| |
.
Eldeş Menkıbe ve Efsaneleri
Konya İli, Ilgın İlçesi, Eldeş Köyü kadim bir geçmişe ve köklü bir tarih birikimine sahitir. Geçmişten günümüze sözlü olarak kulaktan kulağa nakledilmiş birbirinden güzel anlatılan Eldeş efsaneleri vardır.
Selçuku'dan günümüze kadim bir yerleşim yeri olan köy ve çevresi pek çok sözlü tarih anlatıma sahiptir. Bunların başında "Dede" hikayeleri, "Gelin" efsaneleri, "Yatır var" ve "sahipli" gibi mistik din temelli anlatımlar eskiden akşam sobetlerinde köy odalarındaki toplantılarda anlatırdı. Gurbete veya savaş yıllarına harbe cihada gidip te dönmeyenler, farklı sebeplerle gurbete gidenler, gelin olup gidenler, ilim tasiline gidenler gibi farklı muhtevaya sahip çoğu gerçeklere dayalı menkıbeler ve efsaneler büyükler, ihtiyarlar tarafından halen anlatılır.
Eldeşte nesilden nesile anlatılan efsanaleri ve halk hikayelerini bu sayfada sizlere nakletmeye çalışacağız.
Bu efsanelerden bazıları; "Yedi Kardeşler"dir. Ilgın ve Eldeş köyünün kuruluş efsanesidir. Bu bölgeyi vatan yaparken İslami bir gaye ile Türkistan civarından gelen Yesevi dervişlerinin ilayı kelimetullah, ve hak din İslamiyeti yaymak ve tebliğ etmek üzere bölgeye yerleşen gönül erenlerinin halk arasındaki menkıbesidir.
Ilgın'ın kadim tarih ve kültüre sahip olan antik dönemden Selçuklu ve Osmanlıya mühim ve münbit, Eldeş köyünde genellikle geçmişte yaşanmış veya yaşanması muhtemel hadiseleri hikaye edip menkıbeler ve efsaneler anlatılır. Biz de burada bölgemizdeki bu efsanelerden bazılarını dilimiz döndüğünce aklımızda kaldığınca sizlerle paylaşacağız. Gayret bizden tevfik Allah C.C.'dan.
Beytullah Yıldırım Eldeş Köyü Eldesnet
Fotoğraf: Eldeş Köyü, İğdeler, Su Kuyusu. Sene 1970.
Derleyen: Beytullah YILDIRIM - 31.03.2022
Eldeşli Molla Osman
Eldeşli Molla Osman
Ilgın'ın kadim tarih ve kültüre sahip olan antik dönemden Selçuklu ve Osmanlıya mühim ve mümbit, benimde köyüm olan Eldeş köyünde geçmişte yaşanmış bir hadiseyi hikaye edip büyüklerden nakledelim.
Eldeşli, Molla (Monla) Osman, Eldeş köyünden (eskilerin ifadesiyle İldaş karyesinden) okumak, ilim tahsil etmek ve eğitim görmek için gurbete yola çıkar ve köyden ayrılır.
Aradan uzun zaman, seneler geçer. Bir rivayete göre, on altı sene sonra bir gün sabah saatlerinde taze bir kuşluk vakti senelerdir burnunda tüten Ilgın yolundan, İğdelerin oradan kendi köyü Eldeş’e çıkar gelir.
Eldeşli, Molla Osman, seneler önce ailesi, karısı ve kızlarından ayrılmıştır. Eldeş köyünün gençleri Molla Osman’ı tanıyamazlar. Köyde bir çeşmenin başında otururken su dolduran bi kız, kendisinin Eldeşli Molla osmanın yıllar önce yazıp söylediği bi şiiri okur. Gızı çağıran Molla Osman, bu şiiri nerden bellediğini, kimden öğrendiğini sorar. Gız da, bu sözlerin Molle Osman’a ait olduğunu anlatır. Sohbet edip konuşurlarken Molla Osman, o gızdan aradan geçen zaman içerisinde karısının ve kızlarının evlendiğini öğrenir. Duyup öğrendiklerinden sonra Molla Osman, o dönem köyün ileri gelenlerinin ve köy muhtarının da oturduğu bir köy odasına giderek emsalleri ile oturarak on altı yıl öncesini başlar anlatmaya. Bu arada yarenleri de sohbet arasında garısı ve gızının evlendigini, bir kızının da vefat ettiğini Molla Osman’a orada deyiverirler.
