Eldesnet Eldeş Köyü
Konya Ilgın Eldeş Köyü Eldesnet

eldesmasallari

ELDESNET ILGIN ELDEŞ KÖYÜ INTERNET SİTESİ
 

  ILGIN ELDEŞ KÖYÜ MASALLARI

 

 Eldeş Köyü Masalları
Türkiye  Konya İli, Ilgın lçesi, Eldeş Köyünde Selçukludan Osmanlıdan geçmişten günümüze hüküm süren kadim köy hayatının birikimi ile şekillenerek kültürünün vazgeçilmez bir parçası haline gelen sözlü nakille anlatılan türlü çeşit Eldeş Masallarına bu sayfada yer vermeye çalışacağız.
Eldesnet  ELDEŞ'TEN MASALLAR
 ✅| Eldeş Köyü Masalları
 ✅| Eldeş Masal Tekerlemeleri
 ✅| Keloğlan Masalı
 ✅| Yedi Kardeş Masalı
 ✅| Akıllı Horoz Masalı
 ✅| Eldeş Masalları Sayfa Fotoğrafları
 Değerli ziyaretçilerimiz,
Bu sayfalarda yer almasını istediğiniz yazılarınızı elektronik postae-mail ile yazabilirsiniz.

 

 

  ELDEŞ MASALLARI

  .

Eldeş Köyü Masalları Eldeş Köyü Garagız Sokağı Necdet Aral 1970
 Ilgın, Eldeş Köyünde bir zamanlar, akşam yatma saatlrine doğru isli kandil çırasının veya gaz lambasının kör ışığında büyüklerinin nizinin dibinde bir varmış bir yokmuş diye başlayan masallar ile uyurlardı. Eldeş Köyü, kadim tarihi ve zengin bir kültür birikimine sahip olup kuşaktan kuşağa anlatılarak nakledilmiştir.
Yazılı edebiyatın henüz gelişmediği dönemlerde sözlü olarak gelişen edebî anlatımlar, temel olarak aynı taslak özelliklere riayet edip, coğrafya ve kültür farklılıklarına göre birtakım değişikliklerle günümüze kadar gelmiştir. Bu anlamda sözlü edebiyatımızın en çok karşılaştığı türler de fıkra, masal, destan ve mitoloji örnekleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Anadolu Türk masal anlatımları ise, sahasında diğer toplumlara nazaran daha çok gelişmiş bir kültür mozaiği öne çıkarmaktadır.
Masallar daha ziyade hayal ürünü olup olaganüstü kahramanlar ve olayların oldugu, dinleyiciyi inandırma gibi bir kaygısı bulunmayan nesir seklindeki anlatmalardır. Masallar dinleyeni bazen şaşırtır, bazen heyecanlandırır bazen güldürür ve bazende dinleyen çocukları korkutur bazende neşelendirir. Çocukken; annelerimizin, teyzelerimizin, halalarımızın, ablalarımızın, özellikle de ninelerimizin ihtiyar kadınların anlatmıs oldukları o güzelim masalları dinleyebilmek için büyüklerimizin dizlerinin dibinde, baldan tatlı can uykularımızdan bile fedakarlık yaptıgımız bir gerçektir. Bu gerçegin yegane sahidi ise hatıralarımızdır. Büyükler masal kelimesini Eldeş'te mesel olarak ifade ederler.
Çocuklara anlatılan, çoğu insanlarla ilgili olağan ve olağandışı hadiselere dayanan ögüt verici hikaye, inanılmayacak hikaye cin ve peri hikayesi, ögüt ve ibret verici hikaye, ahlak dersi veren eser olarak da tanımı yapılmıstır masalların.
Antik dönemden Selçuklu ve Osmanlıya, benimde köyüm olan Eldeş köyünde dinlediğim hatıramda kalan bu güzel çocukluk hatırası masasallara bazı örnekleri sizlere nakletmeye çalışacağım.
Fotoğraf: Eldeş Köyü Garagız Sokağı Necdet Aral. Sene 1970.


