessizce dolaba saklanmış.
Akşam olmuş. Yedi Kardeşler eve gelmişler. Bakmışlar ki, yemekler pişmiş, sofra kurulmuş. Allah Allah bu ne iştir? diye şaşırıp kalmışlar. Bizi bilen tanıyan çekinir buraya gelmez demişler.
Bu devlerin içinden gçipte buraya kim çıkar gelir ki demişler. Sıra ile nöbet beklemeye başlamışlar. İlkin büyük kardeş beklemiş. Kız yine kalkmış, yemekler hazırlamış.
Kardeşleri gelmeden saklanmış. Kardeşleri gelmiş, bakmışlar yine sofra hazır. Sormuşlar kardeşlerine “Eee ne oldu?” demişler. Büyük kardeş “Ben uyuyakaldım, göremedim” demiş.” Diğer kardeşler de beklemişler. Hepsi uyuyakalmışlar. En küçük kardeşleri: “Bu sefer ben beklerim, yakalarım” demiş. Ağabeyleri ava gidince küçük olan beklemeye başlamış.
Kız yine gizlendiği dolaptan çıkmış. Yemek hazırlamaya başlamış. Küçük kardeş hemen kolundan tutuvermiş kızı. “İn misin, cin misin?” diye sormuş. Kız: “Ne inim ne de cinim. Sizi yaratan Allahın kuluyum” demiş. “Ben sizin bacınızım” demiş. Küçük oğlan: “Sen böyle büyüdün mü? Sen böyle güzelleştin mi?” diye sevmeye başlamış bacısını.
Öbür ağabeyleri de gelmiş. Onlar da bacılarını çok sevmişler. “Bizim günde cebimizden üç tane üzüm düşer” demiş. “Biri kara kedinin, biri köpeğin, biri senin. Lakin onları vermezsen, kedi çıkar işer ateşini söndürür demiş. Kız da her gün ona üzüm verirmiş.
Kız bir gün kediyi aramış aramış bulamamış. Aman bunu da köpek yesin demiş. Kedi gelmiş miyavlamış. Üzüm yiyemeyince gitmiş ateşi söndürmüş. Kız da kardeşleri için yemek yapacak. Dur bakayım, bir ateş bulur muyum? diye evden çıkmış. Bir yol tutturmuş, yürümeye başlamış. Biraz gittikten sonra, karşıdaki bir evin bacasından duman çıktığını görmüş.
Koşa koşa eve varmış, pencereden bakmış. Bir de bakmış bir kadın mutfakta iş görüyor. Kapıyı çalmış ateş istemiş. Oraya giderken yine poşu cebinden düşmüş. Kız gidermiş poşu gidermiş, kız gidermiş poşu gidermiş…
Orada bir gelin yemek yaparmış. Dünya güzeli bir kızmış. Meğer Devler onu kaçırmış. Sen buraya nasıl geldin? demiş. Aman devler kokunu alır demiş. Bunlar seni öldürür demiş. Kıza ateşi vermiş çabuk buradan evine git demiş.
Kız da yola hızlı hızlı giderken ayağı kaymış düşmüş. Devler kızı arkasından takip etmeye başlamış. Kız alel acele eve girmiş kapıyı içeriden kilitlemiş. Devler kapıya dayanıp zorlamaya başlamış. Kapıyı açamayınca devler demişki Bari kapının deliğinden parmağını uzat demişler. Kız da parmağını uzatmış. Devler kızın kanını eme eme kızı bayıltmış.
Akşam olup kardeşleri gelirken demişler ki bu kız ne yaptı acaba? Ne evin bacası tütüyor ne ışık yanıyor. Kapıyı bir açmışlar ki kız kardeşleri yerde boylu boyunca yatar. Kızı ayılınca olanı biteni bir bir anlatmış.
Sonra gel zaman git zaman yedi kardeşin yedisi de evlenip barklanmış. Bacım senin de kısmetin çıkarsa evlendiririz demişler.
En küçük kardeşin karısı bacılarına bir oyun etmiş. Yılanlı çeşmeden testi ile su getirmiş, kıza içirmiş. Kızın karnı şişmiş. O zaman küçük kardeşin karısı kardeşlere bu kız size boynuz taktı, hamile kaldı diye iftira atmış.
Kardeşleri bizi bilen bizi tanıyan kişi kapımızdan geçmez, nasıl olur böyle şey demişler. Bacılarını bir ata bağlamışlar. Ata bir kırbaç vurup, salıvermişler. At bir çobana denk gelmiş. Çoban kıza sormuş in misin, cin misin diye. Kız da ne inim ne cinim, ben de senin yaratan Allah’ın bir kuluyum demiş.
