| |
Eldeş Köyü Günlük Hayatı
Konya, Ilgın, Eldeş Köyü, Orta Anadolu'da Sünni Müslüman, Türk, Türkmen, Yörük yerleşimi olarak günlük hayatı karakteristik özelliklerini taşımaktadır.
Gelenekleri ve görenekleri oldukça zengindir. Hemen her hadisede kalıplaşmış adet ve görgü birikimi öncelikle yerine getirilir.
Eldeş Köyü gelenek ve göreneklerinin oluşturduğu kültür, folklor birikimi yazılı olmayan bir yaşamın her alanında bariz olarak görülmektedir.
Günümüzde uygulanması hızla azalan bu gelenekler unutulmaya ve kaybolmaya yüz tutmuştur.
Geçmişten günümüze bir kişinin hayatındaki doğumdan ölüme bütün dönemlerindeki gelenek ve göreneklerimize yer vermeye çalışacağız.
Fotoğraf: Eldeş Köyü, Caminin Önü genel bir görünümü. Beytullah Yıldırım. Sene 2004.
Eldeş Köyü Doğum
Hayatın başlangıcı olan doğum:
Eldeş Köyünde, doğum öncesi, doğum sırası ve sonrası hakkında yaşananlar.
Doğum, hemen her zaman mutlu bir olay olarak kabul edilmiştir. Dünyaya gelen her çocuk sadece anne ve babasını değil, aynı zamanda ailesini akrabaları, komşuları, soyunu ve eşi dostu da sevindirmiştir. Çünkü her doğum ailenin, akrabaların, soyun ve sopun sayısını artırmaktadır; sayı artışıysa gücün, dayanışmanın artması demektir. Özellikle küçük topluluklarda ve etnik gruplardaki aileler, nüfuslarının çokluğu oranında kendilerini güçlü ve dayanıklı hissetmektedirler. Yaygın olan, “çocuk, ailede ocağı tüttürür” sözü de toplumun bu konudaki değer yargısını açığa vurmaktadır.
Doğum öncesi
Çocuk sahibi olmaya karar verilmesinden başlayarak, doğum olayının başladığı döneme kadar olan bölümü içermektedir. Hayatın başlangıç noktası olan doğum, yüzlerce âdetin, inanmanın uygulandığı bir dönemdir. Bu ailede anne baba adaylarının kadını gebe kalmasıyla başlayar. Gebe kadının gebeliğinin başlangıcından doğuma kadar geçen sürede pek çok âdete, inanmaya, geleneğe, göreneğe, uyması beklenir. Her toplumda evliliğin bir doğal sonucu olarak çocuk istenir.
Gebelik gerçekleşmiyorsa, nadiren de olsa kısır olma hususu gündeme gelir ve ilk olarak anne adayı kadında bir kusur olup olmadığı araştırılır. Kısırlığa karşı çare aranması, hamilelikte oluşabilecek aksiliklerin ve hastalıkların önüne geçilmesi ve de aşerme gibi olaylar doğum öncesinde yaşanan hadiselerdir.
Köyde önceden çocuğu olmayan kadınların karnı kuşakla sarılırdı. Bu yöntem kadının kasığı düşükse yapılırdı. Buna “karın çekme” ya da “karın sarma” denilmektedir. Kadının kasıkları el hareketleri ile çekilirdi. Eski insanlar genellikle evlendikten sonra kadın olsun erkek olsun bel kısımlarına kısa veya uzun bir kuşak sararak bunu adet haline getirirlerdi.
Eski bir inanışa göre; Kadının hamile kalması için bir yöntemde, çocuğu olmayan bir kadın, büyük bir kazanın içerisine oturtulup, içinde yıkanırdı. Göstermelik olarak da kazananın altına odun atılır, ancak kazanın altı yakılmazdı.
Hamilelik
Bir kadın hamile kalmış, loğusa olmuş ise yapılan uygulamalar da vardır. Hamilelikte, aş erme vardır. Hamile kişi canı ne isterse onu yerdi. Hamileyken çocuğun cinsiyetini öğrenmek için yapılan bazı inanışlar da vardı. Hamile bir kadın otururken ona hissettirmeden başına tuz ekilir, daha sonra karşısına geçip, el kol hareketleri takip edilirdi. Eğer kadın önce ağzına dokunursa kızı, burnuna dokunursa erkek çocuğu olacağına inanılırdı.