 Eldeş Köyü Masal Tekerlemeleri Eldeş Köyü Aşağı Değirmen 1970
 Masallar genellikle bir tekerleme ile başlar. Bu tekerlemelerin çok değişik varyant ve çeşitleri de vardır.
Eldeş masallarının başında söylenen iki ayrı masal tekerlemesi:

Bir varımıs, bir yoğmuş,
Evvel zaman içinde,
Galbur samanın içinde,
Ben anamın beşigini,
Tıngır mıngır sallarken.
Anam düstü beşikten,
Babam düstü eşikten,
Biri gaptı maşayı,
Biri gaptı meşeyi,
Dolandım dört köşeyi,
Nasılsa bir delikten atladım dışarı.
Mahallenin uşakları çok haşarı,
Bir şamar vurdular boynuma.
Gözlerim fırladı dışarı,
O gızgınlığıla düştüm yola.
Var varanın, sür sürenin.
Ekini çoktur Saracığın.
Derken efendimin ağası,
Az gettim, uz gettim,
Dere depe düz gettim.
Çayır, çimen geçerek,
Arpa bugday biçerek,
Soguk sular içerek,
Altı ay yaz, bir güz gettim.
Dönüp bir de ardıma baktım,
Bir arpa boyu yol getmisim...

Ilgın civarında söylenen bir başka masal başlama manisi:
Bir varımıs, bir yogumus,
Allâh’ın günü pek çogumus.
Evvel zamandayken,
Galbur samandayken,
Zaman zaman içinde,
Cinler, periler top oynarken,
Eski hamam içinde,
Beni yola saldılar.
Yolda bir darak buldum,
Daragı yere virdim,
Yer bana çayır virdi.
Çayırı çobana virdim.
Çoban bana guzu virdi.
Guzuyu yörüge virdim,
Yörük bana at virdi.
Elime berat virdi,
Bindim atın sırtına,
Sürdüm gettim Cezayir’e.
Hep güzeller bene bakar,
Oradan öte Çiğilin dağları.
Dinleyin bakalım su masalı.

Beytullah Yıldırım Eldeş Köyü Eldesnet
Fotoğraf: Eldeş Köyü, Yukarı Mahallesi, Dere Mevki, Aşağı Değirmen Necdet Aral. Sene 1970.
Derleyen: Beytullah YILDIRIM - 06.02.2026


 Eldeş Köyü Keloğlan Masalı Eldeş Köyü Aşağı Değirmen 1970
 Keloğlan Dağa Oduna Gidiyor Masalı

Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde. Develer tella, pireler berber iken. Ben dedemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken bir Keloğlan varmış.
Orta Anadoluda Keloğlan ve annesi mutlu mesud yaşıyorlarmış. Annesi onu çok sever a benim kel oğlum keleş oğlum, canımın içi oğlum, büyüde anana bak, anan ihtiyarlıyor a oğlum`dermiş. Anası bunu söyledikçe keloğlan tembel tembel yatar, şımarır; “A benim canım anam, gözümün nuru anam, hele sen bir goca, keloğlan bakar anam” diye cevap verirmiş. Keloğlan öyle üşengeçmişki hiç yerinden kalkmazmış. Anası getirir yermiş, anası getirir içermiş.
Bir gün annesi yemek yapmak için küçük bakır kazanı küllenmiş özü közü kalmamış sönemk üzere olan ocağın üzerine koymuş. Gidip biraz odun getireyim şu ateşi canlandırayım demiş.
Anası gide dursun Keloğlan anasına yattığı yerden seslenip aman anam canım anam ben çok acıktım demiş. İhtiyar anası da canıma minnet git o zaman odunluktan odun getirde sana güzel bir bulgur pilavı pişireyim demiş.
Keloğlan anasının yanına gelip odunun bittiğini sölemiş. Anası Keloğlan’a yalvarmış yakarmış, kel oğlum sen git odun getir, ben seni ne kadar güzel bakıp besleyeceğim” demiş. Keloğlan da “o zamn bana bir ölçek kavurga verirsen giderim” demiş.
Annesi de ona önceden yaptığı kavurgayı vermiş. Yeterki gönlü olsun, boş boş yatmayı ve tembelliği bırakıp, gitsin odun getirsin demiş.
A oğlum hem gavurganı ye hemde dağa gidip biraz odun topla getir o demiş.
Keloğlan anasının verdiği gavurgayı ceplerine doldurmuş, heybesini, ipini ve küçük baltasını alıp dağa koruya doğru yola çıkmış.
Az gitmiş uz gitmiş dere tepe düz gitmiş altı ay bir güz gitmiş, masal bu ya nihayet odunları doplayacaği dağın içndeki çam ormanına gelmiş.
Keloğlan önce biraz gavurga yemiş açlığını bastırmış karnını doyurmuş, heybesindeki küçük yatıktan suyunu içmiş. Sonra biraz odun toplamış üst üste yığmış. Derken biraz oyuna dalmış ordan oraya gidip gelirken oynarken zamanın nasıl geçtiğinin farkına varamamış. Nihayet gün gurub edip ormana karanlık çökmeye başlamış. Keloğlanı bir telaş bir korku sarmış.
Hemen heybesini ve topladığı odunları bağlayıp sırtlanmış ama nafile gideceği yönü karanlıkta bir türlü bulamıyormuş.
Yüksekçe bir yere gelmiş uzaklarda bir yerde horoz ötüyor onun sesi geliyormuş, başka bir yerden ise küçük te olsa bir ışık görünüyormuş.
Keloğlan acaba horoz öten yeremi gitsem yoksa ışık yanan yeremi gitsm diye kendi kendine mırıldanmış.
Yorgun ve korku içerisinde olan Keloğlan nihayet aydınlık olduğunu düşünerek ışık yanan yere gitmeye karar vermiş.
Işık yanan yere gelmiş. Bu ev bir dev karısının eviymiş. Kapıyı çalmış bir dev karısı Keloğlan'ı içeriye almış.
Güzelce karınını doyurmuş. Sonra da yatağa yatırmış. Keloğlandan başka dev karısının evinde başka çocuklar da varmış onlar önceden gelmiş uyuyorlarmış.