Çoban güneş mi doğdu, ay mı doğdu? demiş. Kız güneşim sensin, ayın da ben olayım diye karşılık vermiş. Çoban kızı attan indirmiş. Derdini dinlemiş.
Çoban seni tedavi ederim ama bana varırmısın demiş. Kız da tamam deyip bu çobanla evlenmiş.
Kız ile çoban karı koca olmadan önce çoban gider, koyunları sağar. Kızı yüksek bir yere yatırır, gözlerini bağlar. Önüne sağdığı sütü koyar. Kızın ağzındaki yılanlar gelip gelip süte düşer. Sonra çoban kızın gözünü açar ve sonrasında çoban davullu zurnalı düğün yapar.
Kız ağzından çıkan yılanları iyice kurutur. Kardeşlerine gitmek isteyen kız, çobanı buna zar zor ikna eder. Kız her kardeşine bohça içinde hediye götürür. Küçük kardeşinin karısına da kuruttuğu yılanları koyar. Kardeşlerine gitmeden önce de hamile kalır.
Geri evine gelir. Aradan çok zaman geçtiği için çoban bunu kıskanmaya başlar ve kızı bir kuyuya atar. Kız, çocuğunu burada doğurur. Bir oğlu bir kızı olur. Çoban bu arada kız orada yaşıyor diye, her gün kuru ekmek verir. Kız orada çocuklarıyla yaşamaktadır. Çoban başka bir kadınla düğün ederken iki çocuk meydana çıkar. Çocuklar Yedi kardeşin yeğeniyiz diye aşık atmaya başlarlar. Siz kimin çocuklarısınız diye soranlara biz bu düğün edenin çocuklarıyız, anamız da kuyuda derler.
Hemen kuyunun kapağını açar köylüler, dünyalar güzeli kız ortaya çıkar. Bakmaya kıyılamaz. Bunu gören çoban düğünden döner. Kız ile çoban hep mutlu olarak yaşamaya devam ederler.
Beytullah Yıldırım Eldeş Köyü Eldesnet
Fotoğraf: Ilgın, Eldeş Köyü Yörükler Mezarlığı 2004.
Derleyen: Beytullah YILDIRIM - 06.02.2026 / 28.04.2026
Akıllı Horoz Masalı
Akıllı horoz masalı.
Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde. Develer tellal, pireler berber iken. Ben dedemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken köyün birinde akıllı bir horoz varmış.
Akıllı Horoz bir bir gün küllükte (çöplükte) eşinirken ayağının altına bir diken batarmış. Acıdan kaldırmış ayağını. Üzerine basamaz olmuş. Topallaya topallaya gidip bulmuş sahibesi ihtiyar nineyi. Ayağını göstererek:
Ayağıma diken battı. Takıver gözlüklerini de çıkarıver su dikeni. Yegane sermayen ben ve şu birkaç tavuğun. Varmı ki baskaca zenginligin? Çok canım yanıyor demiş.
İhtiyar Nine hemen takmış gözlüklerini uğraşmış uğraşmış ignesi ile çıkarıvermiş horozun ayagındaki dikeni.
Akıllı Horoz nineden bu ignesini alır. Hemen terziye koşar. İğneyi verir, yerine biraz odun alır.
Odunu taşırken tandır başında ekmek yapan bir bacıya rastlar. Yalvar yakar eder odunu verir ekmek alır. Odunu bir ekmege değişir. Ekmegi alır almaz yayla yolundaki davar güden çobana koyun sürüsüne utaşır, yetişir.
Akıllı Horoz bu, durumu hiç?
Çoban kardeş, çoban kardeş, al şu ekmeği de ver bana şu kınalı koyunu der. Çoban bakar ekmek pek azizdir. En büyük nimettir, der. Dil döker çoban ile koyun işini de halleder. Verir ekmeği alır kınalı koyunu.
Eve döner. Küllügün yükseğine çıkar. Koyun boynunda iple horozun yedeğindedir.
Öter gururlu gururlu:
Diken verdim igne aldım
İğne verdim odun aldım
Odun verdim, ekmek aldım
Ekmek verdim, koyun aldım.
Akıllı horoz başlar keyifle ötmeye:
Üü-ürü-üüü, ü-ürü-üüü, ü-ürü-üüü...