Doğum
Köyün doğum şinde maharetli ve deneyimli ihtiyar kadınları ebe olarak doğuma çağrılırdı. Evde olan doğum sırasında, kadınların doğum anında yaşadıkları zorlukları gidermek, kolay doğum yapmalarını sağlamak amacıyla Besmele ile başlanır, sıcak sular hazırlanır, dualar okunur, uygun bir ortam hazırlanırdı.
Doğumun şerefine erkekler silah atarlar, heyecanla ve merakla doğumun hayırlısıyla neticelenmesini beklerlerdi.
Eldeş köyünde, eskiden doğumlar evlerde yapılmaktaydı. Doğum, köyün ebesi olan kişi ve doğum yaptırabilen bilgili kadınların yardımıyla yaptırıldı. Doğum sancısı gelen kadın evinde, köydeki doğumu yaptıran kişilerin uyguladığı yöntemlerle doğum yapardı. Doğum gerçekleştikten sonra çocuğun göbek bağı kesilir, çocuk kundaklanır ve annesine verilirdi.
Günümüzde köylerde doğum yapılmamakta, doğumlar daha çok yakın ilçe ve şehirlerdeki hastanelerde yapılmaktadır.
Doğum Sonrası
Doğumdan sonra, bebeğin düşen göbek bağının gömülmesi, muska ve nazarlık takılması, anne ve bebeğin kırk basmasından korunması gibi inançlar ve adetler vardır bunlara dikkat edilir.
Çocuğa isim verme işi köyün hocası veya bebeğin dedesi bebeğe ismini verir. Bebeğin ismine kara verildikten sonra kulağına ismini okuyacak kişi abdest aldıktan sonra çocuğu kucağına alır. Doğumundan takriben yedi gün içerisinde sağ kulağına ezan ve sol kulağına kamet okur. Ardından Rabbimiz'in (C.C.) bize verdiği hediyenin sağ kulağına ismi söyler. Hayr duaları edilir. Bebeğe “adınla yaşa” denir. Bebek bu isimle bir ömür boyu yaşar.
Çocuğun eli ayağı düzgün olsun diye güzelce belek adı verilen önceden hazırlanmış pamuklu bezlerle belenerek sıkıca bağlanırdı. Bebek kız olsun erkek olsun farketmez genelikle el ögüsü güzel renkli ve süslü kıyafetler fistanlar, şapka ve patikler giydirilirdi. Çocukların altları pişik olmasın diye önceden hazırlanmış pamuklu ısıtılmış bez ve çocuk toprağı ile belenirdi. Eskiden bebeklerin altına bezin üzerine “muşamba” çekilirdi, şimdiki gibi hazır bezler yoktu. Bu muşambalar elle yıkanır ve tekrar kullanılırdı.
Bebek yatırılırken beşiği varsa beşikte yoksa ayakta sallanarak uyutulur ve uygun bir yere yatırılırdı.
Çocuğun kırklaması, bebek 40 günlük olduğunda kırkı ıkar ve kırk uçurma adeti yapılırdı. Bundan sonra bebeğin teni kokmasın diye tüm vücudu tuzlanır. Bebeklikte tuzlanmayan çocukların teni büyüyünce kokar. Bebek tuzlandıktan sonra artık bu 40 taş atılan su ile bebek yıkanır. Böylece bebek kırklanmış olur ve bebek yıkandıktan sonra üzerine güzel kıyafetler giydirilir. Genel adete göre kız çocukları 28-29 günde, erkek çocukları 40 günde kırklanır.
Hastalık
Eldeş köyü kültüründe aydaş aşı çocuklar hasta olduğunda ya da iyice zayıfladığında yapılırdı. Yapılışı; üç yol ortasına bir kazan kurulur, kazanın içerisine su koyulur ve içine çocuk oturtulur. Daha sonra bu kazanın içindeki su ile çocuk yıkanır. Kazanın altına göstermelik odun atılır ancak odunlar yakılmaz. Aydaş aşı bu şekilde yapılırdı.
Sonuç olarak
Yapılan bu uygulamalar ve ritüeller, çocuk sahibi olma isteğinin yanında, Türk kültüründe soyun devamlılığı için önemli bir işleve sahiptir.
Beytullah Yıldırım Eldeş Köyü Eldesnet
Fotoğraf: Eldeş Köyü Doğum Bebek beleği ve alt toprağı.