Böylece Molla Osman, ilk önce evlenen garısını derin bir hüzün içerisinde ziyaret eder. Karısına, onu kendisinin sadece bu dünya için değil, iki cihân için sevdiğini göz yaşları içinde ağlayarak anlatır. Vefasız karısına ağır bir beddua etmesi üzerine ossaat eşi yatalak, felçli bir kül kütürüm olur.
Daha sonra Molla Osman, ölen gızının mezarını köyün girişindeki Eldeş köyü tarihi mezarlığına varıp ziyaret eder. Gabirinin başında kızına dualar eder. Mezarlıktan ayrıldıktan sonra öteki evli olan gızının evine gider yanına varır. Gız babasını tabii olarak tanıyamaz. O yüzden bu tanımadığı adamı, bilemediği babasını eve almak istemez. Molla Osman yalvar yakar Tanrı misafiri olur ve eve girer. Köyden ayrılmadan önce küçükken kızına söylediği ninniyi, ona okuduğu siirleri söylemeye başlayınca gız babasını tanır ve sarmaş dolaş olur gucaklaşarak iyice bi ağlaşırlar.
Bu arada tarladan gelen damat da, durumu anlayınca kayın babasının elini öper, elbette hürmette kusur etmez.
Nihayetinde Eldeşli Molla Osman edindiği ilim irfandanmıdır, yoğusa on altı yıl gurbetin ardından yurtsuz yuvasız galışındanmıdır bilinmez, orasını ancak Allah bilir bi gece rüyasında şerbet içerek pîri fanilere garıştığı söylenir.
Beytullah Yıldırım Eldeş Köyü Eldesnet
Fotoğraf: Ilgın, Eldeş Köyü, Garagız Sokağı. Eldeş Çayı ve Evler. Prof. Dr. Necdet Aral. Sene 1970.
Derleyen: Beytullah YILDIRIM - 31.03.2022
Yedi Kardeş Menkıbesi
Yedi Kardeşler Ilgın ve civarında yaygın olarak bilinen ve farklı varyantları anlatılan bir inanç menkıbesidir.
Eldeş köyün'de dünden bu güne anlatılagelen pek çok rivayetten birisi olan "Yedi Yardeşler" efsanesine göre; bir Mümine annemizin kabri Eldeş Köyü içinde metfun bulunuyor.
Ilgın civarı, Antik dönemlerden başlayarak, Hitit, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlıdan günümüze yerleşim yeri olduğu bilinen Eldeş köyünde pek çok efsaneden birisi anlatıldığına göre Selçuklu döneminde geçen yedi kardeşler efsanesi Anadolunun İslam ile tanışmasında önemli katkıları olan şanlı ecdadımız olan Horasan erenlerini konu almaktadır.
Yedi Kardeşler efsanesine göre;
Eldeş köyünde mezarlık haricinde farklı yerlerde tarihi altı yatır olduğu köyün ihtiyarları tarafından naklediyor. Bu yatırlar büyük zatlara ait olduğu naklediliyor. Bu yatır, mezarlar sahipleri bölgeye Hoca Ahmed Yesevi Hazretlerinin erenleri Türkistan dolaylarından Horasan civarından İslamı yaymak için gelerek bölgeye yerleşen yedi kardeşten birsi olan kız kardeşlerine ait olduğu yönünde rivayet edilir. Bu kardeşlerin en meşhurları ise komşu Tekke yeni adı ile Beykonak köyündeki ismi Halid olan Didiği (Dediği) Sultan Hazretleridir. Tekke köyü ismi değiştirilmeden önce Mahmuthisar Tekkesi olarak kayıtlarda geçiyor.