Beytullah Yıldırım Eldeş Köyü Eldesnet
Fotoğraf: Eldeş Köyü, Kümes Hayvanları Horoz
Derleyen: Beytullah YILDIRIM - 08.03.2026 / 28.04.2026
Bitmedik Yavşan Dibinde Doğmadık Tavşan
Eldeş Köyü, Bitmedik Yavşan Dibinde Doğmadık Tavşan masalı.
Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde. Develer tellal, pireler berber iken. Ben dedemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken günlerden bir gün.
Hanlı oğlan oldu, Kanlı oğlan oldu, Adalı Yusuf oldu, ben oldum, bizim oğlan oldu.
Hep birlikte düştük avuna vardık, baktık ne bakarsın, bitmedik yavşan dibinde doğmadık Tavşanı gördük.
Hanlı oğlan attı vuramadı, Kanlı oğlan vuramadı, attı vuramadı, Adalı Yusuf attı ben attım çakmaksız tüfekle fetaladım (vurup öldürdüm). Çavdar sapından bir sal yaptık, üstüne vurduk (koyduk), bir alay gittik (bir hayli), Alibeyhöyüğü (Çumra kazasına bir saat mesafede bir köy) bize beş saatti, bir saatte katlettik (kat'ettik yol aldık), döndük arkamıza bir baktık, bir arpa inliği (boyu eni) yol gitmişiz (yol almışız) Kavli karar ettik, şura şöyle gidelim. Vara vara vardık, çöl ovanın yüzünde üç bina ikisi yıkık birinin üstü yok. Üstü yok binaya geldik, içinde üç kadın yatır. İkisi ölü birinin canı yok. Karıyı tepe tepe dirilttik:
Biz susadık, bize çeşmeden, pınardan bir şeyler göster dedik.
Dedi ki: - Şurada üç kuyu var, amma ikisi kör, birinin suyu yok.
Vardık, kör kuyudan suyu çıkardık, Tekrar kadına gittik:
- Biz acıktık, bize yemek pişirecek bir bakırğaç (bakır kap) ver, dedik. Dedi ki:
- Şu yıkık binanın içinde üç bakırkaç var amma, ikisinin altı çıkık, birinin Üstü yok.
Üstü yok bakırğaça vurduk pirinç pilavını (bakır kар içine pirinç коуагак pişmek üzere ocağın üzerine koyduk). Kimimiz çakmak çakar, kimimiz çilpi çeker (ocakta yakılacak ince ufak dal parçaları). Tavşan kaldırmış kafasını tencereden (bakır kap) içinden pirinçli kafasını (başını) göstererek bize bakıp güler.
Yiyip içen açlığından kırılıp gider efendiler...
Beytullah Yıldırım Eldeş Köyü Eldesnet
Fotoğraf: Ilgın, Eldeş Köyü Çocukları ve Buzağı.
Derleyen: Beytullah YILDIRIM - 08.03.2026 / 28.04.2026
| |
ILGIN ELDEŞ KÖYÜ
|
| |
Sonuç İtibariyle
Eldeş Köyü ile alakalı araştırma ve çalışmalarımız halen devam ediyor...
Eldeş Köyü birikimi, kültürü ve tarihi köklü ve çok zengin bir hazine gibi.
Derleyen ve Hazırlayan: Beytullah YILDIRIM
Fotoğraflar: Beytullah Yıldırım / Ilgın Eldeş Köyü 2004, 2006, 2026
|
| |
SAYFA FOTOĞRAFLARI
|
| |
Sayfa Fotoğrafları
Fotoğrafları büyük görmek için üzerine tıklayınız.
Fotoğraflarİ️ Beytullah YILDIRIM / ELDESNETİ Telif hakkı nedeniyle izinsiz kesinlikle kullanılamaz.
Fotoğrafların büyük halini görmek için üzerine tıklayınız.
|
| |
KAYNAKLAR
|
| |
Sayfa bilgisi ve kaynaklar
Sayfa kaynağı: Beytullah YILDIRIM
Sayfa ekleme: 04.10.2006
Sayfa yenileme: 27.04.2026
Fotoğrafları büyük görmek için üzerine tıklayınız.
Duygu ve düşüncelerinizi ziyaretçi defterine
yazabilirsiniz.
|
| |
ELDESNET KURULUŞ: 1997
|
| |
Künye ve İletişim
Her hakkı ELDESNET'e aittir. Kesinlikle izin almadan kısmen veya tamamen kopyalanamaz ve yayınlanamaz.
Tasarımcı ve Yayıncı: Beytullah YILDIRIM E-Posta
ELDESNETİ 1997
Eldesnet Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın
|
|