Dev karısı çocukların uyuduğunu görünce artık dişlerini bilemeye gitmiş. Keloğlan, dev karısının onu ve öteki çocukları yiyeceğini bildiği için uyuyamamış. Dev karısı dişlerini keskince bilemiş. Keloğlan ve arkadaşlarının yanına gelmiş, “Kim uyuyor, kim uyanık?” diye homurdanmış.
Keloğlan “Hepsi uyuyor, bir ben uyanığım” demiş. Dev karısı, “Sen niye uyumadınki” diye sormuş. Keloğlan “Anam bana uyumadan önce kavurga kavururdu, ben onu yerken uyuyakalırdım” demiş. Dev karısı söylene söylene gitmiş, buğday kavurgası kavurmuş getirmiş. Keloğlan kavurgayı yemiş.
Dev karısı tekrar gelip sormuş ”Kim uyudu, kim uyanık?” demiş. Keloğlan, “Hepsi uyuyor, bir ben uyanığım” demiş. Dev karısı “Sen niye uyumadın Keloğlan” demiş. Keloğlan, “Anam bana uyumadan bir sini baklava ediverirdi. Ben onu yerken uyuyakalırdım” demiş.
Dev karısı homurdana homurdan gidip baklava edip gelmiş. Keloğlan baklavayı da afiyetle bir güzel yemiş.
Dev karısı tekrar gelmiş, “Kim uyuyor, kim uyanık?” demiş. Keloğlan, “Hepsi uyuyor, bir ben uyanığım” demiş. Dev karısı “Sen niye uyumazsın Keloğlan?” demiş. Keloğlan hem uyumuyor hem de akıllı ve uyanık “Hey nenem demiş, kavurgayla baklava beni susatınca anam bana dereden kalburla su getirirdi, ben o suyu içince hemen uyuyakalırdım” demiş.
Dev karısı gitmiş dereye kalburu suya daldırıp içini suyla doldurup çıkarınca su alttan akıp gidiyormuş, bu böyle epeyce sürmüş. Dev karısı kalburla su getireceğim diye uğraşırken derken sabah olmuş. Keloğlan yanında uyuyan arkadaşlarını uyandırmış. Hepsi o evden dev karısı görmeden koşarak kaçmışlar.
Yola varınca Keloğlan, “Ben çarıklarımı unuttum alayım da geleyim” demiş. Arkadaşları o kadar gitme diye ısrar edip dedilerse de Keloğlan dinlemeiş geri dönmüş.
Keloğlan, Dev karısına iyi bir ders vermye karar vermiş eve geri dönmüş.
Vardığında dev karısı kızgın bir şekilde söyleniyor “balım yağım diyemedim, kuzu etleri yiyemedim” diye homurdanıyormuş.
Keloğlan da o sırada “Ebe ibibik” demiş. Dev karısı hemen gelmiş onu tutmuş. Bu sefer bir torbanın içine koymuş, bir daha elinden kaçamasın diye torbanın ağzını sıkıca bağlamış. Hemen onu yemek için dişlerini bilemeye gitmiş. O gidince Keloğlan torbayı cebindeki çakı bıçağıyla yırtmış. Çuvala Dev karısının bir danası varmış onu koymuş çuvalın ağzını tekrar bağlamış. Tavana çıkıp saklanmış.
Dev karısı dişlerini bilemiş, eline bir değnek almış. Başlamış çuvalın içindeki Keloğlan diye danaya vurmaya. Arada sırada dana böğürürmüş. Dev karısı da “Ben seni benim dana gibi büyütürüm” işte böyle demiş.
Siniri geçtikten sonra, bir de çuvalı açmış ne görsün, kendi danası çuvalın içinde dayaktan hışır olmuş. Dev karısı “Emme Keloğlan ben de bunu senin yanına komam” demiş.
Tam o sırada tavanda Keloğlan “Ebe ibibik” demiş. Dev karısı “Vay Keloğlan oraya nasıl çıktın?” demiş.
Keloğlan da “Ondan kolay ne var. Bir kazan su kaynattım, onun üstüne cam koydum, bastım çıktım” demiş.
Dev karısı suyu kaynatmış, üstüne de camı koymuş. Üzerine çıkınca cam kırılmış. Dev karısı kaynar sıcak suda yandım yandım diyerek ölmüş.
Keloğlan tavandan inmiş. Dev karısının bütün malını mülkünün hepsini almış. Köyüne getirmiş.
Yemiş, içmiş ve muradına ermiş.