Derleyen: Beytullah YILDIRIM - 22.02.2026
Eldeş Köyü Sünnet Merasimi
İslam dini erkek çocukları için vecibelerinden birisi olan sünnet.
Sünnet Düğünü
Türkiye’de çocukla ilgili İslami kaynaklı bir gelenekselleşmiş uygulamalardan birisi de sünnettir. Dini ve törenler ve adetler içerisinde en yaygın olanı sünnet geleneğidir. Her anne ve baba bu geleneğini en uygun ve kısa zamanda yapmayı ister.
İslâm dininde Sevgili Peygamberimizin yaptığı, uyguladığı ya da yapmayı, uygulamayı öğütlediği şeylere uymaya “sünnet” denmektedir. Geleneğin köklü oluşunun bir başka gerekçesi de İslâm dininin kurucusunun bedensel bir özelliği, bütün Müslüman erkek çocuklarına doğuşlarından sonra sünnet yapılmaktadır.
Sünnet işleminin uygulanmasındaki esas amaç dini kurallara uymak ve Peygamberin sünnete verdiği önemden kaynaklanmaktadır.
Sünnet merasimi, sünnet tarihinin belirlenmesiyle başlar. Bu tarihten sonra sünnet davetiyeleri bastırılır, sünnet için alışveriş yapılır. Alışverişte çocuğa sünnetlik, pijama gibi kıyafetler alınır.
Daha sonra sünnet merasimi için yemek malzemeleri alınır, aşçı tutulur. Sonra Sünnet çocuğunun sağdıcı belirlenir. Sünnetten önce sünnet çocuğunun odası süslenir, balonlar takılır, yatağın etrafı tüllerle çevrilir. Duvara seccade asılır.
Sünnete gelen misafirler, yanlarında sünnet çocuğuna hediye getirirler. Sünnet olan çocuğun yakınları altın veya para takar. Bu hediyeler bazen saat ve benzeri olurdu.
Hoca tarafından Kur'an okunup dua edilir. Daha sonra misafirler yemekler dağıtılır. Bu arada sünnet çocuğu, sünnet olmak için eve girer ve sünnetçi gelir. Çocuk sünnet edilirken yine tekbir getirilir. Böylece merasim bitmiş olur. Sünnet olan çocuk artık erkek adam olmuştur.
Beytullah Yıldırım Eldeş Köyü Eldesnet
Fotoğraf: Eldeş Köyü, Bir Sünnet Düğünü Sene 2011.
Derleyen: Beytullah YILDIRIM - 06.02.2026
Eldeş Köyü Hoca Mektebi
Sonsuz ahiret hayatımızı kazanabilmemiz için Dinimiz İslam'ı öğrendiğimiz Hoca Mekteplari.
Hoca Mektebi, Kur'an Kursu
Eldeş köyünde her çocuk bülüğ çağına yani dinen mesul olmadan önce evde aile büyükleri tarafından dinini yaşayarak öğrenmeye başlar.
Köy camilerinde genellikleyaz mevsiminde okulların tatile girmesiyle Hoca Mektebi, Kur'an Kursu açılır. Camii imamı Hocalar tarfından çocuklara temel ilmihal İslami bilgiler, Kur'an okuma, namaz sureleri ve ibadetlerin nasıl yapılacağı öğretilir.
Hoca, kız ve erkek talebelere Elif cüzünden başlayarak Kur'an-ı Kerim okumasını öğretir. Bu eğitime bütün aileler çocuklarını mutlaka gönderir.
Çocuklar, Eldeş köyünde inanç ibadet ve bütün İslami bilgilerin temelini bu Hoca Mekteplerinde öğrenirler.
Beytullah Yıldırım Eldeş Köyü Eldesnet
Fotoğraf: Eldeş Köyü, Hoca Mektebi Kur'an Kursu, Hoca ve Talebe Çocuklar.
Derleyen: Beytullah YILDIRIM - 22.02.2026
Eldeş Köyü Okul Eğitim
Eldeş Köyünde eğitim öğretimin başladığı ilkokul.
Eğitime ilk adım.
Eldeş köyünde kız erkek her çocuk resmi eğitim olarak ilkokul çağına gelince okula başlar.
Eldeş İlköğretim okulu günümüzde kapandığı için eğitime ataşıalı olarak Ilgın'da taşımalı olarak devam edilmektedir.
Sabah saatlerinde köyden hareket eden servisler ile öğrenciler ilçeye taşınmaktadır.
Çocuklar, Eldeş köyünde eğitim öğretime önem vermektedir.