Eldeş Köyüne yerleşen ve yatırı kabri olan hayırlar sahibesi, mümine olan bu "kız kardeş" Annemizin ismi maalesef bilinmiyor. Ayrıca Selçuklu Beylikler dönemi Karamanoğulları devri Turgutoğulları ile bölgeye gelip yerleşen Dediği Sulan hazretlerinin kız kardeşi olması kuvvetle muhtemeldir. Bu husus teyide muhtaç olup, net değildir.
Bölgede yaygın olarak anlatılan bu menkıbeye göre diğer beş kardeşin kabir, türbe ve mezarları ise Ilgın merkezinde metfun oldukları söylenir. Ilgın Kaplıcaları tarihi Çifte vakıf hamamlarının yanında tekke, zaviye ve türbesi bulunan Handevi Kandevi hazretleri bu kardeşlerden ikisi olduğu ihtiyar Ilgınlılar tarafından rivayet edilmektedir.
Dediği Sultan’ın yedi kardeş olduğu da söylenir: Biri kendisi Dediği Sultan Hazretleri, Beykonak, Tekke'de metfun bulunuyor. İkincisi, en küçük olan kardeşini küçük olduğu için yanında bırakmış. Üçüncüsü Ilgın Kaplıcaları Hamam Dağı eteğinde türbesi bulunan iki kardeş, Handevi, dördüncüsü Kandevi, Handevi Kandevi Hazretleri.
Beşincisi ise Cömert Dede namı ile biliniyor. Altıncı kardeşi, Satılmış Dede, ve yedincisi ise Behlülbey Hazretleri olduğu nakledilmektedir.
Bizlere bu toprakları Anadolu'yu İslam ile mayalayan, Müslüman yurdu olmasına vesile olan başta ecdadımız pirimiz Dediği Sultan Hazretleri olmak üzere necip atalarımızı hayırla yad ediyoruz. Mevla C.C. cümle ecdadımıza, geçmişlerimize, ve ahfadımıza gani gani rahmet eylesin. Mekanları cennet makamları ali olsun.
Beytullah Yıldırım Eldeş Köyü Eldesnet
Fotoğraf: Eldeş Köyü Yukarı Mahalle Dere Yeni Camii. Prof. Dr. Necdet Aral. Sene 1970.
Derleyen: Beytullah YILDIRIM - 31.03.2022
Eldeş Köyü Dede Efsanesi
Ilgın, Eldeş Köyü manevi yönden kuvvetli bir geçmiş tarihe sahiptir. Köylüler arasında manevi sahiplerinin olduğu ve korunduğu hep vurgulanır anlatır. Bu meyanda "Dede" tabir edilen mistik varlıklar geçmişten günümüze nakledilen bir efsanedir.
Eldeş Köyü Dede söylencesi, menkıbesi ve efsanesi hakkında şöyle rivayetler vardır.
Nakledildiği üzere: Dede'yi herkese görünmez, temiz, saf kalpli veya sabi henüz buluğa ermemiş günahsız masum kimseler Dede görebilirlermiş.
Dede şekil olarak çocuk kadar, kısa boylu, genellikle dolun ay'da yani hicri ayların onbeşi, ayın onbeşinde ay ışığının gündüz gibi aydınlattığı yaz gecelerinde farkedilen, göbeğine kadar bembeyaz sakalları olan, akabak nur yüzlü, eli yüzü iyice buruşmuş çok yaşlı ihtiyar pir-i fani olan, insan görünümlü ama insan olmayan, varlıklar şeklinde tarif ediliyor.
Dede ve Dedelerin, Eldeş köyünde pek çok yerde hatta evlerde bulunun yatırlara ait büyük zatlara ait kişiler olduğunu söyleyenlerde vardır.
Dede görüpte şaşkınlıktan çok korkan, dili tutulan kişiler de olmuştur.
Bir Dede görenin Dede ve yaşadığı hadise hakkında bizzat naklettikleri:
Vaktiyle elektriğin olmadığı dönemlerde genç bir Eldeşli kadın babasının evinde bir sebepten gece geç saate kalır. Kalması için yapılan bütün ısralara ramen Köşen Çeşmenin oradan, Caminin önündeki gayınnası ile beraber yaşadığı kendi evine Garagız sokağından geçerek giderken gece ay ışığında akıp giden Eldeş Çayının kenarında ay ışığında, küçük bir çocuk görür.