Beytullah Yıldırım Eldeş Köyü Eldesnet
Fotoğraf: Eldeş Köyü, Yukarı Mahallesi, Dere Mevki, Aşağı Değirmen Necdet Aral. Sene 1970.
Derleyen: Beytullah YILDIRIM - 03.02.2026


 Yedi Kardeş Masalı Eldeş Köyü Aşağı Değirmen 1970
 Keloğlan Dağa Oduna Gidiyor Masalı

Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde. Develer tella, pireler berber iken. Ben dedemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken bir ana babanın yedi tane oğlu varmış.
Bu oğlanlar her gün ava giderlermiş. Avladıkları hayvanları etlerini, kürklerini satıp evlerini geçindirirlermiş. Gel zaman git zaman, anneleri yine hamile kalıvermiş. Yedi kardeş sevinmiş. Her zaman bir kız kardeş isterlermiş. Anneleri hamile olduğundan evde de bahçede de her işi yedi kardeş hep birlikte yaparlarmış. Annelerine iyi bakmışlar. Dokuz ay on gün sonra annelerinin doğum sancısı tutmuş.
Yedi Kardeş de köylerinde doğum işlerinde mahir Goca ebe nineyi çağırmışlar. Ebe eve gelmiş. Oğlanlar da ebeye: “Ebe nine biz gidiyoruz.” demişler. “Annem kız doğurursa eve kırmızı bayrak asın, erkek doğurursa kara bayrak asın.” demişler.
Anneleri çok güzel bir kız çocuğu doğurmuş. Kızı olduğu için çok mutlu olmuş. Oğulları eve geri dönecek diye de çok sevinmiş. Fakat ebe nine fesatlanmış bu kadar çok çocuğu olan aileyi çekememiş. Hersinden oğlanlar eve geri dönmesin diye eve kadın görmeden kara bayrak asmış. Akşam olmuş Yedi Kardeş evlerinin karşısındaki kaleye çıkmışlar. Yeni kardeşler yeni doğan kardeşleri acaba doğdu mu? kız mı erkek mi? diye çok merak etmişler. Bir de bakmışlar ki, evlerinin üstünde kara bir bayrak asılı.
Bunu gören kardeşler çok üzülmüş. Artık eve dönmeyip dağın başında bir kulube yapıp oraya yerleşmişler. Aradan uzun seneler geçmiş. Kız büyümüş, serpilmiş güzeller güzeli olmuş. Sokakta arkadaşları ile aşık oynarken biri “yedi kardeşli kız” diye seslenmiş. “Sen yedi kardeşin kız kardeşisin” demiş. Kız da merak etmiş. “Neden bana böyle seslendin?” diye sormuş arkadaşına. Arkadaşı da “Ben söyleyemem, annem kızar bana. Sen en iyisimi git de kendi annene sor” demiş. Kız çok şaşırmış ilk defa duyduğu bu söze.
Hemen annesinin yanına gitmiş. Anne, arkadaşım bana “yedi kardeşli kız” dedi. Bu ne demek oluyor? diye sormuş. Annesi söylemek istememiş. Oğulları gibi kızının da evden ayrılmak istemesinden korkmuş. İlk önce kem küm etmiş. Nihayet işin doğrusunu söylememiş. Kız “Anne kavurga yap da yiyelim” demiş. Annesi kavurga yapmış, bir avuç dolusu sıcak kavurgayı kızına uzatmış. Kızı da annesinin ellerini sıkıca tutmuş annesinin elleri yansın istemiş. “Eğer bana kardeşlerimin yerini söylemezsen ellerini bırakmam” demiş.