Beytullah Yıldırım Eldeş Köyü Eldesnet
Fotoğraf: Eldeş Köyü İlköğretim Okulu Sene 2005.
Derleyen: Beytullah YILDIRIM - 22.02.2026
Eldeş Köyü Askerlik
Eldeş Köyünde askerlik her genç erkek için Vatan borcudur.
Vatan borcu askerlik.
Her Türk asker doğar. Türk Milleti askerliği kutsal bir görev sayar. Askerlik çağına gelmiş delikanlının askere yolcu edilmesi ve askerlik dönüşü karşılanması bir gelenektir. Askerlik, delikanlının askere gideceğinin belli olmasından, asker eğlencelerinden, davetlere, askere uğurlanmasının, ardından asker mektupları, izinler derken teskereyi alıp terhis olup karşılanmasına kadar geleneği olan önemli bir geçiş dönemidir.
Eldeş köyünde asker adayları aynı tertipler toplanıp birlikte gezer yer içerler. Sırayla evlere akşam yemekli davetlere gider eğlenirler. Sülüs günü yaklaşınca Asker Eğlencesi adı altında bir gece düzenleyip aile eş dost bütün köylüler tolu halde oynayıp eğlenirler.
Askerin gideceği günün sabahında bütün köy halkı askeri uğurlamak için köyün Eğrek yeri, Okulun önünde toplu halde dualar yapılarak kınalar yakılarak Allah kavuştursun diyerek, asker sırayla ailesiyle, akrabalarıyla, herkesle vedalaşır. Vedalaşırken harçlık verilir askerin cebine para koyarlar, dualar edilir ve daha sonra asker tekbirlerle asker ocağına uğurlanırlar.
Vatan borcunu öderken verilen izinlerde köye gelip izinlerini geçirip tekrar geri askere giderler.
Asker ocağında Askerlik vazifesini tamamlayanlar terhis olup, teskereyi alınca da artık temelli olarak köye dönerler. Asıl ondan sonra askerliğin başladığının hayatın farkına varırlar.
Asker olan genç askerden geldikten sonra akrabaları ve köy halkı, askerin ailesine oğulları geldi diye “göz aydınlığına” giderler.
Beytullah Yıldırım Eldeş Köyü Eldesnet
Fotoğraf: Eldeş Köyü, Eğrek Yeri, Okulun Önü. Asker Uğurlama Duası.
Derleyen: Beytullah YILDIRIM - 22.02.2026
Eldeş Köyü Evlenmek Düğün
Eldeş Köyünde evlenmek ve Evlilik Adetleri.
Evlenip ev bark saibi olmak.
Her genç kız olsun erkek olsun 20'li yaşlara ulaştığı zaman evlenme çağına girmiş demektir. Erkekler genellikle askerden gelince evlenip kendiyuvalarını kurmak ister. İslam dininde güzel bir sünnet olarak evlenmek teşvik edilmiştir.
Söz Kesmek Sözlenmek
Eldeş köyünde münasip bir aday bulunca görücü usulü ailelerin görüşüp, erkek evinin kız istemeye gitmesiyle başlar. Olumlu sonuçlanan istemede topluca lokum yenir. Böylece söz kesmiş, kız ile oğlan sözlenmiş olurlar. Birbirlerinin sözlüsü olurlar.
Nişan Nişanlanmak
Nişan yani Yüzük takma gelenegi (Nişan): Nişan yüzüğü takma merasimi, aile ve akrabalar arasında yapılan söz kesiminden bir hafta on bes gün sonra yapılır. Nişan bohçaları hazırlanır ve kız evine hediyeler ile birlikte götürülür. Yüzükler takılır hayır dualarla ve ikramlarla merasim sonlandırılır. Eskiden nişan yapıldığında filancanın halvasını yedik, serbetini içtik denirdi. Helva ve şerbet nişanın olmazsa olmazları arasındadır. Günümüzde genellikle söz nişan bir arada yapılır.
Nisanlılık Süreci, Ilgın Eldeş köyünde bu süre bir yıl, en az altı sekiz aydır. Bu süre içerisinde taraflar, birbirlerine gelip giderler. Bu vesile ile birbirlerini daha iyi tanıma fırsatı bulurlar. Bu süre içerisindeki olumsuzluklar nisan bozmaya kadar gider. Önemli bir süreçtir. Kız tarafının nisan bozmasına bohça gönderme veya bohça atma denir. Erkek tarafının nisan bozmasına da yüzük atma diye isimlendirilir.