Şaşkınlıkla iyen der, kendi kendine bu çocuğun gece vakti sokakta ne işi var ki? Besbelli çocuğu sokakta unutmuşlar. Korkmasın diye yavaşça yanına varır yüzü çaya dönük çayın kenarında, arkası dönük oturan küçük cucuğu kucaklayıverir.
Yüzüne bakayımda kimin çocuğu olduğunu göreyim diye kendine doğru çevirdiğinde bir de ne görsün? Piri fani, eli yüzü buruşuk, göbeğine kadar apak ve upuzun sakalı olan bir ihtitiar Dede değilmiymiş bu çocuk.
Korkudan ne yapacağını şaşırımış. Viliii demiş yavaşça Dede yi aldığı yere bırakmış. Dede'nin yerde yanında küçük bir çötesi (baston) paçaları sıvalı, beyaz iç göyneğinin kollarını dirseklerinin üstüne kadar sıvamış, meğer çaydan abdest alıyormuş. Eskiden rahmetliler Mahmudun Sülü emmi, İbrahim Çavuş emmi'de aynı şeklde Eldeş Çayının kenarına oturur abdest alırlardı. O günleri bu fakir de gördü vaktiyle bu fakire de nasib oldu çaydan abdest almak.
Dede demişki; korkma kızım korkma, benden sana bir zarar gelmez, hadi var git sen yoluna diyivermiş. Demiş demesinede, korkudan kaskatı kesilen, eli ayağı titreyen genç gelin hemen kendini toparlayıp destur çekmiş.
Oradan ardına bakmadan hızlı adımlarla evine bir nefeste varmış. Beti benzi aksuva gibi olmuş. Kaynanasına olan biteni anlatmış.
Eskiler daha farklı Dede menkıbeleri, efsaneleri de anlatılır Eldeş'te.
Beytullah Yıldırım Eldeş Köyü Eldesnet
Fotoğraf: Eldeş Köyü, Dönüş Mahallesi Sokağı, Saltoğlu'nun Bahçesi, Eldeş Yatır. Sene 1963.
Derleyen: Beytullah YILDIRIM - 05.02.2026
Eldeş Köyü Gelin Efsanesi
Eldeş Köyü Gelin efsanesi, anlatısı, menkıbesi hakkında anlatılanlardan nakletmeye çalışalım.
Eldeş'te akşam oturmalarında, köy odalarında, sohbetlerde laf mistik ve olağan üstü işlere gelince bahsedilen Dede menkıbeleri efsaneleri yanı sıra en çok bahsedilenlerden biriside Gelin menkıbeleridir.
Halk arasında bir inanış biçimi haline gelmiş olan bazı evlerin ve yerlerin insanlardan başka sahiplerinin sakinlerinin olduğu yaygın bir kanaattir.
Misaller ile Gelin efsanelerini anlamaya ve anlatmaya çalışalım.
Bazı evlerde evin bir bölümünde gece sessizliğinde duyulan düzenli olarak tekrarlanan bir "tok" sesi. Bu sesin orada bulunan ve görünmeyen sakinlerin kahve dövdüğünü söylerler. Nereden biliyorsun diye soranlara biraz sonra ortalığı mis gibi taze kahve kokusu sardı çünkü derler.
Bazı evlerde buraları temiz tut yoksa sana sıkıntı veririz diye rüyalara girerler. Eğer temiz tutmazda unutursa gece bir uyanırsınki alt kattaki ahırdaki hayvanların ipleri çözülmüş bir kargaşa bir gürültü sorma gitsin. Veya bir bakmışsınki akşam küskülediğin veya bağladığın evin kapısı sonuna kadar açık vaziyette.
Bazı evlerde çok ser ikazlar genelde ruya ile yapılır. Evin bir bölümü için burayı kullanmarın diye uyarı gelir. Bu hanede oğlan çocuğu yaşatmayız yoksa diye söylerler. Tecrübe edilmiş hakikatende o hanede erkek soyu kesildiği söylenir.