En sonunda annesi tamam kızım demiş. Anlatmış olanları. Kızım, hepsi senden büyük yedi oğlan kardeşin var. Sen doğmadan önce dağa gittiler bir daha da gelmediler demiş. O vakit kız, onların yanına gitmek istemiş. Annesi Kızım nasıl gidersin? Yolda canavarlar vardır, dağda devler vardır. Seni bir yudumda yutuverirler demiş. Kız illa inadından vazgeçmemiş.
O vakit annesi, Şu dağın başındaki bayrak dikili ev var ya, hah işte orada yaşar senin ağabeylerin demiş. Senin beline bir poşu bağlayacağım, o poşuyu hiç düşürme belinden demiş. Bu poşuyu ip gibi pencerenin tepesine bağla, pencereden içeri gir, dolabın içine saklan demiş.
Kız sevinçle abilerimi göreceğim diye yolda koyulmuş. Dağ bayır çıkarken, gece gündüz giderken poşu belinden düşmüş. Ne yaptıysa alamamış. Yardan aşağı akan derenin suyuna karışıp gitmiş.
Kız nihayet ağabeylerinin evinin yanına varmış. Bu evin bir kedisi, bir de küçük köpeği varmış. Evin kapısıküskülü sıkıca kapalıymış. Kız bir yolunu bulup pencereden evin içine girmiş. Avcı olan ğabeyleri avda imiş.
O gün ağabeyleri avdn keklik ve bir Tavşan avlayıp getirirlermiş. Kız bunlardan gizli olarak ateşi yakmış. Yemekler hazırlarmış. Ne yemek yaptıysa kediye de köpeğe de verirmiş. Sonra annesinin sözü aklına gelmiş sessizce dolaba saklanmış.
Akşam olmuş. Yedi Kardeşler eve gelmişler. Bakmışlar ki, yemekler pişmiş, sofra kurulmuş. Allah Allah bu ne iştir? diye şaşırıp kalmışlar. Bizi bilen tanıyan çekinir buraya gelmez demişler.
Bu devlerin içinden gçipte buraya kim çıkar gelir ki demişler. Sıra ile nöbet beklemeye başlamışlar. İlkin büyük kardeş beklemiş. Kız yine kalkmış, yemekler hazırlamış.
Kardeşleri gelmeden saklanmış. Kardeşleri gelmiş, bakmışlar yine sofra hazır. Sormuşlar kardeşlerine “Eee ne oldu?” demişler. Büyük kardeş “Ben uyuyakaldım, göremedim” demiş.” Diğer kardeşler de beklemişler. Hepsi uyuyakalmışlar. En küçük kardeşleri: “Bu sefer ben beklerim, yakalarım” demiş. Ağabeyleri ava gidince küçük olan beklemeye başlamış.
Kız yine gizlendiği dolaptan çıkmış. Yemek hazırlamaya başlamış. Küçük kardeş hemen kolundan tutuvermiş kızı. “İn misin, cin misin?” diye sormuş. Kız: “Ne inim ne de cinim. Sizi yaratan Allahın kuluyum” demiş. “Ben sizin bacınızım” demiş. Küçük oğlan: “Sen böyle büyüdün mü? Sen böyle güzelleştin mi?” diye sevmeye başlamış bacısını.
Öbür ağabeyleri de gelmiş. Onlar da bacılarını çok sevmişler. “Bizim günde cebimizden üç tane üzüm düşer” demiş. “Biri kara kedinin, biri köpeğin, biri senin. Lakin onları vermezsen, kedi çıkar işer ateşini söndürür demiş. Kız da her gün ona üzüm verirmiş.