Nisan takıldıktan sonra nisanlıların birbirine alısması ve ısınması için çiftin yanına bir refakatçi katılarak baş başa görüşüp, konuşmaları sağlanabilir. Eger güvey ve gelin ailelerin onayı olursa daha rahat görüşürler. Nisanlı görmede, çiftler birbirlerine maddi durumları ölçüsünde degisik hediyeler
verirler.
Gelin Görme
Nisan merasiminden sonra, oğlan evi, gelin evini ziyaret ederek, “gelin görme ve el öptürme” ye sık sık gider. gelin evini ziyaret genellikle toplu yapılır. Gelin ziyarete gelenlerin elini öper. Öperken genellikle büyükler avuç içine para verirler. Yine damat tarafı çesitli hediyeler de takdim eder.
Çeyiz Geleneği
Ilgın, Eldeş köyünde kızlar onüç, ondört yaşından itibaren anası tarafından çeyiz hazırlığına başlatılır. Anası, önceleri kızının eline eli alışsın diye mil, tıg, iplik parça çaput, igne vererek dikmesini veya örmesini ister. Çeyiz hazırlıgına baslanır. Oya, dantel, kaneiçe gibi kenar süsleleri evlenip dügününe kadar onca çift yün çorap örülmesi, onlarca çesit yatak örtüsü, namazlağı (seccade) işlemesi, lamba, süpürge ve ayna örtüsü gibi sandık içi denilen çeyizleri hazırlayıp çeyiz hazırlar. Çeyiz hazırlayamayan kız ve anasına beceriksiz gözüyle bakılır.
Pırtı Görme
Gelin ve güveyin yüzük, nisan ve düğünde giyecegi elbise, giysi ve kullanacakları malzemelerin alınmasıdır. Dügün pırtısı küçük bir merasim şeklinde görülür ve alış verişi kız tarafı yapıp, parasal ödemelerini erkek tarafı yapar. Kız evi, naz evi'dir. Kız evi alacağı eşyalara kendisi karar verir. Dügüne on onbes gün kala, aile ileri gelenleri, gelin ve güveyi yanlarına alarak Ilgın'a alış-veriş yapmaya giderler. Alış verişi kadınlar idare eder,
erkekler karışmaz. Pırtı alış verişine gelinin karısması iyi karsılanmaz.
Okuntu Dagıtmak
Erkek tarafından gönderilen davetiyeye “okuntu”, kız tarafından gönderilen davetiyeye “yol” adı verilir. Aileler dügün gününü belirledikten sonra,
akraba, eş, dostu “okuntu ya da yol” göndererek davet ederler. Okuntu; seker, kuru üzüm, iğde ve leblebi karısımı çerezden olusur ve dagıtılır. Yol;
giyim kusam ve içerisinde çay, seker bulunan mendil veya kumas parçasından ibarettir.
Bayrak Dikme
Türk Kültüründe düğünlerde Bayrak dikme'nin ayrı bir yeri vardır. Dügünün başladığının habercisi, dikilen bayraktır. Uzun bir sırığın üzerine bağlanan bayrak, veya yüksek bir yere evin önüne, uygun bir yere dikilir.
Sağdıç Gelenegi
Dügün sahibine yakın ve yetiskin erkek genci olan aile tercih edilir. Güvey, düğün süresinde arkadaşları tarafından bahşiş için kaçırılabileceğinden, sağdıcın güveyle iyi ilgilenmesi ve koruması gerekir, düğün sürecinde, güveyin ayakkabısı ve diger eşyaları, bahşiş için saklanabilir. Hatta kendisi kaçırılabilir. Bütün bunlardan sağdıç sorumludur. Sağdıçın ayrıca, gerdek gecesi ve diger evlilikle ilgili tecrübelerini, güveye aktarması da görevleri arasındadır. Bu yüzden sağdıç seçilirken, evli ve tecrübeli sağdıç seçilmesi daha uygundur.
Çeyiz Kurtarma
Gelin hazırlama işlemleri yapılırken, diğer odalarda olan gelin çeyizleri yüklenilmeye baslanır. Geline yakın işler çeyiz sandıgı, yorgan gibi esyaların üzerine oturarak bahşiş isterler. Bu kişiler sağdıç tarafından bahşiş verilerek razı edilir ve çeyiz araçlara yüklenerek yeni evine götürütlür.