Bazı evlerde kandil gibi mübarek gecelerde nereden geldiği bilinmeyen misk-i amber kokuları yayılır, hayattahi merdivenin altındaki yakacak odun ve kütükler ışıl ışıl rengarenk lamba gibi parlar misler gibi kokular yayarlarmış.
Gelin diye nakledilen insan görünümlü fakat herkesn göremediği bu varlık ise görenler tarafından şöyle tarif ediliyor;
Akça, pakça, telli, duvaklı, üzelmi, pek güzel. Uzun boylu, simli kadife şalvarlı bir kız. Fisirdeyerek yavaş ve kısık sesle konuşur. Çok çalışkan siler süpürür her yeri galaylı tas gibi tertemiz yapar. Suyu Eldeş Çayından kalaylı bakır helke ve güğüm ile taşıdığına şahit olanlar var.
Gelin, korkunç veya ürperti veren bir yanı yoktur. Gelin anlatıldığına göre güzel ve genç bir Anadolu annesi
Beytullah Yıldırım Eldeş Köyü Eldesnet
Fotoğraf: Eldeş Köyü, Garagız Sokağı. Eldeş Çayı ve Evler. Prof. Dr. Necdet Aral. Sene 1976
Derleyen: Beytullah YILDIRIM - 03.02.2026
Deve Taşı Efsanesi
Ilgın İlçesi, komşu köy olan Beykonak eski ve güzel ismiyle Mahmuthisar Tekkesi, halk arasındaki bilinen adıyla Tekke ve Dediği Sultan Hazretlerinin Seydişehrinin kurucusu Seyyit Harun Hazretlerinin buluşma efsanesi, anlatısı, menkıbesi hakkında anlatılanları nakletmeye çalışalım.
Gönül sultanlarımız, uzun seneler Rum diyarı olan Anadoluda İslamın ve türklüğün yerleşmesinde ve gelişmesinde büyük emeği olan tasavvuf büyükleri başta Mevlana Celaleddin-i Rumi olmak üzere Konya civarında pek çok eren Allah rızası için hizmetler yapmışlardır.
Ilgın ve çevresinde; Mahmuthisar Tekkesi Beykonak'ta Didiği (Dediği) Mahmut Sultan, Argıthanı Argıt Baba, Ilgın merkezde Handevi Kandevi Hazretleri gibi pek çok gönül ereni Anadolu'nun vatan olmasında büyük katkıları vardır.
Türklerin 26 Ağustos 1071 yılında Konya Bölgesine yerleşmesiyle bu bölgeye gelen Türkmenler ve Yörükler, Anadolu Selçuklu Devletinin 1308 senesinde yıkılmasından sonra Karamanoğulları beyliğinin hâkimiyetine girmişlerdir.
Asya'da, Türkistan’da doğup, Yesi şehrinde 562/1166 senesinde 63 yaşında vefat eden, yaşadığı bölgede İslamiyet’in yayılması ve tasavvuf hareketinin gelişmesine büyük hizmetlerde bulunan, bu yüzden Türkistan tasavvuf hareketinin piri, lideri olarak tanınan Hoca Ahmet Yesevi Hazretlerinin vefatıyla, XII. Asrın sonundan itibaren bu büyük zatın derviş ve halifeleri, Anadolu’ya gelerek bölgenin İslamlaşmasına büyük ölçüde hizmetlerde bulunmuşlardır. XII Asrın sonundan XV. Asra kadar Konya Bölgesinde Türkistan ve Horasan’dan gelen Yesevi tarikatına mensup olan mutasavvıflar arasında Argıthanı’nda Argıt Baba, Ilgın Mahmud Hisar Tekkesinde Hacı Bektaşi Veli’nin amcasının oğlu Didiği Halid Sultan, Seydişehir’de Seyyid Harun Veli, Yatağan’da Ahmet Mürsel, Hasan Şıh’ta Şeyh Hasan, İlyas Baba Köyünde İlyas Baba, Kiçi Muhsine Köyünde Hacı Haydar Sultan, onlardan sonra Ağrıs’ta (Sağlık) bulunan Doğan Yörük Zaviyesi, bölgenin İslamlaşmasına ve manevi yönden ilerlemesine büyük ölçüde hizmet etmiştir.