Kız bir gün kediyi aramış aramış bulamamış. Aman bunu da köpek yesin demiş. Kedi gelmiş miyavlamış. Üzüm yiyemeyince gitmiş ateşi söndürmüş. Kız da kardeşleri için yemek yapacak. Dur bakayım, bir ateş bulur muyum? diye evden çıkmış. Bir yol tutturmuş, yürümeye başlamış. Biraz gittikten sonra, karşıdaki bir evin bacasından duman çıktığını görmüş.
Koşa koşa eve varmış, pencereden bakmış. Bir de bakmış bir kadın mutfakta iş görüyor. Kapıyı çalmış ateş istemiş. Oraya giderken yine poşu cebinden düşmüş. Kız gidermiş poşu gidermiş, kız gidermiş poşu gidermiş…
Orada bir gelin yemek yaparmış. Dünya güzeli bir kızmış. Meğer Devler onu kaçırmış. Sen buraya nasıl geldin? demiş. Aman devler kokunu alır demiş. Bunlar seni öldürür demiş. Kıza ateşi vermiş çabuk buradan evine git demiş.
Kız da yola hızlı hızlı giderken ayağı kaymış düşmüş. Devler kızı arkasından takip etmeye başlamış. Kız alel acele eve girmiş kapıyı içeriden kilitlemiş. Devler kapıya dayanıp zorlamaya başlamış. Kapıyı açamayınca devler demişki Bari kapının deliğinden parmağını uzat demişler. Kız da parmağını uzatmış. Devler kızın kanını eme eme kızı bayıltmış.
Akşam olup kardeşleri gelirken demişler ki bu kız ne yaptı acaba? Ne evin bacası tütüyor ne ışık yanıyor. Kapıyı bir açmışlar ki kız kardeşleri yerde boylu boyunca yatar. Kızı ayılınca olanı biteni bir bir anlatmış.
Sonra gel zaman git zaman yedi kardeşin yedisi de evlenip barklanmış. Bacım senin de kısmetin çıkarsa evlendiririz demişler.

En küçük kardeşin karısı bacılarına bir oyun etmiş. Yılanlı çeşmeden testi ile su getirmiş, kıza içirmiş. Kızın karnı şişmiş. O zaman küçük kardeşin karısı kardeşlere bu kız size boynuz taktı, hamile kaldı diye iftira atmış.
Kardeşleri bizi bilen bizi tanıyan kişi kapımızdan geçmez, nasıl olur böyle şey demişler. Bacılarını bir ata bağlamışlar. Ata bir kırbaç vurup, salıvermişler. At bir çobana denk gelmiş. Çoban kıza sormuş in misin, cin misin diye. Kız da ne inim ne cinim, ben de senin yaratan Allah’ın bir kuluyum demiş.
Çoban güneş mi doğdu, ay mı doğdu? demiş. Kız güneşim sensin, ayın da ben olayım diye karşılık vermiş. Çoban kızı attan indirmiş. Derdini dinlemiş. Çoban seni tedavi ederim ama bana varırmısın demiş. Kız da tamam deyip bu çobanla evlenmiş.
Kız ile çoban karı koca olmadan önce çoban gider, koyunları sağar. Kızı yüksek bir yere yatırır, gözlerini bağlar. Önüne sağdığı sütü koyar. Kızın ağzındaki yılanlar gelip gelip süte düşer. Sonra çoban kızın gözünü açar ve sonrasında çoban davullu zurnalı düğün yapar.
Kız ağzından çıkan yılanları iyice kurutur. Kardeşlerine gitmek isteyen kız, çobanı buna zar zor ikna eder. Kız her kardeşine bohça içinde hediye götürür. Küçük kardeşinin karısına da kuruttuğu yılanları koyar. Kardeşlerine gitmeden önce de hamile kalır.
Geri evine gelir. Aradan çok zaman geçtiği için çoban bunu kıskanmaya başlar ve kızı bir kuyuya atar. Kız, çocuğunu burada doğurur. Bir oğlu bir kızı olur. Çoban bu arada kız orada yaşıyor diye, her gün kuru ekmek verir. Kız orada çocuklarıyla yaşamaktadır. Çoban başka bir kadınla düğün ederken iki çocuk meydana çıkar. Çocuklar Yedi kardeşin yeğeniyiz diye aşık atmaya başlarlar. Siz kimin çocuklarısınız diye soranlara biz bu düğün edenin çocuklarıyız, anamız da kuyuda derler.
Hemen kuyunun kapağını açar köylüler, dünyalar güzeli kız ortaya çıkar. Bakmaya kıyılamaz. Bunu gören çoban düğünden döner. Kız ile çoban hep mutlu olarak yaşamaya devam ederler.