Gelin ailesiyle helalleşir, sağdıcın koluna girerek evden çıkartılır. Gideceği araca bindirilir. Ata bindirme geleneği artık unutulmuştur. Ata bindirme geleneginde ise, atın gemini sağdıç tutar ve yürütür. Kız evinden yenge adı ile bilinen iki kadın refakatçi bulunur. Bu refakatçilerin görevi, gelinin evini döşeme “yerlestirme” ve geline refakat etmektir. Yengeler, gelin odasını hazırladıktan sonra evlerine geri dönerler.
Gelin Başı Yapmak
Gelin başı fes giyrilip, etrafı renkli kumaşla sarılarak bağlanır. Başlık çeşitli ziynet ve takılarla süslenerek tamamlanır. Başlığın, tozağın alın kısmına duvak denilen yazma biçiminde kırmızı bir örtü eklenerek gelinin yüzünün görünmemesi sağlanır. Günümüzde gelin başlığı yerini duvak almıştır. Yapılan bu işe gelin başı yapma ve gelin oğşama da denir.
Gelin Okşama
Düğünde artık oglan evi gelini alıp giderken sevinirken kız evinde ayrılık ve hüzün vardır. Bu hüznü artıran maniler, türkülerde söylenir.
Burada gelini aglatmak esastır. Söylenen manilere örnekler:
Atladım çıktım eşiği
Sofrada kaldı kaşığı
Kız evinin yakısı
Git kızım sağlıklarla
Sil gözünü yağlıklarla
Babamın öküzü beştir
Anadan ayrılmak güçtür
Kızların emegi bostur
Git kızım sağlıklarla
Sil gözünü yağlıklarla.
Analar besler hurma ile
El oğlu döver yarma ile
El oğluna oldum yalvarma ile
Git kızım sağlıklarla
Sil gözünü yağlıklarla.
Gelinin yükü tutuldu
Oğlan evine yıkıldı
Ananın beli büküldü
Git kızım sağlıklarla
Sil gözümü yağlıklarla.
Altın tas içinde kınan ezilsin
Sabah güzel yüzün süzülsün
Görümceler etrafına dizilsin
Gelinim gınan gutlu olsun
Hem orada hem burda dilin tadlı olsun.
Biner ata, biner ata
Gider evlerinden öte
Al yanagı tüte tüte
Gız esim kınan gutlu olsun
Yarenim ağzın tatlı olsun.
Allı zıbın giyip gider
İrendesin sayıp gider
Ana evi beğenmemiş
Yarim evi deyip gider
Gız esim kınan gutlu olsun
Yarenim agzın tatlı olsun.
Asbap yudugum pınarlar
Suva çaldıgım duvarlar
Aşlayıp güldügüm yarenler.
Atladı çıktı eşiği
Sofrada galdı kaşığı
Gızın anası melil anası
Gız sana misafir galdı
Gız esim gınan kutlu olsun
Yarenim ağzın taklı olsun.
Elimi soktum astara
Elimi kesti destere
Mevlam sirin göstere
Gız anam kınan gutlu olsun
Yarenim agzı dadlı olsun.
Evlerinin önü dibek
Dibekte döverler kepek
Hele güveyimiz yesil ipek
Sen evimiz sen.
Çattılar ocak tasını
Vurdular dügün asını
Ördüler kızın basını
Gız anam kınan gutlu olsun
Yarenin agzı dadlı olsun.
Hani bu gızın anası
Elinde mumlar yanası
Basına devlet konası
Gız anam kınan kutlu olsun
Yarenin agzı dadlı olsun.
Biner atın iyisine
Sürer yolun kıyısına
Gız anam kınan kutlu olsun
Yarenin agzı dadlı olsun.
Anası:
Saç bagın arkanda salınmaz oldu
Kadrin kıymetin bilinmez oldu
Baban bu ellerde bulunmaz oldu
Aglayı aglayı gidiyon gayri.
Fadime anamız oturmus kınasın ezer
Deli olmus melekler cennette gezer
Üç huri kızı da dürüsün çözer
Ol habibin düğünü var dünyada ahret evinde.
Gelinin Cevabı:
Su görünen anamgilin dagları
Ebrisimdir beligimin bagları
Varın bakın anam bana aglar mı
Uçan kuslar beni anama götürün
Hem anama hem sılama giderim
Gökten bir mahrama endi çekildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Gurbetlik çektim de benzim bozuldu
Uçan kuslar ben anama giderim...
Kusak Baglama
Geleneklere göre, gelinin gelinligi giydirildikten sonra, babası, yoksa; büyük oglan kardesi üç defa fatiha suresi okuyup, beline kırmızı kusak ya da kurdele bağlar. Kurdeleyi bağlayan baba ya da ağabey gelinin koluna girerek bineceği araca götürüp son yolculuğa ugurlar.
Gelinin Oğlan Evine Gelmesi
Gelin oglan evine gelince yüksek bir yerden genelde evin damından içi şeker gibi değişik hediyeler olan bir toprak testi yere atılarak kırılır. Orada bulunanlar kırılan çömlekten dağılan şekerlemeleri bozuk paraları kapışır. Bununla gelinin üzerinde olabilecek ugursuzlugun dagıtılma inancı vurgulanır.
Kaynana önceden hazırladığı buğday kavurgası, kuru üzüm ve sekeri bir tabak içinde gelinin basına döker. Bununla, gelinin eve bereket getirecegi inancı vurgulanır. Çogu kez gelinin başına kavurga, kuru üzüm ve şeker dökme işlemini damat da yapar. Yine bereket ve hayır niyetine dügün evin önünde toplanmış çocukların üzerine bozuk demir para, seker şeyler dağıtılır. Çocuklar yere atılan bu para ve yiyecekleri kapmaya çalışır.
Yatsı namazından sonra, aile büyükleri, sagdıç ve damadın arkadaşları dua ederler. Hoca'nın kıydığı İslami nikah akdinden ve dualardan sonra güvey gelinin yanına odalarına gönderilir. Güvey odaya girerken, sagdıç ve arkadasları sırtına sert bir sekilde yumruk vururlar.
Gelin zifaf odasında, başında telli duvaklı yada başlıklı, beklemeye alınır. Güveyin gelinin telli duvagını kaldırması ya da başlığını çıkarması gereklidir. Bu esnada gelin de konuşmaz. Güvey bu esnada bahşiş vererek hem yüzünü açar hem de konuşmasını sağlar.
Duvak Açma
Duvak açma geleneği dügün gecesinin sabahı başlayıp üç gün sürebilir. Gelenege göre, genç çiftler sabah erkenden kalkarlar. Gelin geceyi geçirdiği çarsafını dürer, büker ve odanın içerisinde görünür bir yere koyar. “Yüz açımı” olarak da bilinen bu gelenekle amaç oğlan evine ve misafirlerine gelinin bekâretini kanıtlamasıdır. Şimdilerde çoğu yerde terkedilmis olan bu gelenek, aile içi mahremiyetin korunması açısından düşünülecek olursa, terkedilmesinin aslında daha yerinde olacağı düşünülebilir.
El Öpme Gelenegi
Yeni evli gelin ve güveyin dügünden sonra baba, ana ve aile büyüklerinin elini ilk öpmesine “el öpme” denir. Gelenege göre güvey ailesinin eli dügünden sonra ilk sabah öpülürken, gelin ailesinin kız evinin eli öpülmeye yaklasık bir iki hafta sonra gidilir.
Beytullah Yıldırım Eldeş Köyü Eldesnet
Fotoğraf: Eldeş Köyü, Düğün Takı Merasimi.
Derleyen: Beytullah YILDIRIM - 23.02.2026
Eldeş Köyü Ölüm Adetleri
Eldeş Köyünde ölüm ve cenaze işleri.
Vefat halinde yapılan adetler.
Hayatın nihayet bulduğu ve vefat hali gerçekleşmesiyle kişinin dünya ile ilgili tasarrufu sona ermiş olur. Artık bundan sonra vefat eden meftaya son görevi ailesi, akrabaları, komşu ve dostları yaparlar.
Eldeş köyünde ölüm oldugunda, hocalara haber verilmek suretiyle camilerde “sela” verilir. Sela ile birlikte tüm eş, dost ve komşulara duymuş olur. Yakınlar eve toplanarak teselli için uğraşırlar. Cenazenin gözü açık ise, bu dünyada gözü kalmıs, gözü arkada kalmasın diyerek el içi ters bir sekilde hafif sürtülerek kapatılır. Cenaze, örfi esaslara göre hazırlanır ve yatarken karın bölgesine bıçak, makas veya metal bir eşya konur. Şehit ise, tabut üzerine Türk Bayrağı, kadın ise baş tarafına baş örtüsü yemeni, diğer ölümlerde ise temiz namazlıgı örtülür. Normal ölümlerde hac’dan getirilen ve üzerine dualar yazılan yesil örtü örtülmesi çok yaygındır. Cenaze evden çıkartılırken önce bas tarafının çıkartılmasına dikkat edilir.
Cenaze merasimi evin önünde başlar. Eski adetlere göre; meftanın evinin önüne bir kazan kurularak yıkama işlemi, ardından kefene sarma islemi yapılırdı. Aile büyükleri ile bir hoca refakatinde bu işler yapılır. Erkek cenazesine kadınlar fazla yaklaştırılmaz. Mefta'nın yakını olan kadınlar oturup birlikte sırayla ağlayarak manili agıtlar söylerler. Agıtların hepsi çok acıklı ve etkileyicidir.
Cenazenin yıkama ve kefenleme işleminden sonra sal adı verilen dört kollu taşıma aracı vasıtasıyla caminin musalla taşına getirilir ve konur. Cami cemaati ve cenaze için gelenlerin de katılımıyla topluca açık alanda imam'a uyularak ayakta cenazenamazı kılınır. Ardından dua edilerek namaz tamamlanır.
Tabutun mezarlıga tasınması sevap olduğu inancı ile taşıyanlar sık sık birbirlerini değiştirerek erkekler cenazeyi mezarlığa kadar tasırlar. Mezar önceden haber verilmek suretiyle dört beş kişi tarafından nereye defnedilecekse kazılarak hazırlanmıştır. Cenazenin mezara konulması esnasında hoca Kur'an-ı Kerim'den sureler okur. Cenaze kabire sağ yanı üzerine yatıralak yerleştirilir ve desteklenir. Kadın cenazelerinde cenaze mezara indirilirken namahrem olduğu düşünülerek mezarın üzerine bir örtü tutlarak muhafaza yapılır. Cenaze aile bireyleri veya yakın akrabalarınca mezara konulur. Meftanın cesedi tahta veya beton taş gibi neslelerle kapatılıp üzerine toprak atılır. Mezarın üzerine toprak atılırken, kürek elden ele değiştirilerek, mümkün olduğunca fazla kişinin toprak atmasına çalısılır.
Defin sonrasında acıyı paylasmak için cenaze evinde toplanılarak, teselliye gidilir. Akşam olunca akraba konu komşu evlerinde hazırladıkları yemek ile cenaze evine giderler. Taziyede ve tesellide bulunurlar. Getirilen yemekler kadınlar ve erkekler ayrı ayrı yerlerde topluca yenir. Ardından Hoca dua yapar ve meftaya ve cümle geçmişlerin ruhlarına hediye edilir. Her geliş-gidişte Kur’an okunur. Rahmetlinin ruhuna bağışlanır.
Yas tutma geleneğinin sürmesi, ölen kisinin yaşına, ölüm biçimine göre değişir. Sehit, genç ve kaza ölümlerinde uzun süreli yas tutulur. Acısı kolay kolay unutulamaz. Kadınlar erkeklere göre daha etkili ve uzun süreli yas tutup ağlarlar. Ölümle ilgili ağıtlar yakarlar. Erkekler, “erkek ağlamaz” anlayışından
dolayı sesli ağlamaktan kaçınırlar.
Ölümün kırkıncı ve elli ikinci günü Kur'an ve Mevlid-i Şerif okunur yemek verilir. Hatim ve mevlüt okutulur.
Cenaze çıkan hanelerde genellikle radyo açılmaz, çalgı çalınmaz, televizyon izlenmez, müzik dinlenmez. Sessiz ve sakin olunmaya çalısılır. Eger varsa ailede dügün ve nisan gibi merasimler ileri bir tarihe ertelenir.
Beytullah Yıldırım Eldeş Köyü Eldesnet
Fotoğraf: Ilgın, Eldeş Köyü, Merkez Camii Cenaze Namazı Kılınışı.
Derleyen: Beytullah YILDIRIM - 23.02.2026
Eldeş Köyü Hayatı ile alakalı çalışma ve araştırmalarımız devam ediyor...
Kültürümüz Gelenek ve Göreneklerimiz köklü ve çok zengin.
Derleyen ve Hazırlayan: Beytullah YILDIRIM - 22.02.2026
Fotoğraflar: Beytullah Yıldırım / Ilgın Eldeş Köyü 2004, 2006, 2026
|