Deve Taşı Efsanesi:
Seydişehir'i kuran Seyyid Harun-u Veli Hazretleri Küpe Dağı'nın eteklerinde şehri inşa ederken kurarken bir haber ulaşır. Ilgın Kadınhanı arasındaki şimdiki ismi Beykonak Kasabasında ki yamaçtaki hakim bir tepeye tekke de müridleri ile oturan Didiği Sultan adlı bir ermiş şeyh varmış.
Dahası bu mübarek zat yabani ayıya gem vurarak binmiş, müridleri, abdalları ve budelaları ile birlikte Seyyid'in ziyaretine gelmektedir diye.
Bu haberi alan Seyyid Harun Veli Hazretleri, müridlerini toplar, orada bulunan kocaman bir kayaya "Deve ol" der, deve şekline giren kayaya binerek çıkar varır Dediği Sultanı bir güzel karşılar. Keramet ehli iki büyük pir, Seydişehir'in girişinde kavuşurlar.
Didiği Sultan üstüne bindiği ayıdan iner ve dahi onu dağa sürer. Seyyid Harun'da bindiği taş deveyi çöktürür, oda iner, böylece kucaklaşıp helalleşip görüşürler. Adeta iki deniz birbirine kavuşmuş, ortalığı büyük bir coşku ve sevinç kaplamıştır.
Bu harikulade işler bütün ahalinin gözleri önünde olur. Bu hallerden etkilenip nice davet-i İslam olan olan gayrimülimler dahi Kelime-i Şahadeti söyleyip, Din-i Mübin-i İslam ile şereflenir topluca Müslüman olurlar.
Seyyid Harun Hazretlerinin üstüne bindiği taş deve, çöktüğü yerde olduğu gibi kalır. Yüzyıllar boyunca, deveye benzeyen bu kaya parçası, halk tarafından ziyaret edilerek nesilden nesile, kulaktan kulağa efsanesi anlatılır.
O günlere şahitlik etmiş yadigar Devetaşı olarak bilinen o kaya bu gün hala Seydişehir'de Seyit Harun Camii Şerifi önündedir.
Beytullah Yıldırım Eldeş Köyü Eldesnet
Fotoğraf: Eldeş Köyü, Pıralıdan Manzara 2004.
Derleyen: Beytullah YILDIRIM - 05.02.2026
Al Bastı Efsanesi
Al Bastı
Al Bastı Efsanesi:
Vakdın birinde köyde iki üç günlük genç bi lohusayı cin’in biri her aksam rahatsız edermis. Başlarda gadın ugraşa, ugraşa bu mahlukdan gurtulmuş. Amma bir gün dayanamayıp bir gece yarısı gocasına habar verir. Gari kendi gücü yetmemis.
Ertesi gece gadının gocası yatagın altına gizlenmis, o al garısını beklemeye baslamıs.
Al garısı gece yarısından sonra içeri girmis ve gadının bogazına sarılmıs. Goca da saklandığı yerden hemencik çıkıımış. Al Garısı’nın üstüne bir iğne dakmış böylece o cin zararsız olmuş gari.
Bu Al karısı üstündeki iğneyle barabar o eve yıllarca hizmet etmis ve bi yandan da durmaz ev sahibine durmaz yalvarır: “Goyuvur gari beni.”
Sonunda dayanamayıp yakasında igneyi çıkarılar o da ayrılır gider.
Bir daha da o eve hiç Al garısı gelmemis. Al garısı giderken o ev halkına zarar vermiyecem diye söz vermisimis.
Beytullah Yıldırım Eldeş Köyü Eldesnet
Fotoğraf: Eldeş Köyü, Pıralıdan Manzara 2004.
Derleyen: Beytullah YILDIRIM - 07.02.2026
Eldeş Köyü efsaneleri ile alakalı çalışma ve araştırmalarımız devam ediyor...
Tarihimiz köklü ve çok zengin
Hazırlayan: Beytullah Yıldırım
Fotoğraflar: Beytullah Yıldırım / Ilgın Eldeş Köyü 2004, 2006, 2026
|