Beytullah Yıldırım Eldeş Köyü Eldesnet
Fotoğraf: Eldeş Köyü, Yukarı Mahallesi, Dere Mevki, Aşağı Değirmen Necdet Aral. Sene 1970.
Derleyen: Beytullah YILDIRIM - 06.02.2026


 Akıllı Horoz Masalı Eldeş Köyü Kümes Hayvanları Horoz
 Akıllı horoz masalı.

Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde. Develer tellal, pireler berber iken. Ben dedemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken köyün birinde akıllı bir horoz varmış.
Akıllı Horoz bir birgün küllükte (çöplükte) eşinirken ayağının altına bir diken batarmış. Acıdan kaldırmış ayağını. Üzerine basamaz olmuş. Topallaya topallaya gidip bulmuş sahibesi ihtiyar nineyi. Ayağını göstererek:
Ayagıma diken battı. Takıver gözlüklerini de çıkarıver su dikeni. Yegane sermayen ben ve şu birkaç tavuğun. Varmı ki baskaca zenginligin? Çok canım yanıyor demiş.
İhtiyar Nine hemen takmış gözlüklerini uğraşmış uğraşmış ignesi ile çıkarıvermiş horozun ayagındaki dikeni.
Akıllı Horoz nineden bu ignesini alır. Hemen terziye koşar. İğneyi verir, yerine biraz odun alır.
Odunu taşırken tandır başında ekmek yapan bir bacıya rastlar. Yalvar yakar eder odunu verir ekmek alır. Odunu bir ekmege değişir. Ekmegi alır almaz yayla yolundaki davar güden çobana koyun sürüsüne utaşır, yetişir.
Akıllı Horoz bu durumu hiç?
Çoban kardeş, çoban kardeş, al şu ekmeği de ver bana şu kınalı koyunu der. Çoban bakar ekmek pek azizdir. En büyük nimettir, der. Dil döker çoban ile koyun işini de halleder. Verir ekmeği alır kınalı koyunu.
Eve döner. Küllügün yükseğine çıkar. Koyun boynunda iple horozun yedeğindedir.
Öter gururlu gururlu:
Diken verdim igne aldım
İğne verdim odun aldım
Odun verdim, ekmek aldım
Ekmek verdim, koyun aldım.
Akıllı horoz başlar keyifle ötmeye:
ü-ürü-üüü, ü-ürü-üüü, ü-ürü-üüü...

Beytullah Yıldırım Eldeş Köyü Eldesnet
Fotoğraf: Eldeş Köyü, Kümes Hayvanları Horoz
Derleyen: Beytullah YILDIRIM - 08.03.2026



Eldeş Köyü Masalları ile alakalı çalışma ve araştırmalarımız devam ediyor...
Kültürümüz ve edebiyatımız köklü ve çok zengin.
Derleyen ve Hazırlayan: Beytullah YILDIRIM - 31.03.2022

Fotoğraflar: Beytullah Yıldırım / Ilgın Eldeş Köyü 2004, 2006, 2026

 

  FOTOĞRAFLAR

 

 Sayfa Fotoğrafları:

     
 Fotoğrafları büyük görmek için üzerine tıklayınız.

 

  KAYNAKLAR

 

ELDESNET  Sayfa bilgisi ve kaynaklar:
 Sayfa kaynağı: Beytullah YILDIRIM
 Sayfa ekleme: 31.03.2022
 Sayfa yenileme: 08.03.2026
 Fotoğrafları büyük görmek için üzerine tıklayınız.
 Duygu ve düşüncelerinizi ziyaretçi defterine yazabilirsiniz.

  ELDESNET KURULUŞ: 1997

Her hakkı ELDESNET'e aittir. Kesinlikle izin almadan kısmen veya tamamen kopyalanamaz ve yayınlanamaz.
E-Posta: Tasarımcı ve Yayıncı: Beytullah YILDIRIM
ELDESNETİ 1997

Eldesnet Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın.
   
 
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol