|
Doğru Bilgi
Yarattığı; inanan, inanmayan bütüm kullarına ve tüm mahlukata sevgi, acıma ve merhamet göstermen "Rahman" ismi ve hakiki dünya olan ahiret hayatında yalnızca kendisine inanan Müminlere merhamet ile cennetini, cemalini ihsan ve ikramda bulunacak olan "Rahim" olan Allah C.C.'nun ismimleriyle ve O'na hamd ederek başıyorum satırlarıma.
Kıymetli okurlar, değerli takipçilerimiz ve bu satırları uzak yakın farklı mecralardan okumakta olan takipçilerimiz bu ilk yazımız vesilesiyle cümleyi sevgi, saygı ve hürmetlerimle selamlıyorum. Garet bizden tevfik yüce Mevlamız'dan.
Yazımızın başlığını teşkil eden "Doğru Bilgi" günümüz dünyasında en mühim meselelerden birisi olarak bütün ihtiyaçların önüne geçmiş durumdadır. Yaşamakta olduğumuz modern zamanların toplumları ve bunun bir parçası, özeti olan şehrimiz İstanbul ve ilçemiz Esenler özelinde baktığımızda haber kaynaklarımızın genellikle global öçekteki internet kaynaklı sosyal medya ağları, internet haber siteleri, başta olmak üzere Medya, ulusal ve yerel yayın yapmakta olan televizyolar ve radyolar, bunların dışında artık günümüzde pek rağmet görmesede yazılı basın gazete, dergi ve kitaplar şeklinde sıralanabilir.
Uzun senelerdir internet ortamına dijital içerikler üreten araştırmacı ve okur olarak yukarıda bahsi geçen bütün haber kaynaklarını ve bilhassa yazılı matbu eserleri takip eden biri olarak naçizane gözlemimiz genel olarak ciddi bir bilgi kirliliğinin oluşudur.
Bilgi kirliliğini kısaca iki katagoride inceleyebiliriz;
Birincisi, kasıtlı, bilerek ve isteyerek yapılan yalan, yanlış ve kirletici bilgilendirmedir ki bu en büyük kesimi oluşturuyor. Sistematik ve profesyonelce yapılan bu kasıtlı yanlış bilgilendirme toplumu en fazla etkileyen ve hemen her konuda manipilasyon oluşturan yanlışa sevkeden bilgilendirmedir. Bu tarza hemen her türlü ortamda rastlamak mümkün.
İkincisi ise bilmeyerek veya yanlışlıkla ehil olmayanlar tarafından, cahil cesaretiyle tam olarak emin olmadan yapılan yanıltıcı bilgi kaynaklarıdır.
Maalesef gününüz insanı, sorgulamadan, araştırmadan, doğruluğuna iyice emin olmadan duyduğu, okuduğu, veya kanaat edip ihtimal dahilinde olabilecek zanlarını gerçek ve doğru bilgi olduğunu varsayarak kulaktan kulağa veya farklı haberleşme kanallarında ve ortamlarında savunuyor ve ısrarla yaymaya çalışıyor. Ne acıdır ki bazen kendi uydurduğu yalana bir süre sonra kendisi de inanıyor.
İşimize gelmese de doğru bilgi kocaman yalanlardan her daim daha değerli ve kıymetlidir.
Cenab-ı Mevlâmız müberek kitabımız Kur’an-ı Kerim’de bizlere şöyle buyuruyor:
“Ey iman edenler! Size bir fâsık bir haber getirirse, onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa zarar verirsiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz.” (Hucûrât 6)
Günümüzde internetin cep telefonarımız vasıtasıyla her an elimizin altında olması, bir konuda veya bir bilgi ve haber hakkında sorgulama ve araştırma yaparak bigilenmemizi daha kolayaştırıyor.
Doğru bilgilenmek ve sıhhatli haber almak her dönemde çok önemli bir konu olmuştur. Güvenilir kaynakları tespit ederek ancak doğru ve sağlıklı bilgiye ulaşabiliriz. Her daim doğru bilgi ve haberlere ulaşabilmek dileklerimle.
Bu vesile ile internet sitemize ve çalışanlarımıza ve kıymetli destek verenlere hayatında üstün başarılar dilerim. Takipçi ve okurlarımıza faydalı olmasını yürekten temenni eder, selam ve saygılarımı sunarım.
Vesselam...
Beytullah YILDIRIM
Yerel Tarihçi Yazar
esenlerarastirmalari@gmail.com
İstanbul Esenler 22.12.2023
Derleyen: Beytullah YILDIRIM
Bu Makale: Eldesnet tarafından 22.12.2023 Tarihinde Yayınlanmıştır.
Bu Makaleyi Pdf Olarak İndirmek için BURAYA tıklatınız.
Esenler ve İbrahim Turan Bey
Esenlerin Kurucularından, bölgenin yakın tarihinde sevilen simalarından olan, tarihi Esenler Ferhat Paşa Çiftliği en son sahibi ve Esenler İbrahim Turhan Lisesi Okuluna adı verilen, İbrahim Turhan bey hakkında Esenler Araştırmaları kapsamında yaptığım bir çalışma.
Kaynak kişi olarak rahmetli İbrahim Turhan Bey'in kızı olan Emekli Öğretmen Neyyir Turhan hanımın, babasını ve ailesinin tarihi hikayesini özetlediği 12.08.1981 tarihli bir yazısından istifade ederek hazırladığım araştırmanın özeti.
Osmanlı Devleti son döneminde, Rumeli, Balkanlar’da Evlad-ı Fatihan olan şimdiki Yunanistan sınırları içerisinde kalmış olan kadim bir Türk şehri olan Mora, Yenişehir eşrafından Ali Ratip Bey’in oğlu olan İbrahim Turhan 1863 tarihinde Mora, Yenişehir'de doğmuştur. Tarihte Osmanlı hakimiyeti zamanında Mora Fatihi diye anılan Gazi Turhan Bey’in ahfadından olan Ali Ratip Bey’in Nesibe Hanım’la evliliğinden Adil ve İbrahim adlarında iki oğlu dünyaya gelmiştir. Orada çiftlik sahibi olan Ali Ratip Bey’in genç yaşta vefatından sonra eşi Nesibe Hanım bütün hayatını küçük yaşta babasız kalan oğullarını büyütüp yetiştirmeye vakfetmiştir. Ali Ratip Bey’in vefatıyla sahibi bulunduğu iki çiftlik bir süre Nesibe Hanım’ın nezareti altında, kâhyaları tarafmdan idare edilmiş, oğulları büyüyünce "Meataranga" adındaki çiftlik, büyük oğlu Adil Bey’in, "Yahyalar" adındaki çiftlik İbrahim Bey’in idaresine verilmiştir.
İbrahim Bey’in anne tarafından akrabası olan Müberra Hanım’la evliliğinden Münire, Çamer, Kemal Uluğ, Eşref Kızay, Neyyir Turhan, Nesibe Batıek adlarında beş kız evladı vardır. Bunlardan iki büyük kızı Yenişehir’de, diğer üç kızı İstanbul’da dünyaya gelmiştir. İbrahim Bey, "Hacı Gaaki" adındaki kendisine çok sadık olan rum kâhyasıyla "Yahyalar" çiftliğini idare etmekte iken, Türk-Yunan harbi çıkınca işler karışmış, çok vatansever ve iyiliksever bir kişi olan İbrahim Bey, Etem Paşa idaresindeki Türk ordusuna maddi, manevi çok yardımlarda bulunmuş, bu yüzden de Yunan tarafından düşman seçilmiş. Kendisini ele geçirip tutuklamaya karar vermişlerdir. Bunu vaktinde haber alan sadık kâhyası "Hacı Gaaki" derhal durumu kendisine bildirerek;
- Beyim acele çiftliği satıp, buradan kaçınız!" önerisinde bulunmuş.
İbrahim Bey bunun üzerine derhal hazırlığını yapıp yine kâhyasının yardımıyla bir gece vakti, efradı ailesiyle birlikte yola çıkmış ve çiftliğin satış işlerini sınırda "Hacı Gaaki"ye yaparak 1899 yılında İstanbul'a gelmiştir. O sıralarda satılık olan Topkapı, sur dışındaki o dönemdeki ismleri ile Litros ve Avas köylerine sınır olan "Ferhat Paşa" Çiftliğini satın almış. İlk girişimi çiftlik binasının yerini değiştirerek, şimdiki mevcut binayı yapmak olmuş. O sıralarda yurt dışındaki öğrenimini bitirerek yurda dönen o yılların ünlü mimarları, Birinci Ulusal Mimarlık Akımı'nın en önemli isimlerinden olan Mehmet Vedat Bey’e şimdiki binayı yaptırmış.
Günümze ulaşmış olan bu köşk Mimar Vedat beyin ilk eseri olarak bilinir. Mimarın daha sonra İstanbul’da yaptığı diğer eserleri arasında İstanbul Büyük Postane Binası'da bulunmaktadır. Köşk yapıldıktan sonra İbrahim Bey, annesi, eşi ve üç kızıyla bu binaya yerleşmiştir. Son iki kızı burada dünyaya gelmiş. Çiftlik yönetimindeki uzmanlığını burada da göstererek, büyük bir zevk ve özenle köşkün etrafını ağaçlandırarak, ayrıca çiçek bahçesi, çam bahçesi, meyve ve sebze bahçeleriyle süsleyerek kısa zamanda orasını mamur hale getirmiştir. Köşkte oturan ailesinin ve çiftlikte çalışanların gereksinimlerini sağlamak amacıyla, aşağı bahçe denilen yerin büyük bir bölümünü meyvelik ve diğer bir bölümunü de üzüm bağı haline getirmiş. Aynı amaçla tavuk, hindi, kaz, ördek gibi en iyi cins kümes hayvanlan yetiştirmek en zevkli uğraşları arasmdaydı. Çiftlik arazisinin büyük bir bölümünde her çeşit tahıl yetiştirir, bir bölümünü de mera olarak kullanıp koyunculuk yapardı. İbrahim Bey’in Yenişehir’den birlikte getirdiği İbrahim Ağa adındaki kâhyası ve birlikte çiftliği yönetirken ayrıca sosyal hizmetleri de vardı.
İbrahim Bey Bakırköy Muhacir İskan Komisyonunda üye idi. Eski adı Litros olan şimdiki Esenler Köyü eskiden bir Rum köyüydü. Balkanlardan gelen Türk muhacirlerinin yerleştirilerek, burasını Türk köyü haline gelmesinde İbrahim Beyin de büyük hizmetleri olmuştur. Kendisi ayrca fukarasever ve hayırsever bir kişiydi. Vefatından sonra, tanımadığımız kadın, erkek, insanlar çiftliğe gelerek;
Yalnız sizin değil, bizim de babamızdı, biz de babamızı, kaybettik" diye ağlayarak üzüntülerini dile getirdiler.
Kurduğu bu düzeni vefatına kadar başarıyla sürdürdü. Ne yazık kı ömrü pek uzun değilmiş. 1920 yılında çok sevdiği çiftliğini ve tüm ailesini arkada bırakarak ebediyyen aramızdan ayrıldı. Edirnekap’daki aile mezarlığında medfundur.
Rahmetli İbrahim Turhan'ın Kızı Emekli Öğretmen Neyyir Turhan, biz evlatları da şimdiye kadar onun çizdiği hayırseverlik yolunda yürüyerek, sevgili babamızm ruhunu şadetmeye çalıştık.
Bizler de Osmanlı Devleti son döneminde Türk toprağı olan, bugünkü Yunanistan'ın güneyinde Mora’da başlayan hayat öyküsü, 57 yaşında İstanbul, Litros (Esenler) Köyü, Ferhat Paşa Çiftliğinde vefat ederek nihayetlenen, hayırlar sahibi Esenlerimizin ilk kurucularından olan merhum İbrahim Turhan Bey'i ve aiesini yapmış oldukları hayırlı hizmetlerden dolayı saygı, minnet ve şükranla anıyoruz.
Kalın sağlıcakla, selam ve dua ile…
Beytullah YILDIRIM
Yerel Tarihçi Yazar
esenlerarastirmalari@gmail.com
İstanbul Esenler 31.12.2023
Derleyen: Beytullah YILDIRIM
Bu Makale: Eldesnet tarafından 31.12.2023 Tarihinde Yayınlanmıştır.
Bu Makaleyi Pdf Olarak İndirmek için BURAYA tıklatınız.
Esenler’de Spor Futbolcu Şaban Kartal 11.01.2024
Esenlerde yetişen Boşnak bir profesyonel Türk Milli futbolcusu olan merhum Şaban Kartal. Bir zamanlar Esenlerin çamurlu, tozlu, toprak sahalarında başlayan futbol sevdası ve hazin bir sonla nihayetlenen bir hayat serüveni hakkında Esenler Araştırmaları kapsamında hazırlanmış bir araştırma yazısı.
Sporcu Şaban Kartal, 1952 senesinde, eski ismi ile Yugoslavya’da doğmuştur. Sporcu futbola minik yaşta Yugoslavya’nın Veleş şehrinde başlamış. Muhacir olarak yine küçük yaşta ailesi ile birlikte İstanbula göç ederek Esenler'e yerleşmişler. Mahalle arasındaki boş arsalarda toprak sahalarda futbol oynamaya devam eder.
Evlad-ı Fatihan olan Balkan muhaciri, Bosna Hersek’ten gelme Boşnak kökenli olup tekstil sektöründe çalışan emekçi bir ailenin 6’sı erkek toplam 8 çocuğundan biriydi. Asıl mesleği tekstil sektörü örme işi olan trikotajcılıktı. Bu mesleği Yugoslavya’da öğrenmiş ve Türkiye’de futbolu amatör oynadığı senelerde hayatını triko dokuma sanayinde çalışaya devam ederek kazanmıştı.
Futbolcu olarak Türkiye’deki ilk lisanslı kulübü de amatör takımlardan olan İstanbul, Küçük Ayasofya Spor’dur. Kasımpaşa Spor’da profesyonel lisanslı futbolcu olmuştur. Daha sonra yapılan seçmelerde Genç Milli Takım’a seçilir. İstanbulspor’da oynadığı başarılı futbol ile alkış toplayan Şaban Kartal’ı Zonguldakspor’lu yöneticiler transfer eder.
Şaban Kartal, Zonguldakspor’da 1973-76 futbol sezonları arasında oynadığı 70 resmi müsabakada 14 gol kaydeder. 1975-76 sezonunda küme düşme tehlikesi atlatan Beşiktaş, yaptığı birçok transferin yanında Zonguldakspor’dan Şaban Kartal ile Selçuk’u da alır. Şaban, soyadı gibi olan “Kartal”a gider.
Türk futbolu ile Yugoslav futbolu arasındaki fark kendisine sorulduğunda;
- Yugoslavya’da temelden verilen bir futbol kültürü var. Saha, tesis bol. Çok sayıda futbol okulları, çocukları daha baştan eğitiyor. Ama bir futbolcunun maddi olanakları açısından Türkiye daha avantajlı.
Şeklinde diyerek Trkiyede o dönemlerde populer olan Yugoslav futbolu ile Türkiyedeki şartları ve imkanları açıklayarak değerlendirme yapmıştır.
Şaban Kartal, sol ayaklı, hızlı, güçlü ve mücadeleci bir futbolcuydu. Topun nereye geleceğini sezmede özel bir yeteneği vardı. Ama attığı goller kadar, daha çok kaçırma özelliğine de sahipti.
Fenerbahçe’ye karşı oynadığı başarılı oyunlarla tanınan Şaban Kartal için taraftarlar arasında “Ver Şaban’a gitmez yabana” sloganı çok meşhurdu.
Sporcu, Türk sinemasının ünlü komedyeni Kemal Sunal, filmlerinde maalesef menfi olarak kulandığı Mübarek üç ayların ilki olan “Şaban” ismiyle bir tipoloji oluşturmuştu. Şaban Kartal sahadaki en ufak hatasında rakip takım taraftarları tarafından genellikle bu şekilde alay konusu olurdu.
Şaban Kartal, 6 sezon futbol oynadığı “Kara Kartal” BJK Beşiktaş’tan 1982’de İskenderunspor’a gider, oradan da Sirkeci’ye gelerek 1985’te futbol hayatını bitirir.
Futbol kariyerinden sonra serbest ticaretle uğraşmaya başlar. Fakat işler iyi gitmez artık iflasın eşiğine gelir. Nihayetinde maalesef 8 Eylül 1998 tarihinde Ataköy’de oturduğu apartmanın parmaklıklarına kendini elektrik kablosuyla asarak intihar eder. Şaban Kartal arkasında muhteşem bir futbol geçmişi bırakır ancak intihar sebebine dair tek bir not bırakmaz.
Bir zamanlar Esenlerdeki top sahalarında futbol oynayan Boşnak bir Şaban Kartal vardı, bu vesile ile kendisine rahmet, hatırlayanlara ve unutmayanlara selam olsun. Kalın sağlıcakla, selam ve dua ile…
selam ve dua ile…
Beytullah YILDIRIM
Yerel Tarihçi Araştırmacı Yazar
esenlerarastirmalari@gmail.com
İstanbul Esenler 11.01.2024
Derleyen: Beytullah YILDIRIM
Bu Makale: Eldesnet tarafından 11.01.2024 Tarihinde Yayınlanmıştır.
Bu Makaleyi Pdf Olarak İndirmek için BURAYA tıklatınız.
Mimar Sinan Eseri Esenler Avasköy Su Kemeri 18.01.2024
İstanbul, Esenler ilçesindeki en önemli tahi eserlerinden birisi olan Atışalanı, Kemer Mahalesine de ismini veren Osmanlı dönemi 16. Yüzyıl, Mimarbaşı Koca Mimar Sinan'ın su mimarisi eseri tarihi Avasköy Su Kemeri. Osmanlı su iletim sistemlerinin önemli bir parçasıdır. Tarihi su kemeri; Avasköy Kemeri, Karakemer, Tekkemer ve Yılanlı Kemer gibi isimleriyle bilinir.
En son, 11.01.2024 tarihinde, Esenler Araştırmaları kapsamında yerinde, sahada etraflıca inceleme fırsatı bulduğum Avasköy Kemeri İstanbul 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun 08.03.1995 tarihli ve 6442 nolu kararı ile korunması gerekli kültür varlıgı olarak tescil edilmisti.
Avasköy Kemeri mevki olarak; İstanbul ili, Esenler İlçesi, 245 pafta, 370 ada, 14 parselde yer almaktadır. Esenler, Atışalanı, Kemer Mahallesi, 943 Sokak'ta yerleşim yeri içeresinde bulunmaktadır. Kemer, konumu itibariyle; Doğu batı istikametinde olup Su isale hattının kemere giriş yeri olan batı ucunun başlangıcı yerleşim yeri ve asfalt bir yolun kenarında başlamaktadır. Şehre giden hattın doğu ucunun bitiminde ise, Esenler Kemer Mezarlığı duvarı ile birleşerek nihayetlenmektedir. Kemerin kuzey tarafında ise; kemerin orta açıklığından geçerek paralelinde batı istikametine doğru giden asfalt bir yol mevcuttur. Bu yolun trafiğe kapatıldığı görüldü. Yolun bitişiğinde ise çok yakın bir konumda olan, kot olarak biraz daha yüksekte Atışalanı Elektrik Trafo Markezi mevcuttur. Güney cephesinin batı tarafı ise 2024 Ocak itibariyle maalesef hala çok katlı betonarme binaların kemere neredeyse bitişik konumda olduğu görülüyor. Sevindirici olan ise, bu binaların boşaltıldığı ve bir çalışma olduğu görüldü. Güney cephesinin doğu tarafında yaklaşık 20 m’lik bir boşluktan sonra yakınında Kemer İlkokulu mevcuttur.
Kemerin yakın çevresinde ise İstanbul Sehirlerarası Otobüs Terminalinin yaklasık 1 km kuzeyinde, Bayrampaşa, Sebze ve Meyve Halinin ise yaklasık 300 m. batısında bulunmaktadır.
Esenler, Atışalanı Kavasköy Kemerine Bayrampaşa İlçesi, Yıldırım Mahallesi’ndeki Alipaşa Kemerinden güneybatı yönüne yapılacak 20 dakikalık bir yürüyüşle ulaşılabilen mesafededir. Avasköy Kemerinin bulunduğu bölgeye yöre halkı "Eski Mezbahane" adını vermektedir. Esenler sınırları içerisindeki iki su kemerinden birisi olan Avasköy (Kavasköy) Kemeri Halkalı su şebekesinin bilinen son kemeridir. Bölge halkının kendisinden önceki Roma veya Erken Bizans dönemi eseri olan Mazul kemer (Mâzul / Mazlûm) kemerden sonra olduğu için bu kemere "İkinci Kemer" de dediği bilinmektedir.
Kemerin inşaa maksadı ve işlevi husunda ise; Atışalanı’ın kuzeyinde bulunan Avasköy Kemeri Halkalı Suları’nın alt kolu olan Süleymaniye Suyolu’nun Aypah kolu üzerinde bulunmaktadır. Suyolları isale hattına ait olmakla birlikte üzerinden Beylik Suyolu da geçmektedir. Avasköy yakınındaki Çamurlu Dere üzerinden bulunan kemerin olduğu yerde Roma döneminde küçük bir su kemerinin olduğu naklediliyor. Osmanlı Devletinin Başkenti İstanbul, Payitahtın imparatorluğun idare edildiği Topkapı Sarayı ve Yeni Saray’ın ihtiyacı olan su da tarihte çeşitli dönemlerde onarımlar geçiren Avasköy kemerinden geçmekteydi.
Menbağlarının adını taşıyan Halkalı Suyolu üzerindeki Avasköy Kemeri, Atışalanı köyiçindeki Maksem, sebilinden (Süleymaniye suyu ve Beylik suyu kubbeleri) geçtikten sonra sonra İstanbul sur içindeki saray, camiler, meydan çeşmeleri gibi resmi ve sivil pek çok önemli yapılara su taşımak için yapılmıştır. Süleymaniye Camii ve külliyesi başta olmak üzere Süleymaniye, Edirnekapı ve Fatih camilerine de buradan su gidiyordu.
Kemerin inşaa tarihi Miladi olarak 1550 – 1557 arasında inşaa edilmiştir. Avasköy Kemerinin inşaa tarihi gösteren mevcut bir kitabesi yoktur. Bu sebeple kesin bir tarih verilemiyor. Su yapıları hakkında, Topkapı Sarayındaki önemli çalışmaları ile tanınan, ve bu konuda eserler vermiş olan Prof. Dr. Kazım Çeçen'e göre; tarihi Avas Köyü kemeri Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptırdığı Süleymaniye suyolunun 1559 yılından önce tamamlandığı bilindiğinden; bu sistemin bir parçası olan Avasköy Kemer’inin inşasının da 1559’dan önce tamamlandığı düşünülmektedir.
Kanuni Sultan Süleyman döneminde Mimar Sinan’a inşaa ettirdiği Süleymanine Camii ve külliyesinin inşaatı Hicri 957 Miladi 1550’de başlayıp Hicri 964 Miladi, 1557’de tamamlandığına göre, Süleymaniye suyollarının inşa tarihinin de 1557 den önce olduğu ifade edilmektedir. Süleymaniye Suyolunun 1559 senesinde yazılan bir emirnameden kemerin bu tarihten önce kesin olarak inşaa edildiğini ve mevcut olduğunu gösteriyor. Süleymaniye Külliyesine su getiren Süleymaniye Suyolu üzerinde olan kemer, Miladi 1557'ye göre 2024 senesi itibariyle Avasköy kemeri yaklaşık olarak 467 yaşında.
Bu kemerin yapısındaki zarafet ve uygulanan teknik, Mimar Sinan yapısı olduğunu açıkça göstermektedir. Mimar Başının, Uzun Kemer, Paşa Kemeri ve diğer inşaa ettiği kemerlerde uyguladığı çıkıntılar, tepede sıfır olacak şekilde yapılan payandalar, bu kemerde de benzer şekilde uygulanmıştır.
Osmanlı Devleti’nin ve Türk-İslam Tarihi’nin en büyük mimarı olan Mimar Sinan’ın yaptığı eserlerinin listelerinin de verildiği Tezkiretü’l-Bünyan ve Tezkiretü’l-Ebniye gibi eserlerde ismi geçmektedir.
Avas kemeri tarihi kaynaklarda; T.C. Basbakanlık Devlet Arsivleri Genel Müdürlügü’nde bulunan ve Avasköy kemeri ile ilgili oldugu tahmin edilen toplam dört adet belge bulunmaktadır. Sai Mustafa Çelebi’nin yazdıgı Tezkiret-ül-Bünyan isimli eserlerde “Müderris köyü kurbündeki kemer” ifadesi ile yani günümüzdeki ismi ile Metris yakınındaki kemer şekilde bahsedilir. Fatih sultan Mehmet tarafından hocası Alaaddin Tusi’ye verildiği için Müderris Köyü diye anılan bu alan günümüzde Esenler Kemer Mahallesi yanındaki boş araziyi ve mahallenin bir kısmını ifade etmektedir.
Türkiye’nin su mühendisliği ve suyolları konusunda en önemli araştırmacısı olan Prof. Dr. Kazım Çeçen’in yaptığı incelemelerde Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde bulunan 1161 / 1748 tarihli bir haritada Müderris Köyü Avasköy’ün bugünkü adıyla Atışalanı’nın hemen yanında çizilmiştir. Bu haritaya göre Müderris Köyü’nün Metris Çiftlik olduğu ve bahsi geçen kemerin de 11 açıklıklı ve bir katlı Avasköy Kemeri olduğu anlaşılmaktadır.
Seyyah-ı Fakir Evliya Çelebiye göre Avasköy Kemeri; Ünlü Osmanlı seyyahı, Evliya Çelebi, İstanbul’u anlattığı seyahatnamesinin birinci cildinde su kemerlerinin vasıflarını anlatırken “Müderris Köy Kemerleri de 60 arşındır, ne kadar kemer olduğunu bilmiyorum. Bu kemerin temelleri Galata Kulesi kadar derindir” şeklinde kendi üslubunca Avasköy Kemerini tarif etmiştir.
Tarihi haritalarda ise; Çok açıklıklı olarak gösterilen, “Litros köyü kurbünde olan kemer” şekilde ifade edilen Atışalanı Avasköy Kemeri kastedilmektedir. Litros günümüzdeki Esenlerin merkezini oluşturan Bizans döneminde Dörtyol mevkiinde bulunan Rum tebanın yaşadığı köyün eski adıdır. Topkapı Müzesi III. Ahmet Kütüphanesi’ndeki 1607 tarihli Beylik Suyolu haritası. Köprülü Suyolları’nın gösterildiği 1672 ve 1859 tarihli haritalar. Topkapı Sarayı Müzesi’ndeki 1748 tarihli Beylik Suyolu haritası. Türk ve İslam Eserleri Müzesi’ndeki Süleymaniye Suyolları haritası. Avasköy Kemeri ile ilgili oldugu tespit edilen haritalardan bazılarıdır.
Suyolcu kethüdaları, çavuşları ve kâtipleri. Osmanlı Devleti Suyollarına büyük bir özen gösterilerek, “Suyolculuk” kurumu oluşturulmuştu.
Avas (Atışalanı) köyü arazilerinden geçen su yolları ve su yapıları nedeniyle bir Su Yolcu köyü konumundaydı.Su nazırı, suyolcular kethüdası, suyolcular çavuşları, katipleri, korucuları gibi, görevlilerin haricinde Su Yolcu köylerinde görevli usta, kalfa ve çırak olarak suyolundaki yapıların bakım, onarım ve korumalarından sorum idiler. Bu hizmetlerin karşılığınsa ise suyolcu köylerine ve görevlilere vergi muafiyeti gibi bazı imtiyazlar tanınmıştı. Osmanlıda su Nezareti’nde görevli şahısların görev ve yükümlülüklerine dair çeşitli kayıtlar vardır. Bunlardan bir tanesi “Umûm bendlerün civârında bulınan havzlarla kemerlerün mesâfelerini ve ba‘zı çeşmelerün ve suyolı nizâmâtınun” defteridir.
Kemerin mimarı ve teknik özellikleri olarak, Osmanlı Devleti’nin ve Türk İslam Tarihinin en büyük mimarı olarak dünya çapında kabul edilmiş olan Mimar Sinan veya Koca Mi'mâr Sinân Ağa, Osmanlı İmparatorluğu'nun 16. yüzyılda görevli başmimarı ve inşaat mühendisidir. Mimarbaşı kariyerinde önemli eserler veren ve Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim ve III. Murad dönemlerinde başmimar olarak görev yapan Mimar Sinan, yapıtlarıyla geçmişte ve günümüzde dünyaca tanınmıştır.Atışalanı tarihi Avasköy Kemeri, Mimar Sinan'ın Esenler'deki mührü niteliğindedir.
Mimari yapı teknik özellikleri olarak; Süleymaniye Suyollarına ait haritada bu kemer 11 gözlü, Topkapı Sarayı Müzesi III. Ahmet kitaplığındaki 1607 tarihli haritada ise 12 gözlü, 1748 tarihli haritada ise yine 12 gözlü olarak çizilmiştir.
Avasköy Kemerinin Osmanlı zamanında birkaç kez tamir geçirdiğini Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Osmanlı Arşivleri’nde bulunan belgelerde görmekteyiz. Tamiri ile alakalı bir vesikada 1737 senesinde kemerin tamiri için 831,5 kuruş tahsis edildiği yine bu belgelerde görülmektedir.
Avasköy Kemeri’nin doğu batı yönü dogrultusunda uzanan dolu duvarlar kemerin vadiyi aşmasını saglayacak yapıyı ayakta tutan taşıyıcı sistem oluşmasında önemli bir role sahiptir. Tarihi Avasköy Su Kemeri 164.50 m uzunluğunda yapılmıştır. (Çeçen, 1991, Ek P2) Günümüzdeki kayıtlardaki toplam uzunluğu ise: 109,5 metre olarak kayıtlara geçmiştir. Benim yaptığım hesaplamalara göre kemer, restorasyon sonrası en son uzunluğu ise 153 Metre’dir. Tek katlı, kârgir olan yapı bir sıra sivri kemerden oluşmaktadır. Yapı 11 gözlü, yani 11 kemer açıklığına sahiptir. Göz açıklığı: 4.45 metre ile 4.50 metre arasında değişmektedir. Kemer ayaklarında 2.30 m. ile 2.56 m.dir. Ortada yer alan altıncı kemerdeki göz açıklığı ise 6 metredir. Kemerin yüksekliği ise 10,3 metre olarak hesaplanmıştır.
Mimari Unsurları; Kemerin inşasında dış yapısında sert kalker yapıdaki kolay işlenen, hava (karbondiyosit) ile teması arttıkça sertleşen özellikteki, açık renkli, yüksekligi 20 ile 35 cm. arasında değişen büyüklükteki küfeki taşı blokları ile inşa edilmistir.
Duvar örme tekniği olarak kemer bedeni, yapılırken kullanılan cidar taşlarının derinligi 15 ile 60 cm arasında degişmektedir. İç çekirdek örgüsü ise moloz taşlardan oluşmaktadır. Kemerlerin inşasında taş blokları birbirine baglamak amacıyla metal kenet, zıvana gibi demir elemanlar kullanılmıştır. Kemer kesme taş örgü tekniğinde inşa edilmiştir. Kemerler arasındaki taşıyıcı ayaklar üzerinde zemine doğru genişleyen payandalar yapılarak dayanıklılığı ve taşıcı kabiliyeti artırılmıştır.
Su, kemerin üzerinde su kanalı yerine künk borular ile taşınmaktadır. Üst kısmında, kemer duvarının üstündeki kalın harçlı moloz taş dolgu içine yerleştirilen yan yana yerleştirilmiş pişmiş kil topraktan mamül, olan künk dizisinin kalıntıları görülmektedir.
Kemer üzerinden geçen Beylik ve Süleymaniye Suyolları’na ait künkler 21 cm iç çapı 35 cm. x 65 cm. boyutlarındaki tugla ve harç ile inşa edilmiş kapalı bir galeri içerisine yerlestirilmiştir. Günümüzde ise restorasyon sonrası iki ayrı su isale hattını oluşturan, pişmiş toprak künkler yenilenmiş olarak giriş ve çıkış noktalarında açıkta olup görlmektedir.
Kemer 2009’da restore edildi. Kemerin etrafında 1970'lerde başlayan gecekondu kaçak yapılaşma ile gecekonducular için bir "taş kaynağı" haline gelmiş durumdaydı.
Esenler yerleşim bölgesinde kalan Avasköy Kemeri’nin batı yarısının güney cephesine konutlar 2 ile 3 metreye kadar yaklaşmış durumdadır. kemerin etrafında çarpık yapılaşma neticesinde birçok bina inşa edilmiştir.
Kemer, İstanbul 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında koruma altına alınmasına rağmen uzun bir süre ilgisiz ve bakımsız kalmıştır. Restorasyon'dan önce önemli ölçüde tahrip ve harap olmuş haldeydi. Geçmiş dönemlerde hafriyat kamyonları kemerin çevresine çöp, moloz ve toprak dökerek bu tahribatı daha da büyük boyutlara çıkarmıştı.
Daha sonraki senelerde betonarme binalar tarafından hayli zarar görmüş, bu konuda mahkeme açılmış, TBMM'de konu ile ilgili olarak soru önergesi dahi verilmişti.
Tarihi Avas Kemeri onarım, iyileştirme ve yenileme vetiresinde; 2007 Senesi, Esenler Belediyesi Kemerin daha kolay korunması için bir okul projesi kapsamına dâhil edilmesini teklif etti. 2009 Senesinde Esenler Belediyesi, Belediyesi Başkan, Mehmet Tevfik Göksu ve ekibinin girişimleri ile hazırlanan ve kemerdeki bozulmaların ayrıntılı olarak anlatıldığı raporla birlikte başarılı bir restorasyon süreci geçirmiştir. Ayrıca 2013’te ise su kemerinin taş duvarları Esenler Belediyesi tarafından kumlama yöntemiyle temizlenerek, daha temiz bir görünüme kavuştu. Yüzeyi de aynı renkte olacak şekilde yenilendi.
O günden bu güne devam eden yoğun yenileme çalışmaları ile daha dayanıklı bir şekilde günümüze ulaşmıştır.
Bu muazzam Avasköy Su Kemeri inşaa ettiren Osmanlı İmparatorluğu'nun 9. padişahı ve 88. İslam hâlifesi Yavuz Sultan Selim Han ve muhteşem eserlerin mimarı Mimar Sinan su gibi aziz olsun. Bizler de ecdadımızın hatırası bu nadir tarihi eserlerimizi gerektiği önemi vererek korumalı ve gelecek nesillere kültür mirasımızı nakletmeyiz. Çocuklarımıza, gençlerimize yüzyıllardır ayakta olan eserlerimizle ne kadar büyük ve köklü bir medeniyetin ve ecdadın evlatları olduğumuzu unutturmamalıyız.
Kalın sağlıcakla, selam ve dua ile…
KAYNAKLAR: Prof. Dr. Kazım Çeçen Sinanın Yaptığı Su Tesisleri
Beytullah YILDIRIM Yerel Tarihçi Araştımacı Yazar Esenler Araştırmaları https://esenlerarastirmalari.blogspot.com
Esenler Belediyesi https://esenler.bel.tr
Esenler Tarihi Fatih, Güldal Ahmet Uçar
Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi
Mahmut Çıngı Salman Avasköy Kemeri Restorasyon Projesi Ahmet Tabakoğlu Osmanlı İstanbulunun Su Tarihi
Semavi Eyice, İstanbul (Tarihî Eserler)
Şükrü Sönmezer ve diğerleri İstanbuldaki Osmanlı Dönemi SuyoluYapıları
Cihan Aktaş Rüzgarla İyi Geçinmek
Evliya Çelebi Seyahatnamesi
Seyit Ali Kahraman – Yücel Dağlı İstanbul 2003, s. 444
Haşim Albayrak Tarihçi Araştırmacı Yazar
Beytullah YILDIRIM
Yerel Tarihçi Araştırmacı Yazar
esenlerarastirmalari@gmail.com
İstanbul Esenler 18.01.2024
Derleyen: Beytullah YILDIRIM
Bu Makale: Eldesnet tarafından 18.01.2024 Tarihinde Yayınlanmıştır.
Bu Makaleyi Pdf Olarak İndirmek için BURAYA tıklatınız.
Süper Batarya Müthiş Nükleer Pil
Yerel tarih araştırmaları çalışmalarım yanı sıra özel eğitimler ve sertifika programları ile geliştirip uzun yıllar icra etme imkanı bulduğum elektronik bilişim, bilgisayar sistemleri alanındaki tecrübelerimden yola çıkarak teknoloji alanındaki yeni bir gelişmeyi pil (batarya) üretimindeki heyecan verici süper bir yeniliği sizinle paylaşma ihtiyacı duydum.
Günümüzde taşınabilir portatif elektronik ve elektrikli aletlerin ihtiyaç duyduğu ve olmazsa olmazı olan enerji kaynağı olan pil üretim dünyasında nihayet müthiş bir yenilik gerçekleşti. Geçtiğimiz günlerde Çin menşeeli bir firma, olan Betavolt BV100, marka modeliyle pratikte kullanılabilir nükleer pil üretimi teknolojisine ulaştığını dünyaya duyurdu.
Elektronik alanındaki gelişmeler ile öne çıkan Çin, Pekin merkezli teknoloji şirketi BetaVolt, internet web sitesinde yapıtığı açıklamada; Uzun şarj süresi, dayanıklılığı, güveli oluşu ve sağlamış olduğu tutarlı elektrik enerjisi bağlamında çok iddialı. Yapılan çalışmalar neticesinde bu yeni teknoloji nükleer pilleri ürettiğini duyurdu. Üretilen bataryaların akıllı telefonlar tek şarj ile 50 yıla kadar kendi kendine yeterli hale getirebileceğini iddia edildi.
Söz konusu yeni teknoloji pillerin, 3.300 Megawat saat enerji depolama kapasitesine sahip olduğunu belirtiyor.
Hacmi küçük olan bataryanın adı "BV-100" ve BetaVolt, tanıtımının yanı sıra daha az alan kapladığı için daha fazla kullanım alanı olacağı düşünülüyor. Bazı el aletlerinde ve cihazlarda ihtiyaç duyulan düşük voltaj ve tüketim nedeniyle tek şarjla ömür boyu kullanımın mümkün olacağı düşünülüyor. Pil (batarya) sistemlerinde hareketli, her hangi bir parçanın olmamaması ve bakım gerektirmemesi bu iddialı bataryayı Çinli girişim kısa bir süre önce, akıllı telefonları yeniden şarj etmeye gerek kalmadan şaşırtıcı bir şekilde 50 yıl boyunca açık tutmayı vaat eden çığır açan bir pil teknolojisi olarak tanıtıldı.
Nükleer pil, atom pili, nükleer pil, radyoizotop pili veya radyoizotop jeneratörü, elektrik üretmek için radyoaktif bir izotopun bozunmasından elde edilen enerjiyi kullanıyor. Nükleer reaktörler gibi, nükleer enerjiden elektrik üretirler, ancak zincirleme reaksiyon kullanmamaları bakımından onlardan farklılar. Yaygın olarak pil olarak adlandırılmalarına rağmen, teknik olarak elektrokimyasal değiller ve şarj edilemezler. Şimdiye kadar maliyetleri çok yüksek olduğu için genellikle, uzay araçları, kalp pilleri, su altı sistemleri ve dünyanın uzak bölgelerindeki otomatik bilimsel istasyonlar gibi uzun süre gözetimsiz çalışması gereken ekipmanlar için güç kaynağı olarak kullanıldılar.
Nükleer bataryalar, nükleer pil, atom pili veya radyoizotop pil şeklinde isimlendirilebilirler. Betavolt firması yaptığı basın açıklamasında, nükleer bataryanın 1960'larda Geçmişte geliştirilmeye çalışılan pillerden çok farlı olduğunu iddia ediyor. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) tarafından geliştirilen benzer güç hücrelerinden çok farklı olduğunu belirtiyor. Örneğin, bazı eski teknoloji atom pilleri radyoaktif güç kaynağı olarak Plütonyum madeni kullanıyordu. Betavolt BV100'ün ise tüketiciler için güvenli olduğu ve pil delinse bile radyasyon sızdırmayacağı iddia ediliyor.
Klasik pillerin zaaflarından olan patlama ve ortam sıcaklığına bağlı olarak performan kayıplarını ortadan kaldırıyor. Bu güvenlik ise malzeme seçiminden kaynaklanıyor. Betavolt'un bataryasında enerji kaynağı olarak nikel-63 izotopu kullanılıyor ve bu izotop kararlı bir bakır izotopuna dönüşüyor. Firmaya göre bu ve elmas yarı iletken malzeme, BV100'ün -60 ila 120 santigrat derece arasında değişen ortamlarda istikrarlı bir şekilde çalışmasına yardımcı oluyor.
Betavolt bu pilin üretiminde temel malzemeleri ile birlikte verilen açıklama ve şema, çalışma sürecini mükemmel bir şekilde gösteriyor. BV100’ün iki elmas yarı iletken dönüştürücü arasına 2 mikron kalınlığında nikel-63 levha yerleştirilerek yapıldığı görülüyor. Bu yapı Betavolt'un sadece 10 mikron kalınlığındaki benzersiz tek kristalli elmas yarı iletkenine dayanıyor.
En nihayetinde geliştirilen bu nükleer batarya, tepe güç çıkışı açısından etkileyici bir seviyede değil ancak bunun yapılmış olması gelecek için oldukça umut verici. Betavolt, daha fazla enerji ve 230 yıla kadar daha uzun hizmet ömrüne sahip nükleer enerji pilleri geliştirmek için stronsiyum-90, prometyum-147 ve döteryum gibi izotopları da araştırdığını belirtiyor.
Betavolt BV100, modeli firmanın, nikel-63 izotopu ve elmas yarı iletken malzeme kullanılarak inşa edilen yeni nükleer pil teknolojisi kullanılarak piyasaya sürülecek ilk ürün olacak. Betavolt, nükleer pilinin havacılık, yapay zeka cihazları, medikal, MEMS sistemleri, akıllı sensörler, küçük dronlar ve robotları hedefleyeceğini söylüyor. En nihayetinde ise bu, üreticilerin asla şarj edilmeye ihtiyaç duymayan akıllı telefonlar, otomobiller üretebileceği anlamına da geliyor.
Geliştirici Çinli şirket tarafından yapılan açıklamada ayrıca bu bataryayı bu yılın sonuna kadar seri üretime geçirmeyi ve bir örneğini piyasaya sunmayı planladığını da duyurdu. Yaşanan bu gelişme teknoloji dünyasında devrim niteğinde değerlendiriliyor. BV-100 isimli bataryalarındaki bu ilerleme, dördüncü sanayi devriminde yeni bir döneme işaret ederek enerji ve malzeme bilimindeki ileri teknolojilerin entegrasyonunu gözler önüne seriyor. Aynı şekilde Çin medyasında çıkan haberler, bu teknolojinin icadının pil ve güç bankası pazarlarında devrim oluşturabileceğini öne sürmeye devam ediyor.
Nükleer pillerin seri üretim öncesinde pilot aşamada olan BV100 şimdilik çok fazla güç sunmuyor. Bu 15 x 15 x 5mm boyutlarındaki batarya 3 voltta 100 mikrowatt güç sağlıyor. Şirket, cihaz gereksinimlerine bağlı olarak birden fazla BV100 pilinin seri veya paralel olarak birlikte kullanılabileceğinin de altını çiziyor. Betavolt ayrıca 2025 yılında nükleer pilinin 1 watt'lık versiyonunu piyasaya sürmeyi planladığını söylüyor.
Bu kadar uzun ömürlü bataryaların geliştirilmesi, enerji depolama alanında önemli bir sıçramaya işaret ediyor ve gelecek için heyecan verici olasılıkların önünü açacağı yönünde yorumlara yol açıyor. Teknolojik olarak batarya üretiminde ilk defa elmas yarı iletken malzemesini kullanıyor. Şirket burada 4. nesil elmas yarı iletken malzemesini kullanıyor.
Bu yenilik Elektrik enerjisini depolama, küçük hacim, yeniden şarj edilebilir, bakım gerektirmeyen ve kolay taşınabilrlik özellikleri öncelikle mobil cihazlarımızı kullanma şeklimizi yeniden tanımlama potansiyeline sahip olmakla kalmayıp, aynı zamanda hava araçları olan başta dronların tek bir şarjla sonsuza kadar uçmasını sağlamak gibi çeşitli sektörlerdeki uygulamaların da önünü açabilir. Kara, deniz ve hava araçlarının enerji ihtiyaçlarının karşılanmasında sivil ve askeri amaçlı yepyeni radikal çözümler üreteceğe benziyor. Yeni gelişmekte olan uzay teknolojileri alanında ise daha kalıcı ve uzun ömürlü sistemlerin geliştirilmesine katkı sağlayacaktır.
Ülkemizin enerji açığı göz önüne alındığında, elektriğin her geçen gün artan kullanım alanları ve hele hele seyyar taşınabilir pil ve batarya sistemlerini bizim de geliştirmeye acil ihtiyacımız olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Bu bağlamda, Devletimizin himayesinde, ar-ge olanakları oluşturularak, Tübitak, Aseldan gibi kuruluşlarımızın öncülüğünde yapılacak çalışmalara, akademik olarak üniversitelerimizin elektrik elektronik mühendisliği bölümleri, eğitim kurumlarımızdan teknik liselerimiz, sivil toplum kuruluşları olarak konu ilgili dernek, girişimci iş insanlarımız ve konuya ilgi duyan mucit, geliştirici ve yatırımcılarımız ile birlikte bir an evvel stratejik ehemniyeti yüksek olan enerji, elektrik sistemleri, pil ve batarya konusunda çalışmaların yapılmasının teşvik edilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Kaynakça: https://www.tomshardware.com
https://en.wikipedia.org
Kalın sağlıcakla, selam ve dua ile…
Beytullah YILDIRIM Esenler Araştırmaları
Yerel Tarihçi Araştırmacı Yazar
esenlerarastirmalari@gmail.com
Beytullah YILDIRIM
Yerel Tarihçi Araştırmacı Yazar
esenlerarastirmalari@gmail.com
İstanbul Esenler 04.02.2024
Derleyen: Beytullah YILDIRIM
Bu Makale: Eldesnet tarafından 04.02.2024 Tarihinde Yayınlanmıştır.
Bu Makaleyi Pdf Olarak İndirmek için BURAYA tıklatınız.
Tarihi Su Kemerleri Esenler Roma Mazul Kemer
Su kemerleri, tarihte Asurlulardan (M.Ö. 490) günümüze binlerce yıldır insanların temel ihtiyacı olan suyu isale etmek için inşaa edilmişlerdir. Su mimarisinde, arazi üzerinde farklı tekniklerde sıkça başvurulmuş bir su köprüsü çözüm yoludur. Su kemerleri, iki yüksek arazi arasındaki alçak seviyede kalan vadi, akarsu gibi engellerden suyu aşırmak amacıyla eşit yükseklikteki iki tepe noktasını birbirine bağlayan, payeler ve kemerler üzerinde yükseltilmiş köprü olup üzerindeki su kanallarından akıtılan suyun serbest biçimde akışını sağlamak için çok hassas bir yükseklik ve eğim hesaplaması gerektiren mimarlık ve mühendislik eserlerindendir.
Kemerler, arazinin durumuna göre genellikle kilden yapılma künklerle toprağın altından, bazan da kayalık arazilerden kayaların üzerine oyulan hendek şeklindeki kanallar vasıtasıyla taşınan su, mevcut arazinin taşı, kesme taş ve tuğla inşaat malzemesinden ve Horasan harcı kullanılarak inşa edilen kemerli su yolları yardımıyla istenilen yere ulaştırılıyordu.
İstanbul, Esenler İlçesi sınırları içerisinde iki su kemeri mevcuttur. Eski Atışalanı Köyü, Kemer Mahallesinde olan Avasköy Kemeri ve günümüzde Esenler, Oruç Reis Mahallesi, askeri alan TSK 66. Mekanize Tugay Komutanlığı sınırları içerisinde olan Mazul Kemerdir.
Mahmutbey’den doğan, Mazul Kemer’den geçtikten sonra, ilk önce Atışalanı’ndaki Beylik kubbelerine (Avasköy Sebili), gelen sonra Atışalanı Avasköy Kemerine ulaşan Beylik Suyu, Alipaşa Kemerini aştıktan sonra Taşlıtarla (Gaziosmanpaşa) Kubbesine, daha sonra ise Edirnekapı’ya ulaşıyordu.
Kemerin ismi, Arapça bir kelime olan Ma’zül, “görevden uzaklaştırılmış, azledilmiş” anlamına gelmektedir. Eski belgelerin bazılarında “Mazlum Kemer” olarak da adı geçmektedir. Halkalı suyolu sisteminin ilk su kemeridir. Halen Askerî bölge içerisinde bulunan bu kemere “Kemerkeçe” de denilmektedir.
Esenler'de Roma dönemine ait önemli su yapısı olan tarihi Mazul Kemere ait tarihi vesika olarak, Osmanlı döneminde hazırlanmış Süleymaniye Suları ile ilgili bir çalışmadaki çizimde adı ve konumu görülmektedir. Kemere ait Bizans veya Osmanlı dönemine ait herhangi bir kitabe mevcut değildir. Avasköy Su Kemerinde olduğu gibi Ma’zülkemer ile ilgili de ilk kapsamlı çalışmayı yine Kazım Çeçen yapmıştır.
Mâzul (Mazlûm) Kemeri, Halkalı suları, su yolları üzerinde bulunan Mahmutbey ile Esenler Atışalanı arasındaki bir vadi üzerindedir. İlk inşaası Roma, Erken Bizans devrinden günümüze geldiği görüşü hakimdir. Halkalı Sularını şehre taşıyan Mahmutbey ile Atışalanı arasında geçişi sağlayan su kemeridir. Konum itibariyle F21C18D1a pafta ve eski 549 parselin ifrazından oluşan 2162 parselde bulunuyor. Askerî bölge içerisinde kaldığından korunmuş, fazla tahribata uğramadan bugüne kadar ayakta kalabilmiştir. Günümüzde TEM yolundan Edirne yönüne devam ederken İSTOÇ’a gelmeden evvel geçilen viyadükte, Oto Center'ın galericilerin karşısında, sağda görülmektedir.
Hem Doğu Romanın başkenti, hem de Osmanlı İmparatorluğunun başşehri, payitahtı olan İstanbul’da Geç Roma-Erken Hıristiyanlık dönemlerinde yaptırılan en önemli su kemeri olan Bozdoğan Kemer’inin aslı imparator Hadrianus devrine ait (117-138) bir su yolunun önemli bir parçası olduğu ve Büyük Konstantinos zamanında onarılarak Trakya'dan getirilen bir su şebekesine bağlandığı kabul edilir. Bu kemer Osmanlı devrinde çeşitli onarımlardan sonra Halkalı su yollarının bir parçası olarak kullanılmıştır.
Bozdoğan Kemeri ile aynı döneme ait olan Mazul Kemer ise Mahmutbey-Atışalan arasında Uzunca ova deresi olarak bilinen akarsuyun üzerinde inşaa edilmiştir. 4. yüzyıla tarihlenen bu kemer belki de Valens zamanında (364-378) inşa edilmiştir. V. Konstantinos devrinde (741-775) tamir edilmiş olup, İstanbul’un Fethi ile Osmanlı döneminde Fatih Sultan Mehmed zamanında yapılan tadilatlardan sonra Osmanlı Türk devrinde de uzun yıllar kullanılmıştır.
Osmanlı Devleti Fatih Sultan Mehmet (II. Mehmet), 1453'te Konstantinopolis'in fethinden kısa bir süre sonra su kemeri sistemi üzerinde çalışma yapılmasını emretti. Görünüşe göre Bizans su kemerlerinin kalıntıları, su sistemlerini yeniden inşa etmeye başladığında hala belirgindi, bu da ne kadarının restore edildiği veya yeniden inşa edildiği belirsizliğini koruyor. Beylik su sistemiyle beslenen ve anıtsal bir su kemeri olan Mazulkemer'i de içeren Halkalı suları sistemiyle ilgili çalışmaları içeriyordu. Çoğunlukla Roma veya Bizans dönemlerine tarihlendirilse de, son araştırmalar Mazülkemer'in muhtemelen II. Mehmet dönemine tarihlendiğini ileri sürüyor. Halkalı sisteminin de kullanıldığı Süleymaniye sistemi, Kanuni Sultan Süleyman döneminde Süleymaniye Camisi'nin ihtiyacını karşılamak üzere ilaveler yapılmıştır. Bu sistem günde 1000 metreküp su sağlayabilmektedir. Beylik sistemi sadece Mazulkemer'i kullanırken Süleymaniye sistemi Avasköy ve Ali Paşa su kemerlerinin üzerinden de geçiyordu. Sultan II. Mustafa (1695-1703), Bozdoğan Kemeri'ni de restore ederken, halefi III. Ahmed (1703-1730) Halkalı su hatlarını da onardı.
Fiziki özellikleri bakımından Uzunca Ova Çayı üzerinde olan Mazulkemer iki katlıdır. İnşaa malzemesi olarak; kireç taşından yapılmış olup, üst katta 13, alt katta 7 olmak üzere iki sıra kemerlidir. Bu kemerlerden bazıları hayli hasar görmüş olup, diğerleri çeşitli aşamalarda değişiklik göstermektedir. Su kemerinde ayrıca üç seviyeli pişmiş toprak boru kalıntıları da bulunmuştur. Kalker taşı bloklarından iki sıra kemerli olarak inşa edilen Mazul Kemerin uzunluğu yaklaşık 111 metredir.
Mazul Kemer ile ilgili incelediğimiz kaynaklarda ve Esenler Tarihi kitabında şu ayrıntılara yer verilmiştir: Kemerin üst kotu denizden yaklaşık 80 metre yüksekliktedir. Davud Ağa’nın yaptığı 1584 tarihli haritada; Fatih Sultan Mehmed zamanından beri Topkapı Sarayı’nın suyunun bu kemer üzerinden aktarıldığı kaydedilmiştir. İstanbul’un 1453 yılında fethinden sonra Roma- Bizans devri suyolları tamir edilip genişletilerek şehre su getirilirken; Fatih’in bu amaçla Ma’zulkemer’i sutaşıma yolu olarak kullandığı, daha sonra I. Mahmud zamanında eklemeler ve tadilatlarla bu kemerin sağlamlaştırılıp, buradan şehre taşınan suyun da Beylik Suyu haline dönüştürüldüğü anlaşılmaktadır. 1555 yılında hizmete giren Süleymaniye Suyollarının künkleri de bu kemer üzerinden geçirilmiştir. Kemerin rölövesi ilk kez Kazım Çeçen tarafından yapılmıştır. Bu çalışmada da kemerin ancak ana boyutları verilmektedir.
Nitekim kemerin birinci katının üzerine çıkılamadığı için duvar kalınlıkları ile gözlerin açıklıkları ölçülmüş, uzaktan fotoğraflar çekilerek büyütülmüş, ölçülemeyen boyutlar kıyas yapılarak kaydedilmiştir. Dolayısıyla Çeçen’in ifade ettiği üzere meydana gelebilecek hatalar 10 cm civarındadır. Bu çalışmada tabanda ve erişilebilen yerlerdeki duvar kalınlıklarının hepsi ayrıntılı bir şekilde ölçülmüştür.
Araştırmaya göre suyun kemere giriş yeri Uzuncaova Deresi’nin sağ sahilinde idi. 13 gözlü kemerin göz açıklıkları 1991 yılında birinci gözden itibaren 2,08m, 2,90m, 4,30m, 4,35m, 4,35m, 4,45m, 4,35m, 5,80m, 6,65m, 5,80m, 4,35m, 3,90m, 3,35m olarak ölçülmüştü. 9, 10, 11, 12 ve 13. gözlerin içerisine sonradan ayaklar örülerek açıklıkları daraltılmış, yeni kemerler bu ayaklara oturtulmuştur. Bu ayakların kalınlıkları da muhteliftir. 1’den 8’e kadar olan üst gözlerde darlaştırma yapılmamış, tepesi orijinal kemerden daha aşağıda olan yeni kemerler ise örülmüştür.
Bütün bu değişikliklerin sebebini Kazım Çeçen, fetihten sonra yapılan düzenlemelerle açıklamaktadır. Nitekim bu tarihten sonra kemerden su geçirilmek istenmiş ve yeniden bulunan memba suları künklerle kemerin başına getirilince künklerin seviyesi, su gözlerin kemerlerinin tepesinden 1 m kadar daha aşağıda kalmıştır. Bu kemerlerin mansap tarafındaki bölümünün tepesini yıkmamak için 1.’den 8.’ye kadar gözlerde üstü orijinal kemerlerden 1 metre kadar alçakta olan yeni kemerler mevcut ayaklar üzerine, 9.’dan 13.’ye kadarki gözlerde ise yeni ayaklar yapılarak açıklık daraltılmış ve kemerler bu ayaklar üzerine oturtulmuştur. Darlaştırmaların duvar kalınlıkları 1,70m civarındadır ve bu kalınlık her kemerde değişiktir.
Sonradan yapılan bu darlaştırmalarda kemerler taş ve tuğla, bazen da moloz taşlar kullanılmak suretiyle inşa edilmiş, mansap tarafları kuzey cepheye göre daha düzgün örülmüştür. Sonradan yapılan kemerler arasında yalnız 6. kemerde kesme taşlar kullanılmıştır. 1 ile 4. kemerler zamanla yıkılmış bunların ayaklar üzerine oturdukları yerlerin izleri kalmıştır.
Elimizdeki ilk ve en önemli çalışma olan Kazım Çeçen’in eserinde 1991 yılında Ma’zulkemer üzerinden değişik seviyelerde geçen üç künkün kalıntılarının açıkça görüldüğünü söylemektedir. Ona göre bunlardan ikisinin Beylik (Fatih) ve Süleymaniye Suyollarına ait olduğu kesin olup, üçüncüsünün ise bir kaymaya ait olabileceği ihtimali vardır. Her üç künkte kemerin mansap cephesine çok yakın geçirilmiştir. Çeçen’e göre, Geç Roma devrinde Ma’zülkemer’in memba tarafına yakın bir bölgede üstten eni 0,86 m olan bir galerinin geçirildiği, sol sahilde çıkış yerinde açıkça gözlenmektedir. Çeçen’in tahminine göre Geç Roma devrinde yalnız bu galeriden su geçirilmiştir. Osmanlı devrinde tadilata uğradığı düşünülen mansap tarafında da tadilattan önce Roma devrinde ikinci bir galerinin mevcut olup olmadığı anlaşılamamıştır. Yine yapıda Fatih Sultan Mehmed zamanında yapılan değişikliklerin; eski yapının çok kısa bir sürede gerçekleştirilen yapı ayrıntılı yapı analizinin yapılması ile gerçekleştiği görülmektedir. Ayrıca 1557’de tamamlanan Süleymaniye Suyolları künklerinin de yine aynı seviyelere yakın orijinal kemerlerin tepe noktalarından daha aşağıda geçirilmiş olması tadilatın daha evvel yani Sultan Fatih devrinde icra edildiğini göstermektedir.
Künklerin kemer üzerinden geçtikten sonra güneye yöneldiği görülür. Aynı bölgelerde görülen basık galerilerin Geç Roma Devrinden kaldığı tahmin edilmekte ise de bunların maslak olma ihtimali daha fazladır. Kesin hüküm vermek için kazı yapılması şarttır. Elimizde bulunan eski haritalardan isale hatlarının kemere giriş ve çıkışlarının şekillerini ve sonradan yapılan tabakaları görmek mümkündür. Çeçen’in yaptığı araştırmalara göre Ma’zülkemer blok şeklinde çok sert kalker taşları ile inşa edilmiştir. Örgü tabakaları 30-50 cm arasında değişmektedir. Üzengi taşları kemer içerisine doğru çıkıntı teşkil eder. Dış cepheden 5 cm içeride örülen kemer taşları gayet düzenli işlenmiştir. 8.,9. ve 10. kemer lerlerin temelleri sonradan yapılan takviyelerle, oyulmalara karşı korunmuştur. Takviyeler kademelidir ve talveg’den 1,10 m yüksektedir. Ma’zülkemer’in alt gözlerinin duvar kalınlıları orta kemerlerde yukarı doğru gözle zor fark edilecek şekilde incelmektedir. Her iki baştaki yamaçlar üzerindeki kemerlerin duvar kalınlıları sabittir. Duvar kalınlıları 3. ayakta 4,03 m., 4. ayakta 4,20 m., 5. ayakta 4,30 m., 6. ayakta 4,46 m., 7. ayakta 4,61 m., 8. ayakta 4,65 m.’dir. Üst gözlerin ayakları da 3,95 m. ile 4,10m. arasında değişmektedir. Orta ayakların kalınlıkları ölçülememiştir. Üst ayakların altındaki kornişte, mansapta yani güney cephesinde 24 cm., kuzey cephesinde ise 28 cm’lik bir kademe yapılarak üst ayaklar düşey cepheli ve daha ince örülmüştür. İncelemenin yapıldığı tarihlerde Ma’zülkemer’in üst bölümü çok harap olmuş birçok yerinin taşları dökülmüştür. Ancak Roma galerisinin üstünü örten taşlar henüz durmaktadır. Osmanlılar tarafından yapılan tadilat Roma devrindekilere göre daha fazla yıkılmıştır. Kemerin kuzey cephesi yan memba tarafı hava şartlarında etkilenmiş taşları düşmüştür. Kuzey cephesinin yamaçlardaki bölgenin kesme taşları ise tamamen düşmüş veya sökülmüştür. Gözlerin kemer taşlarının kemer yarıçapı yönündeki boyutu 48 cm olup 5 cm kadar cepheden içeridedir. Kemerin üzerinden geçen her üç künkün de iç çapları 21 cm’dir. İki tanesi güney cephesine çok yakındır. Ma’zülkemer ile Bozdoğan kemerinin üst kotları arasında yaklaşık 20 m fark vardır. Buna göre künklerin eğimi 1/1000 civarındadır.
Ma’zülkemerin inşa tarihi hakkındaki bilgilerimiz çok eksiktir. Olof Knut Dalman, Ma’zülmeker’in Konstantin V. Kopronymus tarafından tamir edildiğini yazmakta; Semavi Eyice ise bu hususun ispatlanmadığını, ancak kemerin yapı tekniği tarafından Geç Roma devrine ait olması gerektiğini belki IV. yüzyılda yapıldığı kanaatinde olduğunu açıklamaktadır.
Dalman, Ma’zülkemer’in üst gözlerinin sayısını 11, alt gözlerinin 5 olduğunu yazmakta ise de üst gözler 13 ve yıkılan 2 alt göz de hesaba katılırsa alt gözler 7 tanedir. Çeçen’in yaptığı ölçmelere göre Ma’zülkemerin boyu 110 metredir. Gerçi kemerin nereden başlayıp nerede bittiğini hassas bir şekilde tespit etmek oldukça zordur. Zira zamanla yamaçlar toprakla dolmuş bazı yerler ise yağmurlarla aşınmıştır. Sağ yamaçta toprak içerisindeki üç künkün kalıntıları da görülmektedir. Kemerin üzerinden geçmek tehlikelidir. Mevcut basık galerinin, Bozdoğan Kemeri (Valens) üzerinde tespit ettiğimiz galeri ile ilgisi olması ihtimali vardır. Ma’zülkemer’den geçen Süleymaniye ve Beylik Sularına ait künkler Bozdoğan Kemeri üzerinde de aynı boyutta künkler olarak görülmektedir. Ma’zülkemerin 368 yılında yapılan Bozdoğan Kemeri ile aynı tarihler de yapılıp yapılmadığı araştırmacıların tam olarak cevaplayamadığı bir sorudur. Ancak yapının, İstanbul’un en eski yapılarından birisi olma ihtimali büyüktür. 2007 yılında İSKİ tarafından restitüsyon ve restorasyon projesi hazırlanmış olan yapının, üst tabakasının tamamen yok olduğu bu yüzden tüm suyu bünyesine alarak daha da tahrip olduğu söylenmiştir. Yine kemerin kuzeye bakan cephesinin güneye göre çok daha fazla hasara uğradığı, yüzeydeki taşlarda bozulmaların olduğu yosunlanma ve bilhassa yamaçlardaki kemerlerde derin yüzey kayıplarının tespit edildiği bildirilmiştir. Aynı rapora göre Roma devrinde yapılan 1 no’lu açıklığın kemeri tamamen yok olmuştur. Yine 3 ile 5 no’lu açıklıkların alt seviyedeki kemerleri de üzengi seviyesindeki izler dışında tamamen yok olmuştur. 4 numaralı açıklıktaki alt seviye kemeri kısmen yıkılmıştır.
Bu rapora göre Osmanlı devri eklerinden 9, 10 ve 12 numaralı açıklıklardaki üst seviye kemerlerinde bozulmalar söz konusudur. 11 no’lu açıklığın kemeri, ayaklar üzerinde yükseltilen dar kemerle, içeriden bir kez daha takviye edilmiştir. 2007 yılındaki bu çalışmada Üst seviyedeki kemer içlerindeki ikinci kemerde taş ve tuğlalarda bozulmalar, yüzey kayıpları ve ders boşalmaları vardır. Alt ve üst seviye arasındaki ve kemer başlarındaki silmeler çoğunlukla zarar görmüş ya da kırılmıştır. İki sıra kemer olan açıklılarda üst kemer zeminleri oldukça zarar görmüştür; bu kısımlarda taşlar dökülmüştür ve yoğun bir bitki oluşumu vardır. Alt kemer taşlarının da döküldüğü noktalar vardır. Bu tarihte Osmanlı devri künklerinin kırılmış ve yer yer yok olduğu müşahede edilmiştir.
Günümüzde, Şubat 2024 tarihi itibariyle yerinde gidip, askeri alanda olması nedeniyle uzaktan da olsa görme imkânı bulduğumuz Mazul kemerin, üzerinde bulunduğu dere yatağından kirli atık suların aktığı görülmüştür. Kemer yapısı itibariyle fiziki olarak yer yer yıkılmış, bilhassa üst kısmında önemli ciddi hasarlar oluştuğu gözlemlenmiştir.
Teşekkür: Bu makaleyi hazırlarken tarafımıza göstermiş oldukları değerli katkıları ve kaynak eser temininde yardımlarından dolayı Esenler Belediyesi, Başkan Yardımcısı Sn. Hasan Taşçı Hocamızın kıymetli ekibi, Kültür İşleri Müdürü Sn. Hüseyin Cerrahoğlu başta olmak üzere, Adnan Büyükdeniz Dijital Kütüphanesi Sorumlusu Yasemin Polat hanıma ve bütün çalışanlarına şükranlarımı sunarım. Esenler Belediyesinin du değerli kütüphane ve diğer kültür hizmetlerinden dolayı Belediye Başkanımız Sn. M. Tevfik Göksu'ya hassaten çok teşekkür ederim.
Kaynaklar ve Bağlantılar
Esenler Belesiyesi Esenler Tarihi
Kâzım Çeçen'den Roma'nın En Uzun Su Temin Hattı
Kâzım Çeçen'den Sinan'ın İstanbul Su Temin Sistemi
Beytullah YILDIRIM Esenler Araştırmaları
Bildlexikon zur Topographie İstanbuls: Byzantion, Konstantinupolis,
İstanbul Cyril Mango'nun "Konstantinopolis'in Su Temini"
Richard Bayliss ve James Crow'un yazdığı “Konstantinopolis'in Su Temini 2001-2002”
İslam Ansiklopedisi Mazul Kemer
Ahmet Tabakoğlu - Osmanlı İstanbulunun Su Tarihi
Semavi Eyice, İstanbul (Tarihî Eserler)
Wikipedi https://tr.wikipedia.org/wiki/Mazul_Kemeri Thebyzantinelegacy https://www.thebyzantinelegacy.com
Şükrü Sönmezer ve diğerleri - İstanbuldaki Osmanlı Dönemi SuyoluYapıları
Kalın sağlıcakla,
Selam ve dua ile…
Beytullah YILDIRIM
Esenler Araştırmaları
Yerel Tarihçi Araştırmacı Yazar
esenlerarastirmalari@gmail.com
Bu makale 14.02.2024 Tarihinde Esenler Vizyon Haber sitesinde yayımlanmıştır.
Bu makale 14.02.2024 Tarihinde Esenler Araştırmaları blok sitemizde yayımlanmıştır.
Yapay Zeka Uygulamaları ve ChatGpt
Teknolojide gelinen son nokta itibariyle "Yapay Zeka", bilgisayarların ve makinelerin insan benzeri görevleri gerçekleştirmesini, deneyiminden öğrenmesini, yeni girdilere uyum sağlamasını mümkün kılan geliştirilen bilgisayar sistemleridir. Bu gelişmekte olan teknoloji ile temelde insan yetkinliklerinin geliştirilmesi ve bunlara katkı sağlanması amaçlanıyor. İş dünyası ise yapay zekayı sektöre de bağlı olarak, müşteri hizmetleri, tedarik zinciri yönetimi ve daha pek çok çeşitli alanlarda kullanıyor.
Baş döndüren bir hızla gelişmekte olan bilişim teknolojileri Yapay Zeka ile birlikte bu uygulamalar da büyük ilgi görmeye başladı. Bunlardan biri ve en ünlüsüde olan ChatGPT'dir. OpenAI firması tarafından geliştirilen ChatGPT, geniş bir kullanım alanına sahip yapay zeka uygulamasıdır. Dil anlama ve metin oluşturma yetenekleri açısından kullanan herkesi kendisine hayran bırakan ChatGPT, yeni güncellemelerle birlikte birçok sektöre fayda sağlamaya başladı.
Yapay zekanın tarihçesi olarak incelendiğinde, 1956 senesinde ortaya atılan yapay zeka terimi veri hacimlerinin artması, algoritma ve hesaplamaların gelişmesi gibi bilim ve teknoloji alanındaki ilerlemeler ile günümüzde daha popüler bir hale geldi. İlk dönemlerinde, yapay zekaya yönelik çalışmalar problem çözme ve sembolik yöntemler gibi konular ile ilişkilidir. Sonraki dönemlerde ise makine öğrenmesi ile gelişen yapay zeka günümüzde konuşmayı, görüntüleri ve verileri tanıma, tahminlerde bulunma gibi işlemleri yerine getirebilmesini sağlayan derin öğrenme ile gelişmeye devam ediyor.
ABD merkezli OpenAI tarafından geliştirilen devrim niteliğinde bir yapay zeka teknolojisi olan ChatGPT, dünya çapında çok büyük bir popülerlik kazandı. Söz konusu teknoloji devi, gelişmiş yapay zeka çözümlerini internet kullanımının yaygınlaşmasıyla kitlelere başarıyla ulaştırdı. Yapay zeka ile temelde insan yetkinliklerinin geliştirilmesi ve bunlara katkı sağlanması amaçlanır. ChatGPT'yi kuran şirket olan OpenAI, 2015 senesinde aralarında Twitter (X)'in sahibi Elon Musk, lya Sutskever, Wojciech Zaremba, Greg Brockman ve Sam Altman gibi kişiler tarafından kurulmuştu.
Yapay zeka uygulaması temelde kullanıcıların sorduğu sorulara cevap veren bir sohbet uygulaması olarak ifade edilebilir. İnsan benzeri metinler oluşturabilen uygulama, detaylı soruları kolayca anlayıp cevaplayabilir. Aynı zamanda karmaşık cümle yapılarını anlama konusunda da büyük bir kabiliyete sahiptir.
Ücretsiz ve ücretli iki ayrı versiyonu kullanımda olan yapay zekâ programı ücretsiz versiyonu daha sınırlı bir bilgi ve konu ile sorulanlara cevap veriyor. Ayrıca bazı konularda sonuçlar ve cevapların, doğru olmama ihtimali de bulunuyor.
Ücretli versiyonu 20 USD karşısında abone olmak şartıyla çok daha geniş bir bilgi kümesi yanı sıra, ücretli ChatGPT ile daha gelişmiş bir hizmet sunar. Daha ayrıntılı ve özelleştirilmiş cevaplar veriyor. Ayrıca, geniş kelime ve konu yelpazesiyle birlikte, ücretsiz sürüme göre daha doğru sonuçlar retiyor. Ücretli sürümün bir diğer avantajı ise daha hızlı cevaplar verebiliyor olmasıdır. Bu abone kullanıcılar, ChatGPT’ye gelecek yeni özelliklere ve geliştirmelere daha erken erişim hakkına sahip oluyorlar.
Kullanıcılardan gelen soru ve cevaplara göre, bir sonraki metni tahmin etme yeteneği bulunan ChatGPT, sürekli öğrenen, öğrenmeye her zaman açık bir yazılımdır. Kullanıcılardan gelen bilgileri sürekli olarak hafızasına kaydeder ve sonraki cevapları bu birikime göre geliştirir ve günceller. Oldukça esnek bir yazılım olan ChatGPT, kullanıcı dostu bilgi sağlama yeteneği açısından çeşitli avantajlar sunsunmaktadır.
ChatGPT ve banzeri yapay zeka uygulamaları; Günümüzde teknolojinin hızla gelişmesiyle birlikte yapay zeka uygulamaları da büyük ilgi görmeye başladı. Geniş bir kullanım alanına sahip olan yapay zeka uygulamaları, dil anlama ve metin oluşturma yetenekleri açısından kullanan herkesi kendisine hayran bırakıyor. ChatGPT, yeni güncellemelerle birlikte birçok sektöre fayda sağlamaya başladığı bilinmektedir.
Yapay zeka uygulamalarının kullanım alanları: Çok geniş kullanım alanı sayesinde kullanıcılarına hitap edebiliyorlar. En yaygın kullanım alanları ise şunlardır:
İş dünyasında ve ticaret alanında müşteri hizmetleri alanında kullanılır. Sürekli olarak 7/24 müşteri desteği sunabilen ChatGPT, çalışanların iş yükünü azaltabilir. Aynı zamanda müşteri memnuniyetini artırma konusunda da büyük fayda sağlamaktadır. İçerik oluşturma, yapay zeka uygulamarının en güçlü olduğu alanlardan biridir. internette paylaşılan Blog yazıları, özgün hikayeler, sektörel ürün ve kategori açıklamaları yazabilen ChatGPT, içerik üreticilerine ve editörlerine büyük avantajlar sağlar. Hazırladığı içeriklerin özgün olması da SEO açısından rakiplerinden bir adım öne taşır.
Pazarlama ve ürün önerileri alanında ise; Yapay zeka uygulaması, kullanıcıların ilgi alanlarına ve geçmiş alışveriş davranışlarına dayalı olarak kişiselleştirilmiş ürün önerileri sunabilmektedir. Bigisayar oyunları endüstrisinde ise bu güncel teknoloji ile; NPC (Non-Player Character) diyaloglarını oluşturmak veya oyun hikayelerini genişletmek için kullanılabilen bir yazılımdır.
Eğitim alanında yapay zeka, eğitim öğrenim sektöründe hem öğrenci hem de öğretmenlere sayısız faydalar sağlar. Öğrenciler, ödevlerinin araştırma süreçlerinde yapay zeka uygulamarından veya bilinen ChatGPT’den yardım alabilirler. Öğretmenler ise ders materyali oluşturma konusunda ChatGPT’den faydalanabilir. Etkileşimli, interaktif öğrenme deneyimlerinin de ayrılmaz bir parçası olmaya aday olarak görülüyor.
Yapay zeka yazılımlarının en önemli avantajları arasında özetle: Uygulama seçenekleri çok yönlüdür. Metin yazma, veri analizi, yazarlık, doğal dil işleme gibi birçok alanlarda kullanılabilir.
Her hangi bir meta ve ürün açıklamaları, blog yazıları yazdırılarak büyük bir iş yükünden kurtarır. Uygulama yüksek işlem gücüne sahip olduğu için çabuk ve hızlı cevap verir. Daha iyi dil anlama kapasitesine sahiptir. Geniş bir dil modeline sahip olduğu için çok sayıda dilde kullanım özelliğine sahiptir.
E Ticaret web sitelerine chatbot iletişim ve otomatik cevaplama sistemleri uygulanabilir.
Yapay zeka yazılımlarının en önemli dezavantajlarından bazıları ise şunlardır:
Uygulama önceden eğitilmiş olduğu için bazı hizmetlerde özelleştirme gerektirebilir.
Büyük veri kütlelerinde çalışırken daha fazla hesaplama gücüne ihtiyaç duyar.
Maalesef yanlış tahminler yanlış yönlendirme ve yanlış bilgilendirme yapabilir.Yapay zeka teknolojilerinin gelişimi, bazı işleri yapmak için insanların yerini alabilir.
Bu durum, birçok sektörde insanların işsiz kamasına neden olabilir.
Bu teknoloji, kişisel verileri toplamak, depolamak ve analiz etmek için kullanılabilir.
Dolayısıyla, kişisel bilgileri ve gizlilik ihlallerine neden olabilir.
Yapay zeka teknolojilerinin geliştirilmesi, birçok ülke arasında bir yarış haline gelmiştir. Bu yarış, siber saldırıların artmasına, casusluk faaliyetlerinin artmasına ve küresel bir silahlanma yarışına neden olabilir.
Yapay zeka uygulamaları, yeteneklerinden ve önemli hizmetlerinden bahsettik. Ancak ChatGPT ve benzerleri’nin kullanımında bazı önemli noktalara dikkat etmek gerekiyor. Bunun için öncelikle uygulamaların sınırlamalarını anlamak gerekir. Gerçek dünyadaki konuları anlama yeteneği olsa da bilgi kaynaklarından daha az doğruluğa sahip olabilir.
Yapay zeka uygulamaları ve ChatGPT yalnızca bir araçtır ve insanların yerini asla alamaz. Bu sebeple temel değil yardımcı bir araç olarak kullanılmalıdır. ChatGPT kullanımında gizlilik ve güvenlik önlemlerini mutlaka almak gerekir. Çünkü cevaplar ve kullanımı gizlilik ve güvenlik açıklarını ortaya çıkarabilir.
Bizler hızla değişen ve gelişen bu insansı teknolojieri bir an evvel doğru ve bilinçli bir biçimde kullanmayı ve istifade etmeyi eğitimler ile öğrenmeliyiz öğretmeliyiz. Türkiye olarak sadece kullanıcı olmak yani pazar konumundan çıkarak yerli ve milli yapay zeka alanında çalışmalar yapmaya ve teknolojiye ayak uydurmaya mecburuz. Neden bizimde yerli yapay zeka yazılımlarımız olmasın?
Kaynaklar ve Bağlantılar
Beytullah YILDIRIM Esenler Araştırmaları / Biişim Teknolojileri Software
StromGain Donanım Haber Chip Online
Kalın sağlıcakla,
Selam ve dua ile…
Beytullah YILDIRIM
Esenler Araştırmaları
Yerel Tarihçi Araştırmacı Yazar
esenlerarastirmalari@gmail.com
Bu makale 22.02.2024 Tarihinde Esenler Vizyon Haber sitesinde yayımlanmıştır.
Bu makale 22.02.2024 Tarihinde Esenler Araştırmaları blok sitemizde yayımlanmıştır.
Esenler'in Endemik Çiçeği İstanbul Nazendesi
Bir dünya şekri olan İstanbul, iki kıta, Asya ve Avrupa, iki deniz Karadeniz ve Marmara denizlerinin oluşturduğu iklim koşulları nevi şahsına münhasır, başka bir benzeri olmayan iklim koşulları oluşturmaktadır. Engebeli, tepe ve vadilerden oluşan, Çinçin ve Ayvalı derelerin aktığı ve tepesinden rüzgarın eksik olamadığı dünyada sadece Esenler’de yetişen ender bir bitki olan nefis kokulu İstanbul Nazendesi çiçeğinden sizlere bahsedeceğim.
Günümüz insanı, modern hayatın keşmekeşinden, trafiğin gürültüsünden, betonarme yapılaşmanın gölgesinden sıyrılıp hoş kokular teneffüs etmek, hoş renkler temaşa etmek üzere İstanbul’un, Esenlerin nadide bitkilerini yeniden hatırlamak sizi de heyecanlandırmıyormu?
Endemik bitkiler, yani nadir türler, yeryüzünün sadece belirli bölgelerinde yayılış gösteren türlerdir. Bu nadir nebatlar bir dağa, bir adaya, bir ülkeye veya bir kıtanın herhangi bir yerindeki bir flora bölgesine has olabilirler. Bereketli Anadolu toprakları, 0’u aşan yöreye özgüendemizm oranı ve zengin bitki çeşitliliğiyle adeta bir kıta hüviyeti taşıyor.
Türkiye doğal bitki türleri bakımından çok zengin bir ülkedir. Floristik zenginliği ile ünlü olan ülkemizde son çalışmalara göre 10 bin’den fazla bitki türü vardır ve bunlardan yaklaşık 3 bin 500 kadarı endemiktir. Diğer deyişle yeryüzünde başka hiç bir yerde doğal olarak yetişmeyen bitki türleridir. İstanbul'un endemik bitki türlerini adedi 56'dır ve bu endemik türlerden 23 tanesi ise yeryüzünde sadece İstanbul'da yetişen dar yayılışlı türlerdir.
Türkiye’nin incisi, dünya üzerinde iki kıtada toprağı bulunan tek şehir, Asya ile Avrupa arasında coğrafi bir köprü niteliğindeki İstanbul, Türkiye’ye özgü 62 bitki taksonunun kendine has türleri bünyesinde barındıran nadide bir şehirdir.
Yapılan akademik, botanik ilmi çalışmalarında, Prof. Dr. Ünal Akkemik ve diğer araştırmacıların iki kıtanın birleştiği İstanbul’da henüz 56 tane bilinen endemik bitki çeşidi olduğu tespit edilmiştir. İstanbul’da yaklaşık 2200 adet bitki türünün varlığı saptanmıştır. Bu bitkileri tanımak, yayılış alanlarını korumak ve genişletmek biyolojik çeşitliliğin devamı için büyük bir önem taşımaktadır.
İstanbul’a has daha nice bitkileri var: Kavuzlu soğan, unluca, narin acıçiğdem, boğaz zarifesi, has zerana, melez kardelen, ballıbaba, istanbul madımağı, hashindiba, roriço, ağcakavağı doğal bitki zenginliğinden bazılarıdır.
İstanbul, iklim çeşitliliğinin bereketini toprak ve akarsu rejimiyle birlikte tarımsal ve hayvansal ürün çeşitliliğine aksettiren Marmara bölgesinde yer alıyor. Bir bölgenin bitki çeşitliliği açısından değerlendirilmesinde barındırdığı endemik, yayılışı sınırlı bitkiler önemli bir kıstas. Sulak alanlar, kıyı kumulları, fundalık ve ormanlık alanlarda doğal olarak yetişen Türkiye’ye özgü 56 taksonun 17 tanesi sadece İstanbul’da yaşıyor. İstanbul günümüzde canlı ve üretken bitki örtüsüyle dikkat çekiyor.
İstanbul özelinde, il sınırları dahilinde, doğal yaşam alanlarında 2360 bitki türü ve 2512 bitki çeşidi bulunuyor. Türkiye’nin bitki örtüsü zenginliğini Avrupa gibi bir kıta ile, İstanbul şehrinin zenginliğini de ülkelerle kıyaslamak mümkün. Yüzölçümü 5110 km2 olan İstanbul, zengin bitki çeşitliliği ile Polonya, İngiltere, Hollanda gibi ülkeleri geride bırakıyor.
İstanbul’daki fotoğrafları ile birlikte tespit edilebilmiş olan endemik bitkilerin 14 tanesinin latince isimlerinin alfabetik olarak sıralama ve Türçedeki isimleri;
1. Asperula littoralis – Kum belumotu
2. Centaurea hermanii – Peygamber çiçeği
3. Centaurea kilaea – Kilyosdüğmesi
4. Cephalaria tuteliana – Sultan pelemiri
5. Cirsium byzantinum – Hoşkangal
6. Colchicum micranthum – Narin acıçiğdem
7. Crocus pestalozzae – Ümraniye çiğdemi
8. Euphorbia amgydaloides – Zerena, Sütleğen
9. Galanthus byzantinus – İstanbul kardeleni
10. Isatis arenaria – Kelebekotu
11. Lathyrus undulatus – İstanbul nazendesi
12. Linum tauricum subsp. bosphori – Boğaziçi keteni
13. Symphytum pseudobulbosum – Karakafes otu
14. Verbascum degenii – Riva sığırkuyruğu
İstanbul ve dolayısıyla lokal olarak Esenler, 1970’li yıllarda başlayan Anadolu’dan gelen göç dalgası ile hızlı ve çarpık kentleşme, kırsal yeşil alanların süratle azalmasına ve betonlaşmasına neden olmuştur. Esenler ilçesini oluşturan, tarihi isimleriyle Litros ve Avas köylerinin arazileri geçmişte çoğunlukla tarım ve hayvancılık amacıyla kullanılıyordu. Bu sivil alanların haricinde arazilerin bir kısmını da geçmişte olduğu gibi günümüzde de halen askeri alanlardan oluşmaktadır. Esenler’de günümüzde tarım arazisi neredeyse yok denecek durumdadır. İlçede doğal bitki örtüsünün mevcut olduğu yegane alanlar olarak sadece askeri alanların peyzaj düzenlemesi yapılmamış bölgeleridir. Komşu ilçe Güngören ile sınır olan Esenler, Çifte Havuzlar Mahallesi, tarihi Davutpaşa Kışlası, Yıldız Teknik Üniversitesi kampüsü ve çevresi ve yine bir bölümü Esenler’den ayrılarak kurulan Başakşehir ilçesine komşu Esenler, Oruç Reis Mahallesi içerisinde bulunan Metris’i de kapsayan cezaevi ve askeri alanlarda yakın zamana kadar sivil yerleşim ve yapılaşma olmadığı için bitki örtüsü olarak korunmuş açık arazilere sahiptir.
Endemik türlerin botanik adını İstanbul’dan alan 14 tane bitkinin on tanesi yalnızca İstanbul’da yetişebiliyor. Kilyos’taki peygamber çiçeği, Kilyos moru, İstanbul düğünçiçeği, Hoşkangal, İstanbul çiğdemi, İstanbul kardeleni, İstanbul nazendesi. İstanbul’un endemik hazineleridir.
İstanbul’un çiçekleri; açık alanlardaki kayalık yamaçlarda, orman kenarlarında ve ormanlık alanların içinde yaşıyor. Kayalık, taşlık ve üzerinde ağaç olmayan yer yer de makiliklerle kaplı olan alanlar aslında İstanbul’un doğal bitki çeşitliliğini temsil eden en önemli alanları konumundadır. Bizler bu alanları korumak ve yeşertmekle yükümlü olduğumuz kültürel miras niteliği taşıyor. İstanbul Nazendesi gibi kaybolmaya yüz tutan endemik türler bitki hazinelerimizdir.
Nüfus yoğunluğu ve yapılaşma sebebiyle tehlike altında olan bitkileri de var İstanbul’un simgesi niteliğini taşıyan, bir zamanlar Esenler, Litros ve Avas köylerinin de kırlarını süsleyen maalesef artık sadece Bahçeköy-Kilyos arasında yol kenarlarında görülebilen, nesli tükenme tehlikesi altında (baklagil) fasulyegillerden ailesinden olan nazlı bir çiçek olan “İstanbul nazendesi” görülmeye değer güzelliktedir.
Esenler İstanbul Nazendesi Çiçeği (Lathyrus undulatus), VU Aile (Family) : Baklagiller cinsi, (Fabaceae, Genus) : Mürdümük (Lathyrus L.), Sınıflandırma (Taxon) : Dalgalı bezelye (Lathyrus undulatus) BOISS.
Bitkinin bilimsel sınıflandırması: Krallık (Kingdom): Plantalar (Plantae) Sınıf (Clade): Trakeofitler (Tracheophytes) Sınıf (Clade): Kapalı tohumlular (Angiosperms) Sınıf (Clade): Eudikotlar (Eudicots) Sınıf (Clade): Rosidler (Rosids) Emir (Order): Faballer (Fabales) Aile (Family): Baklagiller (Fabaceae) Alt aile (Subfamily): Faboideae (Lathyrus) Cins (Species): Lathyrus (Lathyrus) Türler (Species): L. Undulatus (L. undulatus) Binom adı (Binomial name): Lathyrus undulatus
Türkçe adları, dilimizde istanbul nazendesi, ladir, Itırşahi, parfüm kokulu tatlı bezelye, adları ile bilinmektedir.
Etimoloji, cins adı Antik Yunanca çok tutkulu anlamına gelir. İlk defa Theophrastus tarafından kullanılmıştır ve cinse bağlı bazı türlerin afrodizyak oldukların yönündeki inanışa işaret eder. Cinsin Türkçe adı mürdümük Farsça kökenlidir ve olasılıkla mercimek için kullanılmıştır. Bu kelime ayrıca Farsça’da “gözbebeği” anlamına gelir, mercimek tohumları ile gözbebeği arasında yüzeysel bir benzerlik mevcuttur. Tür adı Latince dalgalı anlamına gelir. Türün yapraklarının kenarına işaret eder.
Habitat, hayat alanı olarak, ortalama bir bitki iyi havalandırılmış rüzgarlı ve güneşli, serin bir iklim ile nemli toprak ve humus bakımından zengin toprak tercih etmektedir. Türkiye'nin kuzeybatısında, İstanbul'un Asya yakasındaki fundalıklarda zengin popülasyonları bulunur. Avrupa çapında nadir bir bitki olan İstanbul nazendesinin koruma altına alınması önemlidir. Türkiye Kırmızı Kitabında VU : zarar görebilir olarak sınılanmıştır. Çok yıllık, yaprak döken Nisan- Haziran aylarında çiçeklenen otsu endemik bir bitkidir.
Bitkinin tanımı; 50 ila 100 cm büyüyebilir. Gövde kanatlı, yivli, yükselici ya da sülükler vasıtasıyla sarılıcıdır. Kulakçık ok başlıdır. Sap kanatlıdır. Yaprakların ucunda dallanmış sülükler olur. Yapraklar 1 çift yaprakçık barındırır, bunlar mızraksı sipsivri, 5 ila 12 cm uzunluğunda, 6 ila 20 m genişliğinde ve 1 ila 5 arası damarlıdır. Yaprak kenarları hafifçe dalgalıdır. Çiçek sapı hafifçe açısal ve uzundur. Çiçeklenme 3 ila 7 arası çiçekten oluşan salkım halindedir. Sap, çanaktan uzundur. Çiçekler 1 ila 2 cm uzunluğunda ve pembe renklidir. Çanak çan biçimindedir. Meyve dikdörtgensi şeritsi, yanal sıkıştırılmış, 6 ila 7 cm uzunluğunda ve 1 cm genişliğindedir. Tohum koyu renklidir.
Gözlem bilgileri, bitki doğal olarak sadece Türkiye’de yayılış gösterir. Orman açıklıkları, çalılıklar ve yol kenarında görülür. İl genelinde yaygın olarak gözlemlenmiştir. Nisan ve haziran ayları arasında çiçek açar. Deniz seviyesinden 600 metreye kadar olan rakımlarda gözlemlenebilir
Nazende yıllık bir bitki olup çiftler halinde ayrılan ince yeşil kökçükleri uygun dikey desteklerle 2,5 metreye kadar tırmanabilir. Temmuz ayları arasında açan güzel kokulu çiçeklerinin rengi beyazla mavimsi-mor arasında değişiklik gösterir. Meyve tohumları içeren yeşil baklaları Ağustos ve Ekim ayları arasında olgunlaşır.
Toksik etkisi, tohumları A vitamini açısından zengin olan, ancak insanlarda bunları toksik yapan bir bitki toksini içerdiği için yenilebilir değildir. Özellikle de dejeneratif eklem iltihaplarına ve kısırlığa yol açabilir. Bitkinin bazı türlerinin tüketiminden sonra Latirizm nörotoksik sendromuna neden olduğu görülmüştür.
Ekim zamanı dış mekanda şubat, mart, nisan, mayıs ayları uygun şartlar sağlandığında kapalı iç mekanda ise kış aylarıda ekilebilir. Bitkinin çimlendirme ortamı Sıcaklığı ortalam olarak 18-22 derecedir. Tohum ocakları arası 5-10 cm arası olmalıdır. Her tohum ocağına 2-3 tohum atılmalıdır. Tohumlar toprağın 0,5-1 cm kadar altına ekilmelidir. Çimlenme süresi ortalama olarak 14-21 gündür. Çimlendirme toprağı çok sulu olmamalı hafif nemli olmalıdır. Işık gören bir yerde çimlendirme yapılmalıdır.
Kullanım alanları olarak ise; Çiçeklerinden elde edilen nevi şahsına münhasır, harika kokulu uçucu yağ kolanya, esans, parfüm, ve sabun imalatında kullanılabilir. Günümüzde parfüm imalatında kullanılmaktadır.
Esenler ilçemize özgü, kaybolma tehdidi altında olan, nadir, güzel kokusuyla, harika çiçekleri ve renkleriyle kendisine hayran birakan Nazende bitkisini parklarımıza, bahçelerimize hatta balkon ve pencere önlerindeki saksılarımıza yeniden kazandırmalıyız. Bu konuda Esenler Belediyemizin İstanbul Nazendesine gerekli ilgiyi gösterip sahip çıkacağına itimadımız tamdır.
Kaynaklar ve Bağlantılar
Beytullah YILDIRIM Esenler Araştırmaları
Prof. Dr. Ünal Akkemik İstanbul’un Doğal Bitkileri
Yesil.İstanbul
Akra.medya
Kocaeli Bitkileri
Missouribotanicalgarden.org
Ağaçlar.net
Gayret bizden başarı Allah C.C.’dan Nazende kokulu günler dilerim.
Kalın sağlıcakla. Selam ve dua ile
Beytullah YILDIRIM
Esenler Araştırmaları
Yerel Tarihçi Araştırmacı Yazar
esenlerarastirmalari@gmail.com
Bu makale 04.03.2024 Tarihinde Esenler Vizyon Haber sitesinde yayımlanmıştır.
Bu makale 04.03.2024 Tarihinde Esenler Araştırmaları blok sitemizde yayımlanmıştır.
Esenler Müderris Köyü Metris Çiftliği
İstanbul Esenler ilçesini oluşturan Litros ve Avas köyleri ile birlikte tarihteki üçüncü köy Müderris Köyü. Fetihten sonra kurulmuş, bizzat bu kutlu beldenin Fatihi müjdelenen İslam ordusunun baş kumandanı çağ açıp çağ kapatan Fatih Sultan Mehmet han, hazretlerinin hocası müderris Alaeddin Tusi'ye tahsis ettiği Müderris köyü, yeni ismiyle Metris çiftliği olarak
anılıyor.
Doğu Roma'nın başkenti, Bizans İmparatorluğunun en önemli şehri olan Konstantinopolis'in Osmanlı Ordusu tarafından 29 Mayıs 1453 Tarihinde feth edilmesinden sonra 1058 yıllık Bizans İmparatorluğu yıkılmış ve Osmanlı Devleti, bir imparatorluk hâline gelmiştir.
Osmanlı idaresine geçen ve Payitaht, başşehir olan Konstantiniyye'nin uzun zamandır bakıma muhtaç olan su yolları gibi önemli altyapısı mimarbaşı Mimar Sinan'a verilen vazife ile imar, inşaa ile birlikte yeni yerleşim birimleri oluşturulmaya başlandı.
Sultan Fatih'in emriyle başlatılan imar ve altyapı faaliyetlerinin yanı sıra İstanbul'da Müslüman nüfusun iskan edileceği yeni köyler de kurulmuştur. Bu köylerden birisi de günümüz Esenler ilçesi sınırları içerinde, tarihi ismiyle Avasköy, Atışalanı Kemer mahallesi yakınlarında olan tarihi vesikalardaki ismiyle Müderris karyesi idi.
Esenler Müderris köyünün kuruluşu ise tarihi süreçte;
Karye-i Müderris Metris Çiftliği adıyla da anılan yerin Fâtih Sultan Mehmed Han tarafından hocası, büyük bir Osmanlı alimi olan, müderris Molla Arrân olarak da anılan Alâeddin Tûsî’ye verildiği ve bundan dolayı da bu yeni kurulan köyün adının Müderris köyü olarak anıldığı bilinmektedir. Prof. Dr. Kâzım Çeçen, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi’nde yazmış olduğu Esenler, Atışalanı, Avasköy Kemeri maddesinde, Müderris köyünün yeni haritalarda, hatta XIX. yüzyıl haritalarında dahi belirtilmediğini, 1748 târihli Topkapı Sarayı’nda yer alan bir haritada Müderris köyünün, Avasköy’ün, yâni Atışalanı köyünün hemen yanında çizildiğini belirterek Müderris köyünün de Metris Çiftliği olduğunu söylemektedir. İstanbul'un tarihi su yollarını gösteren haritada Müderris köyü tasvirinde ise, toplu hâlde bulunan hâneleri ve Avasköy’den daha fazla ağaçları ile birlikte çizilmek suretiyle resmedildiği görülüyor.
Osmanlı dönemi, ünlü seyyahımız, Evliya Çelebi ise İstanbul’u anlattığı Seyahatnamesinin birinci cildinde su kemerlerinden bahsettiği bölümde Atışalanı, Avasköy kemerini Karakemeri anlattığı bölümde “Müderris Köy Kemerleri de 60 arşındır, ne kadar kemer olduğunu bilmiyorum. Bu kemerin temelleri Galata Kulesi kadar derindir.” şeklinde ifâde etmiştir.
İstanbul Esenler, tarihi Müderris Karyesi / Köyü günümüzde konum itibariyle; Osmanlı dönemi haritalarında gösterilen konumu ile günümüzdeki konumlarını ölçeklendirerek yaptığım incelemelerde Esenler ilçesi, 15 Temmuz Mahallesi sınırları içerisine denk geliyor. Metris Çiftliğinin bulunduğu alan ve çevresi yakın zamana kadar askeri alan olarak kullanılıyordu.
Askeri bölge olan Metris Kışlası tarihçesi olarak;
Kelime anlamı, askeri çarpışma sırasında korunmak için yapılan toprak siper anlamına gelen Metris, Osmanlı'nın son döneminde 1912 yılında Esenler'de Müderris köyündeki bu kışlaya isim olmuştur.
Bir Osmanlı Devleti son dönemi kışlası olan Metris, kışla olarak, 1912 ile 1953 yılları arasında eğitim, atış ve tatbikat alanı olarak kullanıldı. Kuruluş yıllarında bir dönem Topçu Mektebi de bölgede faaliyet gösterdi. Kışla, 1953 yılından itibaren ulaştırma sınıfı birlikleri tarafından kullanılmaya başlandı. Bu tarihte, 1. Ordu Komutanlığı'nın ulaştırma faaliyetlerini icra etmek üzere 475. Ulaştırma Hafif Oto Tabur Komutanlığı teşkil edildi.
Metris kışlası 1981 senesinde içerisinde belirli bir alan, Adalet Bakanlığı'na devredildi. Askeri cunta tarafından yapılan 1980 darbesi sonrası siyasi tutukluların bu cezaevine konulmasıyla birlikte Metris'in namı iyice arttı ve türkülere, şarkılara bile konu oldu. Bu alan günümüzde ise halen Milli Savunma Bakanlığı, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü tarafından 17 Nisan 1981 tarihinden bu yana Metris Cezaevi olarak kullanılıyor.
Genel olarak askeri alan olan bölge, 15 Temmuz 2016'daki darbe teşebbüsünde Milli iradeye karşı kalkışmaya konu olmuştur. 15 Temmuz'da ayaklanmaya kalkışan bir grup bu kışladan çıkmışlardı. Yaşanan bu darbe girişiminin ardından alınan karar gereği, şehir dışına taşınan askeri birliklerin boşalttığı alanlar halkın hizmetine sunulması kararı alındı. Burada Esenler İlçesine bağlı yeni mahalle kurularak hain kalkışmaya ithafen ismi 15 Temmuz Mahallesi olarak koyulmuştur.
Metris Kışlası, 47. Motorlu Piyade Alay Komutanlığı ile Esenler Belediyesi arasında imzalanan protokol gereği, ilk etapta kışlanın 189 dönümlük kısmı Esenler Belediyesi'ne devredildi. Esenler Belediyesi'ne devredilen 8,7 milyon metrekare büyüklüğündeki askeri alanda 2.5 milyon metrekare büyüklüğünde bir şehir parkı 15 Temmuz Millet Bahçesi ve çeşitli sosyal ve kültürel tesisler yapılarak Esenler Belediye Başkanı Mehmet Tevfik Göksu ve ekibi tarafından Esenler halkının hizmetine sunulmuştur. Müderris köyünün bulunduğu alan aynı zamanda komşu ilçe Bayrampaşa'nın Cevatpaşa mahallesine sınır teşkil ediyor. Ayrıca bölgede sivil yapılaşma olarak Toki toplu konut idaresine ait şantiyeler bulunuyor.
Müderris köyü ile alakalı olarak günümüze ulaşmış tarihi harita ve vesikalardan başka herhangi bir tarihi eser ve benzeri bir kalıntı maalesef ulaşmamıştır. Müderris köyü daha kapsamlı olarak incelenmeyi ve araştırmayı hak ediyor. Eldeki kayıtlar ışığında 1453 senesinden 1700'lü senelerin sonlarına kadar yaklaşık 250 yıllık varlığı kayıtlı bir Köye ait yerleşim yeri, camii, mezarlık ve benzeri alanların tespit edilmesi yeni bilgilerin ortaya çıkarılması araştırmacılarını bekliyor.
Şeyhülislam Ebussuud Efendi Esenler Müderris Köyü doğumlumu?
Yaptığımız araştırmalarda son dönemde başta İslam Ansiklopedisi olmak üzere pek çok basılı ve internet ortamındaki yazılı kaynaklarda Müderris Alaeddin Tüsi'nin oğlu olan Osmanlı devri ünlü Şeyhülislamı Muhammed Ebussuud Efendi'nin Müderris Köyünde doğduğunu belirten bilgiler mevcuttur. Fakat bu iddiayı destekleyen bir vesika kaynak gösterilememiştir. Bu fikri savunanlar ise genellikle Şeyhülislamın doğum tarihinin fetihten sonra olmasına dayandırmak suretiyle bunun tahmin olduğunu belirtmişlerdir.
Bu konu ayrıca bir yazı konusu olup yakın zamanda ayrıntıları ile sizlerle paylaşacağım. Yaptığım hususi tetkik ve araştırmalarda Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin Esenler, Müderris köyünde değil 30 Aralık 1490 tarihinde babasının memleketi olan Çorum'un İskilip ilçesinde doğduğunu daha sağlıklı bir bilgi olduğunu müşahede etmeme rağmen araştırmalarımız halen devam ediyor.
Netice itibariyle Esenler dahilinde olan, Müderris Köyü ve âlim müderris Alâeddin Tûsî gerekli ilgiyi ve vefayı hak ediyor diye düşünüyorum. Bu isimlerin bilhassa bölgede park, sokak, cadde hatta toplu konutlara verilebilir. Müderris Alaeddin Tüsi hakkında kapsamlı bir kültür yayını kitap hazırlanabilir. Konu ile ilgili olarak panel, toplantı ve gibi çalışmalar ile İstanbul'un Fatihi olan şanlı ecdadımız Sultan Fatih Sultan Mehmet Han'ın hocasını hayırla yad edip gelecek kuşaklara tanıtılması gerektiğini düşünenlerdenim. Bu vesile ile bizlere bu cennet vatanı emanet eden ecdadımıza Mevla C.C. cümlesine rahmet eylesin. Mekanları cennet olsun.
Kaynaklar ve Bağlantılar:
Beytullah Yıldırım Esenler Araştırmaları
Fatih Dalgalı Köprülü Su Yolu / Zeytinburnu Belediyesi Z Dergisi
Şeref Yumurtacı Mimar Sinan'ın Esenlere Mührü Esenler Belediyesi Kentim Esenler Sayı 65
Köprülü Kütüphânesi, EKLERVKFHVSK2441.
Prof. Dr. Kazım Çeçen Avasköy Kemeri s. 425.
Evliya Çelebi Seyahatnamesi
Yapi.com.tr
Kalın sağlıcakla.
Selam ve dua ile…
Beytullah YILDIRIM Esenler Araştırmaları
Yerel Tarihçi Araştırmacı Yazar
esenlerarastirmalari@gmail.com
İstanbul / Esenler 24.02.2024
Bu makale 00.03.2024 Tarihinde Esenler Vizyon Haber sitesinde yayımlanmıştır.
Bu makale 10.03.2024 Tarihinde Esenler Araştırmaları blok sitemizde yayımlanmıştır.
Esenler Müderris Köyü Metris Çiftliği
Tarih / Esenler Araştırmaları
İstanbul Esenler ilçesinin ismiyle müsemma bu rüzgarlı tepelerinde, Osmanlı Devleti döneminde günümüzde tamamen unutulmuş, tıpkı masallardaki gibi bölgenin buğdaylarını öğütüp un yapan 15 yel değirmenleri vardı. Litros’un, Avasköyün, rüzgarlı tepenin yel değirmenlerini bilen, duyan var mı?
Roma, Bizans'tan, Osmanlıya Esenler arazisini oluşturan köyler ve çiftlikler İstanbul'un sur dışında fakat bir o kadarda şehre yakın bir yerleşim yeri olması geçim kaynağı olarak tarım alanlarını öne çıkarıyordu. Bölgede sulu tarımın yanı sıra tahıl üretimi sadece Esenler havaisinde değil civarındaki Mahmutbey (Mahmudiye), Vidos (Güngören), Bağcılar (Çıfıt Burgaz – Cuhûd Bergos - Yahudi Burgaz) gibi komşu köylerde çiftliklerde vaktiyle harman yerleri vardı.
İstanbul fethinden sonra şehrin gıda ve tahıl ihtiyacı genellikle surların dışında yer alan köylerden karşılandığı bilinmektedir. Özellikle Küçük Çekmece nahiyesine bağlı olan köyler ve burada yer alan çiftlikler Osmanlı Başşehri Dersaadet'in hem et hem de gıda ihtiyacını karşılamaya çalışıyordu. Arşiv belgelerinde yer alan verilerde Miladi 1862 tarihinde Küçük Çekmece'de bulunan 50 köyün içerisinde yer alan mandıra ve çiftlikler dikkat çekicidir. Bu tarihi vesikada yer alan listede Litros Köyü Çiftliği de görülmektedir.
Bölgedeki tarım ve hayvancılığa dayalı yaşam biçimi Cumhuriyet döneminde de devam ederek 1950, 1960’lı senelere kadar azalarak ta olsa devam ederek varlığını sürdürmüştür. Ekseri olarak Hıristiyan Ortodoks Rum ahalinin yaşadığı Osmanlı dönemindeki yerleşik tebaanın içerisinde azda olsa Müslüman nüfusun olduğunu dönemin kayıtlarından öğreniyoruz. Bizans tarihi uzmanı Manuel Gedon, 1870 senesinde Litros Köyü’nü ziyaret ettiği zaman bu köyde 25 Rum ailenin yaşadığını nakleder. Bölgede hayvancılıkta oldukça yaygın olarak yapılıyordu. Esenler hayvancılığa çok elverişli olması nedeniyle, yemyeşil meralar, mandıralar, büyük baş ve koyun sürüleri o dönemde olağan görüntülerdi.
Litros ve Avas köylerinde tarımı yapılan ürünler, genellikle ahalinin kendi ihtiyaçları doğrultusunda olup, ihtiyaç fazlası üretilen mahsul, pazarlara götürülerek satılıyordu ve yöre halkının geçimine katkı sağlıyordu. Esenler ve çevresi, Mahmutbey, Bağcılar, Kirazlı, Güneşli son dönemde bütünüyle mübadele ile gelen nüfusun yerleştiği köylerdi. Çevre tahıl ve bahçe tarımına uygun bir bölgedir. Esenler’de o dönemde dut bahçeleri, ceviz ağaçları, üzüm bağları, bamya tarlaları yanı sıra tahıl olarak, buğday, arpa, yulaf, mısır, ayrıca ayçiçeği, kendir (keten), nohut, soğan ve tütün vb. ürünlerin tarımı yapılmaktaydı.
Osmanlı devrinde tutulan Tahrir defterleri kayıtlarından Esenlerin o dönemdeki sosyal ve ekonomik hayatıyla da ilgili daha ayrıntılı bilgilere ulaşmak mümkündür. Bu tarım ürünlerinin en önemlisi olan başta ekmek yapımında kullanılan un, bölgede yetişen buğday Osmanlı kayıtlarda “el-hınta” olarak yer almaktadır. Buğdayın vergi kayıtlarındaki bilgilerine göre ölçü birimi olarak kile ve şinik şeklinde geçtiğini görüyoruz.
Roma dönemi, Bizans İmparatoru Alexi Komnenos’un kızı Anna Komnena’nın “Alexiad” adlı eserinde bahsettiği, ona göre “Aretas” adlı bu yer, Esenler ovadan yüksekte olduğunu özellikle belirtir. Hava akımlarından dolayı sürekli esen rüzgarları ile ünlü havadar olan bu tepelerde yaşayanlar, Esenleri oluşturan Litros köyü, Avasköy ve Müderris Köyü civarında yel değirmenleri inşa etmişlerdi.
Dört mevsim rüzgarın eksik olmadığı rüzgar kuvvetini bu doğal kaynağı çarklar vasıtasıyla yörede yetişen hububatlardan başta buğday olmak üzere değirmen taşları yardımıyla un yapmak üzere yel değirmenlerinde değerlendirmişlerdi.
Esenler, Litros köyüne gelen Bizans Tarihi Uzmanı Manuel Gedon, 1870’lerde bölgenin topografik durumunu anlatırken Litros’tan çıkan bir yolun sağ sapağının Topçulara gittiğini ve 1860 öncesinde bu bölgede takriben un ihtiyacını karşılamak amacıyla on beş yel değirmeninin olduğunu, bu değirmenlerin sahiplerinin genellikle Edirnekapı’da ikamet ettiğini nakletmektedir. Bu tespit Esenlerin yel değirmenleri için çok elverişli bir yer olduğunun kanıtıydı. Bu 15 yel değirmeni dönemine göre dikkat çekici ve önemli bir rakamdır.
Komşu ilçe Bağcılarda da bir yel değirmeni kaydı ise; II. Osman’ın Güngören’de yaptırdığı Genç Osman Camisine vakıf olarak vakfettiği “Vidoz’da vâki‘ Merhum Sultan Osman’ın bina buyurdukları câmi‘-i şerifin vakfiyesidir” şeklinde başlayan ve “Bergostaki (Bağcılar) Yel Değirmeninden Vidos köyüne (Güngören) gelinceye kadar olan tarla ve çayırların kendi tasarruflarına, bir kıta bostanın ise Genç Osman Camisine tahsisi” şeklinde geçen bilgiye göre Bağcılarda Hicri 1033 Miladi 1624 tarihi senesinde Bağcılar ile Güngören arasında bir yel değirmeninin varlığını tarihi vesikalardan öğreniyoruz.
Tarihte bir zamanlar Esenler’de 15 Yel değirmeninin varlığını hayal etmek bile güzel. Günümüzde bu değirmenler üzerine daha kapsamlı çalışma yapılmayı, araştırılmayı hak ediyor diye düşünüyoruz. Temsili olarak Rüzgarlı Tepe Esenlerin Yel Değirmenleri bir maket de olabilir, tanıtılmayı ve bilinmeyi, tarihin tozlu sayfalarında keşfedecek yerel yöneticileri bekliyor.
Allahuâlem, muhakkak Allah en iyisini ve doğrusunu bilendir.
Kalın sağlıcakla.
Selam ve dua ile…
Kaynaklar ve Bağlantılar:
Beytullah Yıldırım Esenler Araştırmaları
Manuel Gedon
Anna Komnena Alexiad
Esenler Belediyesi Esenler Tarihi
Bağcılar Belediyesi Bağcılar Tarihçesi
Beytullah YILDIRIM Esenler Araştırmaları
Yerel Tarihçi Araştırmacı Yazar
esenlerarastirmalari@gmail.com
İstanbul / Esenler 24.04.2024
Bu makale 25.04.2024 Tarihinde Esenler Vizyon Haber sitesinde yayımlanmıştır.
Bu makale 25.04.2024 Tarihinde Esenler Araştırmaları blok sitemizde yayımlanmıştır.
Esenler ve Ferhat Paşa
İstanbul Esenler Tarihi / Esenler Araştırmaları
İstanbul Esenler’in yanı başında, günümüzde içerisinde gizemli bir köşkün bulunduğu çiftlik arazisinin sahibi, vaktiyle buraya küçük bir saray, Kasır ve müştemilatını inşaa ettiren merhum Serdar Ferhat Paşayı daha yakından tanıyalım.
Serdar Ferhad Paşa Osmanlı Devleti devrinde Arnavut devşirmesi olduğunu tarihi kaynaklar naklediyor. Paşa Topkapı Sarayı’nda Enderun’da yetişmiştir. Osmanlı Sarayında kapıcıbaşılık ile ayrılmış ve bir müddet sonra mirahur yani Osmanlı İmparatorluğu'nda padişahın atları başta olmak üzere binek ve yük hayvanlarına bakmakla görevli olan sarayın ahır sorumlu görevlisi ahır beyi olmuştur. Esenler, Üçyüzlüdeki inşaa ettirdiği üç yüzlü tarihi çeşmedeki kitabesinde de mîrâhur ünvanı yazmaktadır.
Kanunî Sultan Süleyman’ın son seferi 973’de (1566) olan Zigetvar seferine mirahur olarak iştirak etmiştir. Yolda giderken müthiş bir yağmura tutulan ordu çok zahmet çekmiş ve mirahurun emrinde yük çeken develerden 500 kadarı ölmüştür.
Kanunî’nin bu tarihteki vefatı üzerine, naaşının İstanbul’daki türbesine nakli, Sokollu Mehmed Paşa’nın isteği üzerine, Vezir Ahmed Paşa, Mısır’dan gelip sefere iştirak eden Ali Paşa ve o sırada mirahurluktan ayrılan Ferhad Ağa ve Şeyh Nureddinzade Efendi sufileri tarafından hep birlikte yapılmıştır.
Ferhad Paşa, daha sonra 1 Safer 990’da (25 Şubat 1582) yeniçeri ağalına yükseldi.
Uzun müddet başmirahur olan Ferhad Ağa/ Paşa, Sokollu Mehmed Paşa’nın amcazadesi Budin Beylerbeyi Mustafa Paşa’nın Budin şehrindeki idamına memur edilmiştir.
Ferhad Paşa yeniçeri ağalığından ayrıldıktan kısa bir zaman sonra 3 Zilhicce 990’da (29 Aralık 1582) vezaret verilerek Rumeli beylerbeyliğine atandı. Rumeli beylerbeyi oluşundan üç ay sonra Veziriazam Siyavuş Paşa’nın sevkiyle şark seferine memur edildi.
Ferhad Paşa büyük bir debdebe ile 4 Rebiyülevvel 991’de (29 Mart 1583) Pazartesi günü İstanbul’dan Üsküdar’a geçti. Osmanlı ordusu İbrahim Ağa Çayırı’nda çadır kurdu. Burada 10 gün kadar kalan Paşa, 60 bin asker, dört yüz çavuş, 300 top, 10 bin inşaat amelesi ve iki milyon akçe alarak yola çıktı. Şark seferinde büyük başarılar kazanan Ferhad Paşa bilinmeyen bir sebepten dolayı serdarlıktan alınmış ve üçüncü vezir olarak kubbe altına yerleşmiştir. Fakat şark işlerinin kötüye gitmesi üzerine, iyi bir serdar olamayan Sinan Paşa’nın yerine 23 Muharrem 994 (14 Ocak 1586) tarihinde ikinci defa şark serdarlığına atanmıştır. Ferhad Paşa 10 Şevval 999 (1 Ağustos 1591) tarihinde ikinci vezir iken Koca Sinan Paşa yerine sadrazam tayin edildi. Fakat 8 ay sonra azledildi. Yerine Kanijeli Siyavuş Paşa sadrazam oldu. Bunun dahi 10 ay varmadan azli üzerine Koca Sinan Paşa üçüncü defa veziriazam oldu.
Sultan III. Mehmed’in yaptığı teklif üzerine Sinan Paşa yerine 6 Cemaziyelahir 1003 (16 Şubat 1595) tarihinde ikinci defa sadrazam oldu. Aynı zamanda serdarı Ekrem olan paşa 17 Şaban 1003 (27 Nisan 1595) tarihinde Eflak seferine çıktı. Bu sefer sırasında Eflak ve Boğdan’ın özel voyvodalık durumuna son vererek vilâyet hâline getirdi ve vali tayin etti.
Avusturya elçilik heyetinde bulunan Baron W. Wratislaw’ın uzun boylu, esmer, sevimsiz bir kimse diye tasvir ettiği (Anılar, s. 49-50) Ferhad Paşa Osmanlı kaynaklarında liyakat sahibi, üstlendiği görevi yerine getiren bir devlet adamı olarak zikredilmiş, özellikle İran seferlerindeki başarıları övülmüştür. III. Murad tarafından takdir edildiği halde III. Mehmed’in tecrübesizliği sebebiyle muhaliflerinin telkinlerine aldanıp onu gözden çıkardığı da belirtilmektedir (Naîmâ, I, 125). Kendisi gibi Arnavut asıllı olan Sinan Paşa ile aralarındaki çekişme ve devlet merkezinde adamları ve taraftarlarıyla âdeta iki ayrı parti gibi birbiri aleyhine yürüttükleri yoğun faaliyet, XVI. yüzyılın son çeyreğinde Osmanlı iç siyasetinin ve merkezî bürokrasinin en önemli olaylarından birini oluşturur.
Fakat Ferhat Paşa, Sinan Paşa’nın bitmek bilmeyen entrikaları neticesinde sadaretinin beşinci ayı dolmadan azledildi ve 4 Safer 1004 (9 Haziran 1595) tarihinde boğdurularak idam edildi. Yedikule’den alınan cesedi, Camii Kebir Caddesi ile Feshane Caddesi’nin birleştiği yerdeki muhteşem türbesine defnedildi.
Tarihte bir dönem Esenler’deki günümüzde mevcut olmayan Serdar Ferhad Paşanın saray yavrusu kasır, etrafındaki su yapılarından bazıları olan sarnıçlar, su terazisi ve çeşme önemli tarihi eserler arasında sayılabilir. Esenler Üçyüzlüdeki Çinçin deresi üzerindeki tarihi kemerli köprü ve günümüzde mevcut olan Üçyüzlü çeşme Ferhat Ağa’nın yegane hatırasıdır.
Allahuâlem, muhakkak’ki Allah C.C. her şeyin en iyisini ve en doğrusunu bilendir.
Kalın sağlıcakla.
Selam ve dua ile…
Kaynaklar ve Bağlantılar:
Beytullah Yıldırım Esenler Araştırmaları
İslam Ansiklopedisi
Naîmâ, I, 125
W. Wratislaw Anılar, s. 49-50
Beytullah YILDIRIM Esenler Araştırmaları
Yerel Tarihçi Araştırmacı Yazar
esenlerarastirmalari@gmail.com
İstanbul / Esenler 27.05.2024
Bu makale 27.05.2024 Tarihinde Esenler Vizyon Haber web sitesinde 11.06.2024 tarihinde düzeltilerek yeniden yayımlanmıştır.
Bu makale 27.05.2024 Tarihinde Esenler Araştırmaları blok web sitemizde yayımlanmıştır.
Esenler İlçesi Kuruluşunun 30. Yılı
İstanbul Esenler Tarihi / Esenler Araştırmaları
İstanbul, Esenler ilçe oluşunun ve belediye teşkilatı kuruluşunun 30. Sene-i devriyesinde, hep birlikte köylerden, belde belediyesine ve nihayet ilçe oluşuna kadar geçen süreyi kronolojik olarak, özetle Esenler tarihçesini tekrar hatırlayalım hatırlatalım istedik.
İstanbul ili Esenler ilçesi, Roma dönemi Bizans’tan Osmanlıya şehrin dışında köylerden oluşan bir taşra olarak sur dışında varlığını sürdürmüştür. Vaktiyle Rum, Hıristiyan Ortodoks ahalinin yaşadığı Litros ve Avas köyleri yanı sıra fetihten hemen sonra kurulmuş bir Türk Müslüman köyü olan Müderris köylerinden müteşekkildi.
Osmanlı döneminde önce Küçükçekmece’ye daha sonra Bakırköy’e bağlı Mahmutbey nahiyesi içerisinde birer Rum yerleşim yeri olan Litros ve Avas köylerinin etnik yapısı Lozan Antlaşması'yla (Lozan Sulh Muâhedenâmesi), 24 Temmuz 1923 tarihinden sonra değişti. Yunanistan ile karşılıklı orak yapılan mübadele ile birlikte Cumhuriyet döneminde Rum kökenli halkın Yunanistan’a göç etmesiyle boşalan köylere, Selanik, Doğu Makedonya’dan gelen Balkan muhacirleri, Müslüman Türkler iskan edildi. Uzun seneler mübadele köyü konumunda olan Litros ve Avas köylerdeki yerleşik nüfusun değişmesi ile birlikte bu köylerin etnik ve demografik yapıları da değişmiş oldu. Köy konumundaki bu devrede köy muhtarları tarafından idare olundu.
Cumhuriyet döneminde önemli değişimlerden birisi olarak yer isimlerinin Türkçeleştirilmesi adı altında başlatılan çalışmalar kapsamında o dönem Bakırköy Kazasına bağlı olan Litros köyünün adı Esenler ve komşusu Avas (Kavas) köyünün ismi ise Atışalanı olarak 1939 yılının Şubat ayında değiştirilmiştir. Esenler, 1965 senesinde, Bakırköy ilçesi Mahmudbey nahiyesine bağlı bir köy konumundaydı.
Esenler Bağlı bulunduğu Bakırköy’e uzak bir konumda olduğu için yeterli belediye ve altyapı hizmeti alamıyordu. Esenler Köyü ahalisi artan göç, büyüyen nüfus ve yetersiz belediye hizmetleri ve neredeyse hiç olmayan altyapı nedeniyle 1969 Senesinde belediye teşkilatı kurulması talebi ile başvuru yapmıştı. İstanbul İl Genel Meclisi, 23 Ocak 1969'da belde belediyesi kurulmasına bir engel olmadığına karar verilmiştir. Böylece Esenler, Bakırköy ilçesine bağlı Mahmutbey nahiyesine tabi, Esenler belde belediyesi statüsü almıştır.
Esener Belde Belediyesi için ertesi yıl 1970 senesinde yapılan yerel seçimlerde Nadir Bayır (CHP) Esenlerin ilk belde belediye başkanı olarak seçilmişti. Nadir Bayır, 1969 ile 1973 yılları arasında Esenler Belediye başkanlığı yapmıştı. Esenler'in ilçe olana kadar diğer belediye başkanları ise; Mustafa Yumak (AP) seçilerek 1973 – 1977 yılları arasında belediye başkanlığı yaptı. Bir ara devrede ise Mustafa Necati İşel vazife yaptı. Çetin Aksoy (CHP) 1977 - 1980 Seneleri arasında görev yapmıştır. Bu dönemde Esenler belediyesi, Mart 1978 tarihinde 25 belediye ile birlikte Marmara Belediyeler Birliği adındaki oluşuma katılmıştır. Esenler’in 1980 darbesi öncesi son belde belediye başkanı olmuş, başkanlık görevi yapmışlardır.
Türkiye’de 12 Eylül 1980 tarihinde meydana gelen askeri darbeden sonra Esenler'in de diğer bir çok belediye gibi askeri cunta tarafından statüsünde değişiklik yapıldı. Belde Belediyesi iptal edilerek feshedilmiş, yerine Bakırköy Belediyesine bağlı şube müdürlüğü olarak ihdas edilmiştir. Esenler belde belediyesi şube müdürlüğüne dönüştürülmüş ve yönetilmiştir.
Esenler 1980 senesinden 1992 Senesine kadar 12 sene gibi uzun bir süre Bakırköy’e bağlı şube müdürlüğü olarak kalmış bu şekilde idare olunmuştur. Esenler’de 1990 sonrası İstanbul’da meydana gelen nüfus hareketliliği ve yoğun göçler, hızla artan nüfus ve çarpık yapılaşama sonrası bazı idarî değişiklikler olmuştur.
Esenlerin şube müdürlüğü idaresi, 1992 senesinde bağlı bulunduğu Bakırköy ilçe belediyesinden Güngören’in ilçe olarak ayrılmasıyla son bulmuştur. 1992 tarihinde yürürlüğe giren 3806 sayılı 13 İlçe ve 2 İl kurulması hakkındaki kanun gereğince, Esenler ve Atışalanı, Bakırköy İlçesinden tamamen ayrılarak 26 Ağustos 1992’de yeni kurulan Güngören İlçesine bağlanmıştı. Böylece Esenler, idari olarak yeni oluşturulan Güngören'e bağlanarak Bakırköy Belediyesi idaresinden ayrılmıştır.
Aynı sene Şubat 1992 tarihinde gazetelerde “İstanbul'a Megapol Yönetimi” başlığı ile, Esenler ile Bağcılar’ın birleştirilerek “Esenbağ” adında yeni bir ilçe oluşturulacağı konuşuluyor şeklindeki yazılı basında bazı yazılar çıkmıştır. Fakat bu söylentiler iddiadan öteye geçememiştir. Esenler, 1992 Senesine kadar Bakırköy'ün bir parçasıydı. İstanbul'un en kalabalık işçi muhiti, çarpık kentleşme, gecekonduların olduğu, ciddi altyapı sorunları olan ve bazı konutların altlarında merdiven altı atölyeleri barındıran bir semtidir.
Esenler ilçe oluyor. Esenler ve Atışalanı bileştirilerek Esenler Belediyesi kuruluyor.
Esenler nihayet 1994 seçimleri öncesi 23 Aralık 1993'te yürürlüğe giren 3949 sayılı bir kanunla bu kez de son bağlandığı ilçe olan Güngören’den de ayrılarak Esenler müstakil bir ilçe yapılmıştır. Atışalanı da bu yeni kurulan ilçeye bağlanmıştır. Böylece Esenler, yapılan değişiklikle bundan 30 sene önce 1994 yılında Güngören’den ayrılarak Esenler Belediyesi kurularak İstanbul’un 33. İlçesi olmuştur.
Esenler ilçe olduktan sonra ilk yapılan Türkiye yerel seçimleri, 27 Mart 1994'te gerçekleşmiş ve Esenler İlçesinin ilk Belediye Başkanı Mehmet Öcalan (RP) olmuştur. Ardından 18 Nisan 1999'da erken genel seçimler ile birlikte düzenlenen yerel seçimlerde ikinci defa Mehmet Öcalan (FP) tekrar seçilmiştir. 28 Mart 2004 tarihinde yapılan yerel seçimlerde Mehmet Öcalan (Ak Parti) üçüncü defa güven tazeleyerek belediye başkanlığı görevine devam etmiştir. Mehmet Öcalan ilçe Belediyesinin kuruluşundan itibaren üst üste üç dönem seçilerek Esenler Belediye Başkanlığı görevi yapmış, ilçeye hizmet etmiştir.
Türkiye'deki yerel yönetimleri belirleyen 29 Mart 2009 tarihinde yapılan seçimlerde Mehmet Tevfik Göksu (Ak Parti) selefi Mehmet Öcalan’dan sonraki Esenler İlçesine Belediye Başkanı olan ikinci isim olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti 2014 yerel seçimleri, resmî adıyla; 30 Mart 2014 Mahalli İdareler Genel Seçimlerini, Mehmet Tevfik Göksu (Ak Parti) ikinci kez kazanmış görevine devam etmiştir. Ardından 5 Sene sonra 31 Mart 2019 tarihinde yapılan yerel seçimleri de Mehmet Tevfik Göksu (Ak Parti) üçüncü kez kazanmıştır. En son 31 Mart 2024 tarihinde yapılan yerel seçimleri de Mehmet Tevfik Göksu (Ak Parti) dördüncü kez kazanarak 4. dönem yapmakta olduğu Esenler Belediye Başkanlığı görevine seçilmiştir. Belediye Başkanı Mehmet Tevfik Göksu, Esenler halkının kendisine ve kadrosuna göstermiş olduğu teveccüh ve vermiş olduğu yetki ile hizmete günümüzde Mayıs 2024 itibariyle halen devam etmektedir.
Geçmişten günümüze Esenlerin nüfusuna bir göz atacak olursak: 1940 senesinde 860 kişi nüfusu ile bir köy konumundadır. 1950 ve 1960’lı yıllarda hem nüfus, hem de fiziki olarak büyük değişiklik yaşamadığı görülüyor. Esenler, 1970’li yıllardan sonra büyük bir göç akınına uğruyor. 1985 yılına gelindiğinde 155 bin nüfusa ulaşan Esenler neredeyse büyük bir şehir haline gelmiştir. 1990’da 214 bin, 1997’de 331 bin, 2000’de 394 bin ve nihayet günümüzde Esenler İlçesinin nüfusu 2023 rakamlarına göre 427.901 gibi bir nüfusla büyük bir ilçe oldu. Esenler, günümüzde kendisine bağlı 17 Mahallesiyle, Türkiye'deki pek çok şehirden daha kalabalık olan nüfusu, 5.227 hektar toplam yüzölçümü ile, değişen çehresi ile çok büyük bir değişim ve gelişim geçirmiş bir ilçemizdir.
Belediye süreçlerini, nüfus ve idari durumunu özetle başlıklar ile ele almaya çalıştığımız Esenler İlçesinin kuruluşunun 30. Senesinde; Esenlerin geçmişten günümüze, köy ve daha sonraki mahalle muhtarlarımızdan başlayarak Esenler belde ve ilçe belediye teşkilatında görev yapmış hizmet etmiş başta başkanlar olmak üzere bütün azaları, meclis üyeleri ve çalışanlarını bu vesile ile yad ediyor şükranla anıyor, vefat edenlere de Allah’tan rahmet eylesin dileklerimle.
Kalın sağlıcakla. Selam ve dua ile…
Kaynaklar ve Bağlantılar:
Beytullah Yıldırım Esenler Araştırmaları
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)
Beytullah YILDIRIM Esenler Araştırmaları
Yerel Tarihçi Araştırmacı Yazar
esenlerarastirmalari@gmail.com
İstanbul / Esenler 29.05.2024
Bu makale 27.05.2024 Tarihinde Esenler Vizyon Haber web sitesinde yayımlanmıştır.
Bu makale 27.05.2024 Tarihinde Esenler Araştırmaları blok web sitemizde yayımlanmıştır.
Esenler ve Davut Paşa
İstanbul Esenler Tarihi / Esenler Araştırmaları
İstanbul Esenler'de bir Mahalleye ismi verilen, Çiftehavuzlar Mahallesi sınırları içerisinde bulunan Davutpaşa Kışlası Sahrası, yeni ismiyle Yıldız Teknik Üniversitesi yerleşkesi ve YTÜ Tenopark, Davut Paşa, kimdir? Hayatı ve eserlerine özetle bir göz atalım.
Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye, Üç kıtada 623 sene adaletle hüküm sürmüş, Hilafet Makamı sahibi, Cihan Devleti olan Osmanlı Devleti’nde XV. Yüzyıl’da devlet adamı. 15 yıl gibi uzun bir dönem Veziriazamlık yaparak devletin 2 numaralı ismi olmuş Koca Davud Paşa’nın, hayatı, seferleri, devlet adamlığı, hayır eserleri ve vefatı.
Osmanlı Sultanı şanlı ecdadımız Fatih Sultan Mehmed Han ve oğlu Sultan İkinci Bayezid Han saltanatı dönemlerinde Davut Paşa devlet kademelerinde önemli vazifelerde bulunmuş kıymetli bir devlet adamıdır. Sultan II. Bayezid devrinin ünlü vezîriâzamlarından, Rumeli Balkanlardan Arnavut asıllı bir devşirme olduğu kaynaklarda geçen, Koca Dâvud Paşa’nın tam olarak doğum tarihi bilinmiyor. Davud Paşa, yaygın olarak "Koca" ve "Derviş" lakaplarıyla anılıyor. Ölümü ise Dimetoka, Hicri 904, Miladi 1498 senesidir. Devrinin önde gelen diğer isimleri gibi, Osmanlı Devleti’nde XV. yüzyıl ortalarından itibaren medrese dışındaki en önemli resmî eğitim kurumu niteliğinde olan Saray Okulu, Enderun’da eğitimini tamamlayıp, burada yetişmiştir. Enderun, Osmanlı Devletinde daha ziyade mülkî ve askerî idarecilerin yetiştirildiği bir mekteptir. Osmanlı merkez ve taşra teşkilatlarına gerekli insan gücü kadrolarını oluşturmak için kurulmuştu.
Koca Davud Paşa, Çirmen sancak beyi olduğu dönemde, Osmanlının Avrupaya ve Balkanlara yapılan seferlerden, Macaristan ve Venedik akınlardaki başarılarından dolayı 1470 Senesinde 700.000 Akçe ile Ankara Sancak Beyliğine getirildi. Daha sonra 1473 tarihinde Anadolu Beylerbeyliğine getirildi.
Osmanlı padişahı II. Mehmed ile Akkoyunlu sultanı Uzun Hasan arasında 11 Ağustos 1473 tarihinde yapılmış olan Otlukbeli Meydan Muharebesi (Başkent Muharebesi), öncü kuvvetlerini sevk ve idare etti.
Davud Paşa, Osmanlının Karamanoğulları ile süregelen mücadelesinde etkili görevler almıştır.
Yûsufca Mirza kumandasındaki Akkoyunlu kuvvetlerinin Tokat’ı tahrip etmeleri vakasında Konya Valisi Şehzade Mustafa’nın yardımına yetişip ve Eflâtunpınarı Savaşı’nın kazanılmasında önemli rol oynayan Dâvud Paşa, Otlukbeli seferinde de öncü kuvvetleri kumanda etmiştir.
Koca Davud Paşa, Tuna boyu seferi esnasında, hisarlardan atılan bir top mermisi tesiriyle 1477 Senesi kışında göğsünden yaralandı. Aynı sene, Süleyman Paşa’nın yerine Rumeli beylerbeyiliğine tayin edildi.
Davud Paşa, 1478 Senesinde, İşkodra (Arnavutluk) seferi esnasına Jebyak’ı (Xabiyacco) ele geçirdi. Ancak Vezîriâzam Karamânî Mehmed Paşa’ya muhalefetinden dolayı azledilerek Bosna sancak beyliğine gönderildi. Sultan II. Bayezid’in tahta çıkışıyla yeniden Rumeli beylerbeyiliğine getirilen Dâvud Paşa çok geçmeden 1483'te tekrar Anadolu Valisi tayin edildi ve önce vezirliğe yükseltildi ve 1483’te ise İshak Paşa’nın yerine vezîriâzamlığa tayin edildi.
Osmanlı Devletine en önemli hizmetlerini Sultan II. Bayezid döneminde 1483 yılında getirildiği ve kesintisiz 15 yıla yakın Veziriazamlığı esnasında yapmıştır.
Vezîriâzam olduktan sonra Davud Paşa, Macarlara karşı Rumeli'yi savunmakla görevlendirildi. Macarlar Alacahisar (Kruševac) taraflarına saldırdıklarında Rumeli’yi savunmak için Sofya’ya gönderilerek vazifelendirildi.
Ardından aynı sene 1487 yılı içerisinde Memlükler üzerine gönderildi. Hersekzâde Ahmed Paşa’nın Memlükler’e esir düşmesi üzerine ise bizzat sefere çıktı. 4000 yeniçeri ve 10.000 azeble hareket ederek Adana ile Tarsus’u geri aldığı gibi Memlükler’le iş birliği yapan Turgutoğulları ile birlikte Varsaklar’a da gereken dersi verdi. Böylece Turgutoğulları'nı Osmanlı Devleti'ne bağladı.
Koca Davud Paşa, 1492 senesinde Arnavut âsilerin üzerine gönderildi. Bu isyanı başarı ile bastırarak. Birçok esir alarak geri döndü.
Dâvud Paşa’nın on dört yıldan fazla süren vezîriâzamlık makamındaki vazifesi 8 Mart 1497’de azledilmesiyle sona erdi. Yerine Hersekzâde Ahmed Paşa getirildi. Azline, padişahın damadı olan Akkoyunlu Göde Ahmed’in Tebriz’e kaçması sebep olarak gösterilmiştir. Böylece Dâvud Paşa, senelik 300.000 akçe emekli maaşı bağlanarak, Dimetoka’da zorunlu ikamete mecbur edilerek gönderildi.
Ertesi sene Dimetoka’da 20 Ekim 1498'de vefat etti. Koca Davud Paşa öldüğünde 1 milyon düka gibi büyük bir servetin sahibi olduğu kaydedilmiştir. Paşa’nın naaşı İstanbul’a getirilerek Fatih'te yaptırdığı kendi ismini taşıyan Davud Paşa Camii ve külliyesi içinde bulunan Davut Paşa Türbesi'nde defnedilmiştir. Kaynaklarda ölüm tarihi olrak Hicri: 4 Rebîülevvel 904, Miladi: 20 Ekim 1498 olarak geçmektedir.
Vakıf kayıtlarına göre Dâvud Paşa’nın dört oğlu vardı. Bunlardan 1503’te Yanya sancak beyliği yapan Mustafa, Sultan II. Bayezid’in kızı ile evlenmiş ve damadı olmuştur.
Dâvud Paşa birçok hayratın sahibi idi. İstanbul’da Fatih, Avratpazarı yakınındaki camii, imaret, medrese, mektep, çeşme ve türbeden oluşan külliyesi 1485’te tamamlanmıştır. Dâvud Paşa külliyesi kısmen de olsa günümüzde varlığını sürdürmektedir. Külliyenin yakınındaki sur kapısı zamanla Dâvudpaşa Kapısı diye anılır olmuştur. İstanbul mahkemelerinden biri olan Dâvud Paşa Mahkemesi de bu caminin yanında bulunuyordu. Ayrıca Tekirdağ’a bağlı Yoncalu ve Bulgu köylerinde birer cami yaptırdığı, Ferecik kasabasına da içme suyu getirttiği bilinmektedir. Bu tesislerinin giderlerini karşılamak üzere İstanbul, Edirne, Üsküp, Manastır, Bursa ve İznik’te pek çok dükkân, han, hamam, köy ve bahçe vakfetmiştir.
Dâvud Paşa Esenler Çiftehavuzlar Mahallesi sınırları içerisinde, aynı zamanda ismini taşıyan Davutpaşa Mahallesi bitişiğindeki, Topkapı sur dışında ünlü ordugâh Rumeli seferlerinde askerin toplanma yeri olan Davutpaşa Kışalsı ve içerisindeki pek çok tarihi eserin banisi idi. Osmanlı Padişahlarının seferlerinde konakladıkları Otağ-ı hümâyun Dâvud Paşa Kışlası sahrasında kurulur ve tuğlar buraya dikilirdi. Serdarla idare edilen seferlerde ise, sancak-ı şerif orada teslim edilir ve yine orada karşılanırdı.
Ayrıntılı malumat için daha önce "Esenler Davut Paşa Kışlası" isimli makalemizde kışlayı ve içerisindeki tarihi eserleri daha ayrıntılı olarak yazmıştık.
Özetle hayat hikayesini, ele almaya çalıştığımız bu kısa biyografide bahsi geçen Derviş Dâvud Paşa âlimlere değer veren, fakirlere yardım eden, hayırsever bir "Derviş", tecrübeli ve ihtiyatlı bir "Koca" Osmanlı devlet adamı olarak tanınıyordu. Şükranla ve rahmetle anıyoruz.
Kalın sağlıcakla. Selam ve dua ile…
Kaynaklar ve Bağlantılar:
Beytullah Yıldırım Esenler Araştırmaları
Âşıkpaşazâde, Târih (Atsız), s. 193, 232-233, 238.
Oruç b. Âdil, Tevârîh-i Âl-i Osmân, s. 137 vd.
İbn Kemal, Tevârîh-i Âl-i Osmân, VII, 315 vd., 527.
Hoca Sâdeddin, Tâcü’t-tevârîh, I, 216, 529, 536-537; II, 53-54, 71, 216.
Sicill-i Osmânî, II, 323-324.
Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, II, 66, 81, 94, 100, 123, 192, 535-536, 585, 593, 604, 638.
Solakzâde, Târih, s. 240, 244, 299
Beytullah YILDIRIM Esenler Araştırmaları
Yerel Tarihçi Araştırmacı Yazar
esenlerarastirmalari@gmail.com
İstanbul / Esenler 19.06.2024
Bu makale 19.06.2024 Tarihinde Esenler Vizyon Haber web sitesinde yayımlanmıştır.
Bu makale 05.05.2024 Tarihinde Esenler Araştırmaları blok web sitemizde yayımlanmıştır.
Esenler Tarihi Avasköy Kemeri Dünü Bugünü
İstanbul Esenler Tarihi İnceleme Haber / Esenler Araştırmaları
İstanbul, Esenler ilçesindeki tarihi eserlerin başında gelen Osmanlı Devleti dönemi, İstanbul'un Fethinden hemen sonra, 16. Yüzyılda Mimarbaşı Koca Mimar Sinan tarafından inşaa edilen su mimarisi eseri tarihi Avasköy (Kavasköy) Su Kemeri ve çevresi Esenler Belediyesi tarafından başarılı bir çalışma ile ihya ediliyor.
Avasköy Kemeri geçmişi Bizans'a dayanan ve bir dere yatağına ki kayıtlarda "Çamurlu Dere" olak geçiyor inşaa edilen İstanbul şehir merkezine su götüren Osmanlı su iletim sistemlerinin önemli bir parçası konumundaydı.
Tarihi Avasköy su kemeri, Karakemer, Tekkemer ve Yılanlı Kemer gibi farklı isimleriyle biliniyor. Esenler ilçesi sınırları içerisinde bulunan iki su kemerinden birisi olan Avasköy (Kavasköy) Kemeri, Halkalı su şebekesinin bilinen son kemeridir.
Esenler Belediye Başkanlığının tarihi eser ve çevresinde yeni çalışmalar başlattığı duyunca hayli heyecanlandım. Esenler Araştırmaları çalışmalarım kapsamında yerinde, sahada tarihi su kemerini etraflıca inceleme yapabilmek için Kemer mahallesindeki tarihi eseri 24.07.2024 tarihinde Çarşamba günü yerinde ziyaret edip gözlem ve incelemelerde bulundum.
Öncelikle tarihi eserin öneminin anlaşılması bakımından şunu ifade etmek isterim Avasköy Kemeri; İstanbul 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun 08.03.1995 tarihli ve 6442 nolu kararı ile korunması gerekli kültür varlığı olarak tescil ettiği ecdat yadigarı bir tarihi mirasımızdır. Ayrıca dünya çapında bir üne sahip olan Osmanlı Devleti Mimarbaşısı Koca Mimar Sinan Ağa gibi bir mimari deha tarafından yapılmış olması ayrıca dikkate şayandır.
Tarihi Avas Kemeri uzun seneler bakımsız ve atıl durumu nedeniyle hayli kötü ve terkedilmiş bir durumdaydı. Bu önemli tarihi eser ile ilgili ilk olarak 2007 Senesinde Esenler Belediyesi, halktan da gelen yoğun talepler üzerine kamu yararına gündemine alarak rehabilite çalışmalarını başlatmıştır.
Tarihi Avas Kemeri Cumhuriyet döneminde belkide ilk defa onarım, iyileştirme ve yenileme çalışmaları; 2007 Senesi, Belediye Başkanı Mehmet Tevfik Göksu Başkanlığında Esenler Belediyesi tarafından gündeme alınmıştır.
Bu önemli gelişme ile birlikte ilk olarak tarihi kemerin çevre güvenliği ve daha kolay korunması için acil önlemler ve çeşitli tedbirler alınmaya başlanmıştır.
Tarihi Kemer, 2009 Senesine gelindiğinde Esenler Belediyesinin girişimleri ile yoğun bir çalışma sonucunda hazırlanan kemerdeki bozulmaların ve tahribatın ayrıntılı olarak anlatıldığı bir raporla birlikte başarılı bir restorasyon süreci başlamıştır. Tarihi Kemer, hazırlanan restorasyon projesi kapsamında aslına uygun olarak restore edilerek başarılı bir restorasyon süreci geçirmiş ve yeniden hayat bulmuş artık farkedilir hale gelmiştir.
İlerleyen senelerde ise daha sonra 2013 senesinde tarihi su kemerinin kesme taştan yapılmış taş duvarları yine Esenler Belediyesi tarafından yapılan bir çalışma ile kumlama yöntemiyle temizlenerek, daha temiz ve daha güzel bir görünüme kavuştur. Kemerin taş yapısını ortaya çıkaran dış yüzeyleri de aynı renkte olacak şekilde yenilendi.
Esenler Atışalanı’nda adını alan Kemer Mahallesinde vaktiyle 1970'li senelerde başlayan gecekondulaşma düzensiz ve plansız yapılaşma Kemerin çevresini işgal ederek kaplamıştı. Kemere bitişik olarak yapılmış olan binalar kaçak yapılar tarihi dokuya zarar veriyordu. Hatta o dönem, tarihi kemerin taşları sökülerek gecekondu inşaatlarında yapı malzemesi olarak kullanıldığı mahalle sakinleri tarafından anlatılır.
O badireli ve korumasız günlerden bu güne gelene kadar yerleşim yeri içerisinde kalmış bir tarihi eseri kurtarabilmek için devam eden çalışmalar neticesinde çevre düzenlemesi yapılabilmesi ve etrafını saran düzensiz yapılaşmanın ortadan kaldırılması için gerçekleştirilen istimlak çalışmaları nihayetlenmiş kemerin çevresindeki bütün konutlar yıkılarak temizlenmiş. Ayrıca diğer olumlu bir gelişme olarak tarihi kemerin gözlerinin içinden geçen yol, araç trafiğine kapatılmış olduğu görülüyor. Uzun vadeli koruma anlamında önemli bir gelişme olmuş.
Yapılan çalışmaların kalıcı olabilmesi için öncelikle her platformda çevre duyarlılığını artırmalı, çocuklardan başlamak üzere tarih şuuru ve bilincini aşılamayız. Çevremizdeki tarihi yapıları ve onları inşaa eden Mimar Sinan gibi önemli değerlerimizi tanıtıcı programlar yapmalıyız. Sosyal kültürel ve tarihi değerlerimize ve çevremize karşı daha fazla bilinçlenmeli ve bunlara karalı bir şekilde sahip çıkmalıyız.
Bir Esenler sakini olarak Esenler şehrimizin kültür ve tarihi mirasına sahip çıkmak ve gelecek kuşaklara aktarabilmemiz açısından yapılan bu kıymetli çalışmaları yapan başta Esenler Belediyesi olmak üzere her alanda bütün emeği geçenleri tebrik ediyor, çalışmalarında başarılar diliyorum.
Şanlı ecdadımız Fatih Sultan Mehmed Han’ın da ifade ettiği gibi:
Hüner bir şehr bünyâd etmektir;
Reâyâ kalbin âbâd etmektir.
Kalın sağlıcakla. Selam ve dua ile…
Kaynaklar ve Bağlantılar:
Beytullah Yıldırım Esenler Araştırmaları
Esenler Belediyesi
©️ Beytullah YILDIRIM / Esenler Araştırmaları©
Yerel Tarihçi Araştımacı Yazar
esenlerarastirmalari@gmail.com
İstanbul / Esenler 29.07.2024
Bu makale 29.07.2024 Tarihinde Esenler Vizyon Haber web sitesinde yayımlanmıştır.
Bu makale 01.08.2024 Tarihinde Esenler Araştırmaları blok web sitemizde yayımlanmıştır.
Esenler Atışalanı Köyü Tarihi At Değirmeni
İstanbul Esenler Tarihi / Esenler Araştırmaları
Bir zamanlar İstanbul’da genellikle hayvan gücüyle işletilen değirmenler çoğunluktaydı. Günümüz Esenlerini oluşturan Atışalanı köyü eski adıyla Avas Köyün’de hayvan gücüyle çalışan at değirmenleri de vardı. Osmanlı Devleti döneminde, XIX. Yüzyılın ortalarına kadar üç çeşit değirmen vardı: Birincisi, çok rüzgâr alan bölgelerde kurulan ve rüzgâr gücüyle çalışan yel değirmenleri; ikincisi, daha çok akarsuların bol olduğu yerlerde kurulan ve su gücüyle çalışan su değirmenleri ve üçüncüsü ise, hayvan gücüyle çalışan değirmenlerdi.
Tarihten günümüze sofraların vazgeçilmez ana unsuru, nimet nan-ı aziz olan, ekmek başta olmak üzere unlu mamullerin temel gıda maddesi olması nedeniyle buğday ve unu önemini hiç yitirmemiştir. Ülkemiz Türkiye topraklarında keşfedilen Göbekli Tepe'den anlıyoruz ki buğday tarımı dünya’da ilk olarak ata tohumu siyez buğdayı tarımı ile Anadolu topraklarında başlamıştır. Doğal buğdayın anavatanı ülkemiz topraklarıdır. Daha sonraki dönemlerde ekmeklik buğday (Triticum aestivum) ve makarnalık buğday (Triticum durum) ortaya çıkmıştır.
Ekmeğin ana maddesi olan un elde edilebilmesi için de başta buğday olmak üzere arpa ve mısır gibi tahıllar un değirmenlerinde taneleri öğütülerek günümüzde olduğu gibi ürünler elde ediliyordu. İstanbul’da 1840’lı yıllara kadar çoğunlukla rüzgar, su ve at ile çalışan değirmenler kullanılmışken, bu yüzyılın sonunda bu değirmenler yerlerini buharla ve elektrikle çalışan yeni tesislere bırakmıştır.
Geçmişten günümüze un başta olmak üzere tahıl mamulleri elde edebilmek için çeşitli işleme yöntemleri geliştirmiş zamanın ve imkanların el verdiği müddetçe bu teknikler ile tahılları işlemeye devam etmiştir.
Bu öğütme tekniklerinin başlıcaları olarak:
El değirmenleri; Tarihte antik dönemlerden yakın zamana kadar uzun bir süre insanların el ile granit ve benzeri sert taşların arasında döktükleri tahılları kol kuvvetiyle birbirine sürterek veya ortası delik küçük değirmen taşlarını karşılıklı iki kişi kol gücüyle çevirerek öğütüyorlardı. Ticari olmayan ve hususi kullanıma hitap eden bu el değirmenlerinden Esenlerde böyle bir bilgi ve buluntuya biz ulaşamadık.
Yel değirmenleri; Rüzgar gücünün çarklar ile harekete dönüştürülmesiyle çalışan değirmenler de kullanıldı. Tarihte daha önce Esenlerde Osmanlı döneminde 1860’tan önce tarihçi Manuel Gedeon, bu bölgede yaklaşık olarak on beş yel değirmeni bulunduğunu ve işletilmiş olduğunu kaydediyor. Daha önce “Rüzgarlı Tepe Esenlerin Yel Değirmenleri” isimli bir makalemizde bu konu kapsamlı olarak ele almıştık.
Su değirmenleri; Akarsuların ve derelerin suyunun akış kuvveti ile çarklarını çevirmesiyle elde edilen ve tahılları öğüten değirmenlerdi. Esenler sınırları içerisinde vaktiyle iki akarsu bulunuyordu. Çinçin Deresi (Vidos deresi) ve Ayvalı Dere. Esenlerde bu akarsular üzerinde veya başka bir su kaynağı üzerinde işletilmiş bir su yapısı olarak herhangi bir su değirmenine biz yaptığımız araştırmalarda henüz rastlayamadık. Tabii olarak bu olmadığını ispatlamaz. Konu araştırmaya halen açıktır.
Yazımıza konu olan at, katır ve eşek gibi hayvan kuvveti gücüyle çalışan, metal çarkları vasıtasıyla değirmen taşlarını çevirerek tahıl öğüten değirmenler Esenler’de de kullanıldığını sözlü tarih çalışmalarımız esnasında öğrenmiş bulunuyoruz.
Günümüzde malum olduğu üzere endüstrileşme ile birlikte buharlı ve elektrikli değirmenler klasik dönem yukarıda örneklerini verdiğimiz değirmenleri kullanımdan kaldırmış durumdadır. Öğütme yöntemleri istisnalar hariç zamana yenilmiş ve devre dışı kalmıştır.
Yakın tarihte değirmen ve un denilince şehrimiz İstanbul genelinde ise, meşhur Unkapanı Değirmeni 19.yy. sonlarında inşa edilmiş ve günümüze kadar ulaşmıştır. Unkapanı semti ismini "un" ve Osmanlılar döneminde kullanılan bir çeşit tartı aleti olan, toptan satış yapılan yer anlamına da gelen "kapan" kelimelerinden almıştır. Semte "Unkapanı" denilmesinin sebebi ise, İstanbul'a tahıl getiren gemilerin yüklerini Unkapanı'na boşaltılmasıdır. Roma, Bizans döneminden beri Unkapanı bölgesi buğday ticaretinin yapıldığı yer olarak gelişmiş, İstanbul'un en önemli ticaret merkezlerinden biri olmuştur. Bu kadar çok buğday ticaretinin yapıldığı Unkapanı'nda birçok değirmen ve fırın kurulmuştu.
Esenler özelinde ise Atışalanı köyü sakinlerinin naklettiği hatıralara göre Cumhuriyet döneminde yakın döneme Esenler ilçesi, Birlik Mahallesi sınırları içerisinde yer alan günümüzde “Deprem Parkı” bölgesinde, Esenler Bilgi Evi’nin bulunduğu zeminde köy sakinlerinden rahmetli Kuşaksız Emin tarafından at gücüyle çalışan bir un değirmenin uzun seneler hizmet verdiğini bölgede yaşayan büyüklerimiz naklediyorlar. Bu değirmen çalışma prensibi olarak mevcut bir su çarkını çeviren bir at vasıtası ile çalışıyordu. Bir Esenler sakini, göç ederek geldikleri Esenler’de 1967 Senesinde gördüğü bir at değirmeninde hububat öğütmek için kullanılan değirmen taşını etrafında dönüp duran bir at olduğunu naklediyor.
Vaktiyle tarım ve hayvancılığın yaygın olduğu Esenlerde buğday, arpa ve mısır gibi tahıllar ihtiyaca binaen tarımı yapılarak tarlalarda üretiliyordu. Bu tahıllar bölgede bulunan değirmenlerde çeşitli ürünlere dönüştürülerek gıda maddesi olarak kullanılıyordu. Değirmenlerin ana üretim kalemi olan buğday, arpa ve mısırdan un, buğdaydan kalın ve ince bulgur, mısır yarması, mısır unu, ayrıca hayvancılıkta kullanılmak üzere hayvan yemi olarak kullanılmak üzere arpa yarması ve unu gibi muhtelif tahıl ürünleri üretilmekteydi.
Günümüz Esenlerinde yaptığımız araştırmaya göre müstakil olarak değirmen işletmesi 2024 senesi itibariyle mevcut elektrik ile çalışan modern un fabrikaları halen faaliyette bulunmuyor.
Kalın sağlıcakla. Selam ve dua ile…
Kaynaklar ve Bağlantılar:
Beytullah Yıldırım Esenler Araştırmaları
©️ Beytullah YILDIRIM / Esenler Araştırmaları©
Yerel Tarihçi Araştımacı Yazar
esenlerarastirmalari@gmail.com
İstanbul / Esenler 29.08.2024
Bu makale 29.08.2024 Tarihinde Esenler Vizyon Haber web sitesinde yayımlanmıştır.
Bu makale 01.08.2024 Tarihinde Esenler Araştırmaları blok web sitemizde yayımlanmıştır.
Esenler Atışalanı Köyü Tarihi Kar Kuyuları
İstanbul Esenler Tarihi / Esenler Araştırmaları
Su kültürü ve su yapıları bakımından tarihte önemli bir yere sahip olan alternatif su temini ve çok amaçlı soğuk ortam oluşturmak amacıyla Esenler Atışalanında suni ve yapay kar kuyularını kullanılıyolardı.
İstanbulun çeşitli yerlerinde olduğu gibi Esenlerde Atışalanı Avasköy (Kavasköy) civarında köylüler tarafından Bizans döneminden kalma kar kuyuları yakın döneme kadar kullanılan su yapıları ele almaya çalıştık.
Hayatımızın ve bütün canlıların varlığının ana unsuru vazgeçilmezi olan su elde etmenin alternatiflerinden birisi olan kar kuyuları da geçmişte kullanılıyordu. Kur'an-ı Kerim'de, Enbiyâ Suresi Ayet-i Kerime 30’da "canlı, hayatı olan her şeyi sudan yarattık" buyuruluyor. Bir su mimarisi yapı çeşidi olarak, normal keson su kuyularının haricinde günümüzde unutulmuş artık neredeyse hiç hatırlanmayan kar biriktirilerek soğuk su ve buz elde edilen doğal ve insan yapımı olmak üzere iki farklı türü olan kar kuyuları vardı.
Tarihte vaktiyle elektrik ve buna bağlı soğutucu ve dondurucuların henüz hayatımıza girmediği 30-40 yıl öncesine kadar insanlar özellikle yaz mevsiminde soğuk içeceklerle serinlemek ve yiyeceklerinin bozulmasını önlemek için, doğal yollardan elde edilen kar ve buzdan yararlanıyordu. Söz konusu dönemde kar ve buzun başlıca kaynağı kışın yağan karın doğal veya yapay yollarla biriktirildiği kar kuyularıydı.
Osmanlı Devletinden önce bu topraklarda hüküm süren Roma İmparatorluğu, Bizans dönemi belkide daha evvelki uygarlıklardan itibaren kar kuyularını kullanıyorlardı. Anadolu genelinde ve İstanbul özelinde yaygın olarak su ihtiyacını gidermek amacıyla insanlar tarafından tercih edilmiş bir yöntemdi.
Kar kuyuları, geçmişte buzdolabı yerine soğutma amaçlı ve su ihtiyacı için kullanılan kar kuyuları günümüzde unutulmuş geleneksel su temin etme, gıdaları koruma ve soğutma yöntemlerinden birisiydi.
Bir su yapısı çeşidi olarak değerlendirebileceğimiz kar kuyuları doğal ve yapay yani suni olmak üzere iki farklı türe sahipti. Şehir merkezlerinde ve kırsal kesimde olmak üzere iki farklı mekânda bulunan bu kar kuyuları yapılış tekniği ve işleyiş açısından birbirine benziyordu.
Kırsal alanlardaki ve köylerin yakınlarında bulunan dağ, yamaç ve yaylaların çok kar yağışı alan en az güneş alan gölge kuytu yerlerine yazın kuyular kazarlardı. Karın en fazla olduğu ve henüz erimeye başlamadığı mart aylarında bu kuyulara çevrede birikmiş karlar yuvarlanarak büyük kartopları halinde bu kuyuların içlerine taşıyıp sıkıştırarak doldurulurdu. Kuyulara atılan kar, üzerleri çiğnenerek sıkıştırılmak suretiyle depolanır, bir çeşit buza dönüştürülerek biriktirilirdi. Bu işler bazı yerlerde “karcı” veya kar esnafı adı verilen kişiler tarafından yapılırdı.
Kar kuyularındaki erimeyi geciktirmek ve daha uzun süre saklamak ve kullanabilmek amacıyla karların üzerlerinin ot, saman vb. malzeme ile örtülerek bir çeşit yalıtıma tabi tutuluyordu.
Doğal kar kuyuları; Doğal kar kuyuları esas olarak iki çeşittir. Bunlardan birincisi dağların kuytu veya çukur yerlerinde birikme sonucu oluşan açık kar kuyuları, diğeri ise karstik bölgelerde erime veya çökmeler sonucu oluşmuş karstik çatlak veya düdenlerdir.
Yapay (sunî) kar kuyuları;
Şehir ve kasabaların kar ve buz ihtiyacı yüzyıllarca esas olarak sunî (insanlar tarafından bizzat kar biriktirmek için inşa edilmiş) kar kuyularından sağlanmıştır. Bu kuyular gerek kır gerekse şehir merkezlerine yakın alanlarda türlü şekillerde inşa edilmiş olup hemen hepsinin ortak özelliği az güneş alan yerlere yapılmış olmalarıdır. Bazen toprak kazılıp etrafı taşla örülerek, bazen de tüf gibi yumuşak kayaların oyulması ile inşa edilerek oluşturulmuşlardır. Yine hepsinin ortak özelliği kar biriktirildikten sonra bunların erimemesi için ot, saman vb. materyalle yalıtımlarının sağlanmış olmasıdır.
Nadir rastlanan ve geleneksel kullanıma sahip olan kar kuyularına alışan ahali normal çeşme suyu yerine içme suyu olarak daha hafif ve tatlı olduğu için kar suyunu tercih ediyorlar severek içiyorlardı. Kar kuyularının suyu aynı zamanda mutfakta çay demlemede, yemek yapmakta ve temizlikte kar suyunu gönül rahatlığıyla kullanıyorlardı.
Kar kuyularından elde edilen kar ve buzlar yazın sıcak günlerinde halkın başlıca soğutucuları idi. Karcılar tarafından kar kuyularından getirilen karlar halkın ve esnafın istifadesine parça parça sunulurdu. Halk aldığı bu karları, soğuk su, kar şerbeti ve benzeri soğuk içecek ve yiyeceklerle tüketirken, esnaf ise şerbet, dondurma ve diğer amaçlarla kullanırlardı. Ayrıca ayran, gazoz ve meyve sularını bu kar ve buzla soğuturdu. Böylece halk yaz sıcağından olan hararetini bu şekilde giderirdi.
İstanbul Esenler ilçesi Atışalanı sakinlerinden Mübadele göçmenlerinden olup Avasköy doğumlu olan köyün büyüklerinin naklettiği hatıralara göre yakın geçmişe kadar bölgede iki Kar Kuyusunun varlığını hatırlıyorlar ve naklediyorlar.
Bu kuyulardan birisi Havaalanı Mahallesi, Kışla Caddesi üzerinde olan günümüzdeki Atışalanı Köyü Mezarlığı civarında bulunan bir kar kuyusunun köy sakinleri tarafından yakın döneme kullanıldığına şahit olmuşlar.
İkinci kar kuyusu ise yine Esenler Atışalanındaki diğer kar kuyusu gibi günümüzde Havaalanı Mahallesi Güden Sokak'ta, şimdiki Yunus Emre Ortaokulu civarında olup buz gibi leziz suyu ahali tarafından kullanılıyormuş.
Atışalanı köyü sakinlerinden nüfus mübadelesi göçmenlerinden, Avasköy doğumlu, köyün kurucularından olan görüştüğümüz Tetikli ailesi büyükleri kar kuyuları hakkında; İçerisine kış mevsiminde yağan kar ile doldurulan bu kuyuların dış etkenlerden korunması için kuyuların üstü, bol miktarda samanla örtülerek hem ısı yalıtımı hem de içerisine herhangi bir şeyin düşmesinden korunduğunu anlattılar.
Günümüzde sadece hatıralarda kalan kar kuyularını sizlerle birlikte yeniden hatırlamaya ve hatırlatmaya çalıştık.
Kalın sağlıcakla. Selam ve dua ile…
Kaynaklar ve Bağlantılar:
Beytullah Yıldırım Esenler Araştırmaları
Cevdet Yılmaz (2010) “Kar Kuyuları – Snow Wells”
©️ Beytullah YILDIRIM / Esenler Araştırmaları©
Yerel Tarihçi Araştımacı Yazar
esenlerarastirmalari@gmail.com
İstanbul / Esenler 12.09.2024
Bu makale 12.09.2024 Tarihinde Esenler Vizyon Haber web sitesinde yayımlanmıştır.
Bu makale 12.09.2024 Tarihinde Esenler Araştırmaları blok web sitemizde yayımlanmıştır.
Esenler Havaalanı Mahallesinden Atışalanı Mahallesine
İstanbul Esenler Tarihi İnceleme Haber / Esenler Araştırmaları
Atışalanı köyü (Avasköy / Kavas köyü) ile bir kısmı eski Müderris (Metris) köyü askeri alanların sınırları içerisinde kalan eski Havaalanı mahallesi diye bilinen isim değişikliği ile artık Atışalanı mahallesi olan mahalle idari olarak günümüzde İstanbul Esenler İlçesinin 17 Mahallesinden birisi konumundadır.
Atışalanı ismi artık bir mahalle adı olarak yaşatılacak.
Osmanlı Devletinden, Cumhuriyete aynı adla anılarak varlığını sürdüren Avas Köyü’nün ismi 1939 yılı Şubat’ında İstanbul Valiliğinin teklifi ile Atışalanı olarak değiştirilmişti. Böylece Atışalanı Köyü olarak anılmaya başlanmıştı.
Esenler Havaalanı Adı artık Atışalanı Mahallesi Oldu.
Gelen talep üzerine Esenler Belediyesi’nin yaptığı bir çalışma neticesinde;
Bilgi İşlem Müdürlüğünün 02.09.2024 tarih ve 113888 sayılı teklifi incelendi. Esenler İlçesi dahilinde bulunan "Havaalanı Mahallesinin" mevcut sınırları değişmeden isminin "Atışalanı Mahallesi" olarak değiştirilmesi Müşterek Komisyonumuzca uygun görülmüştür. Şeklinde komisyon görüşü açıklandı.
Böylece Esenler Belediyesinin Eylül ayı 2024 son meclis toplantısında Havaalanı Mahallesi’nin ismi; 06/09/2024 Tarih ve 2024/61 karar no’su ile, Atışalanı Mahallesi olarak değiştirildiği açıklandı.
Değiştirilen Havaalanı İsmi
Eski Atışalanı köyü, Metris Kışlası içindeki askeri eğitim uçaklarının ve helikopterlerin inişleri için kullanılan pistten dolayı mahalleye Havaalanı ismi verilmişti. Bu isim, günümüzde çeşitli karışıklıklara ve sıkıntılara yol açtığı gerekçesiyle vatandaşlardan gelen yoğun değişiklik talebi üzerine, konu Bilgi İşlem Müdürlüğü tarafından Esenler Belediyesi Meclisi’ne sunuldu. Belediye Meclisi’nin Hukuk ve Temel Haklar Komisyonu, Kentsel Dönüşüm, Mesken, Altyapı ve Deprem Komisyonları da müdürlüğün ‘Havaalanı’ isminin "Atışalanı" olarak değiştirilmesi teklifini uygun gördü.
Verilen Atışalanı İsmi
İsminden de anlaşılacağı üzere bölgenin askeri kışla zamanında askerlerin burada atış alanı talimgahı olarak atış eğitimi yaptıkları için halk arasında bu alanın "Atışalanı" olarak isimlendirilmişti. Tarihte Rumca olan Avasköy ismi Atışalanı köyü olarak günümüzdeki bu mahalleleri kapsayan isim olarak verilmişti.
Esenler Belediye Meclisi de, Havaalanı mahallesinin isminin, mevcut sınırları değişmeden “Atışalanı” olarak değiştirilmesini Eylül 2024 tarihinde oy birliği ile kabul etti.
Meclisteki oylamayı takip eden mahalle muhtarı Nejmettin Emirali, “Doğru bir karar. Mahalleyi bilmeyen vatandaş (Havaalanı Mahallesi’ne gideceğim) diyor. Taksici yanlışlıkla Havalimanına götürüyorlar. Çok karışıklıklara sebep oluyordu” dedi.
Esenler Havaalanı Mahallesi yeni ismiyle Atışalanı Mahallesi'nin idari sınırlarına bakıldığında kuzeyinde Oruçreis ve 15 Temmuz; güneyinde Birlik; batısında Turgutreis; güneybatısında Tuna; doğusunda ise Kemer mahalleleri bulunmaktadır. Mahalle, kuzeyinde İpekyolu Caddesi, batısında Anadolu Caddesi, doğusunda Kışla Caddesi, güneydoğusunda Gazi Caddesi, güneyinde Mehmet Akif İnan Caddesi ve güneybatısında Kırım Caddesi ile çevrilidir.
Kentsel Dönüşüm
Türkiye'de kentsel dönüşüm 2012'de ilk olarak Esenler Havaalanı mahallesinde başlamıştır. Esenler Emlak Konutları olarak 2016'da açılmıştır.
Mahalle Nüfusu
Mahallenin, Devlet İstatistik Kurumu, Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) verilerine göre nüfusu 2007 senesinde 34.472 kişi iken bu rakam 2023 senesinde azalarak 33.452 kişi olarak tespit edilmiştir.
Mahalle Sınırları Dahilinde Bulunan Eğitim Kurumları ve İbadethaneler
Esenler Atışalanı (Havaalanı) Mahallesinde bulunan kamu kurum ve kuruluşlarından bazıları; Esenler Kadın, Doğum ve Çocuk Hastanesi bu mahallede bulunmaktadır.
Yunus Emre Orta Okulu, Tacirler Eğitim Vakfı Tacirler İlkokulu ve İmam-Hatip Ortaokulu, Fidan Demircioğlu Ortaokulu gibi eğitim kurumları yanı sıra Zübeyir İbni Avvam Camii, Yunus Emre Cami, Uhud Cami ve Esenler Bölge Parkı sınırları içinde bulunan Sabri Ülker Camii gibi ibadethaneler mevcuttur. Sosyal tesis, park ve yeşil alan olarak; Şevki Eren Yatkın Parkı, Esenler Bölge Parkı mahallede önemli bir konuma sahiptir. Mahallenin yanında 15 Temmuz mahallesi sınırları içerisinde olan 2017'de 47. Motorize Piyade Alay Komutanlığı'nın konuşlandığı eski Metris Askeri Kışlası alanına yapılmış 15 Temmuz Millet Bahçesi de vardır.
Havaalanı değiştirilerek yeni verilen Atışalanı Mahallesi isminin, eski köyün adının yaşatılması bakımından yerinde ve isabetli bir karar olduğu kanaatindeyiz. Hayırlı ve uğurlu olması dilek ve temennilerimizle.
Kalın sağlıcakla. Selam ve dua ile…
Kaynaklar ve Bağlantılar:
Beytullah Yıldırım Esenler Araştırmaları
Esenler Belediyesi
©️ Beytullah YILDIRIM / Esenler Araştırmaları©
Yerel Tarihçi Araştımacı Yazar
esenlerarastirmalari@gmail.com
İstanbul / Esenler 17.09.2024
Bu makale 18.09.2024 Tarihinde Esenler Vizyon Haber web sitesinde yayımlanmıştır.
Bu makale 18.09.2024 Tarihinde Esenler Araştırmaları blok web sitemizde yayımlanmıştır.
Esenler Davutpaşa Roma Diyojen Sarayı
İstanbul Esenler Tarihi İnceleme Haber / Esenler Araştırmaları
İstanbul, geçmişten günümüze yüzyıllar boyu, tartışmasız stratejik ehemniyeti ve câzibesini her dönemde muhafaza etmiştir. İstanbul Avrupa yakasında, Sur dışında bir ilçe olan Esenler Davutpaşa'da Roma döneminde, binli senelerin üçüncü çeyreğinde inşa edildiği düşünülen bir yazlık saray olan Roma Diyojen Sarayı bulunuyordu.
Esenler Civarındaki Köşk Kasır ve Saraylar
İstanbul, Esenler ilçesinde ve civarında bulunan üç ayrı Saray / Kasır olduğu bilinmektedir.
İlki ve en eskisi olan ve bu araştırma makalemize konu olan Roma (Bizans) dönemi, IV Romanos Diogones Türkçe ifadesiyle Romen Diyojen yazlık sarayı. İkincisi; Davud Paşa tarafından inşaa ettirilmiş olan ve Diyojen Sarayı üzerine inşa ettirildiği düşünülen Osmanlı yapısı Davutpaşa Kasr-ı Hümayun sarayı ve üçüncüsü ise, yine Osmanlı Devleti döneminde Ferhad Paşa tarafından Ferhat Paşa Çiftliği içerisine inşaa ettirilmiş olan Ferhatpaşa Kasrıdır/sarayıdır.
Bu bahsi geçen saraylardan Ferhatpaşa sarayı ve Romen Diyojen sarayı günümüze ulaşamamış olmakla birlikte Davutpaşa Hünkar kasrı iki defa yeniden yapılmış olup nihayet restore edilmiş olarak günümüzde mevcuttur.
İstanbul, Romen Diyojen Sarayı Nerede?
Doğu Roma, Bizans devirlerinde Başkent olan İstanbul'da değişik zamanlarda ve farklı amaçlar için pek çok saraylar inşaa edilmiştir. Romen Diyojen sarayı, konum itibariyle Esenlerin merkezini oluşturan Litros karyesi yakınında ve Davutpaşa Kışlası olarak bilinen günümüzde Yıldız Teknik Üniversitesi YTÜ yerleşkesinin bulunduğu sahrada olduğunu yazılı kaynaklardan öğreniyoruz. Bu Roma Sarayı günümüzden yüzyıllar önce yok olmuştur.
IV. Romanos Diogones Türkçe ifadesiyle Romen Diyojen kimdir?
Daha önce yüksek rütbeli bir asker, general olan Roma İmparatoru Romen Diyojen in doğum 1030, ölüm 4 Ağustos 1072 tarihidir. Anadolu Tarihi ve Müslüman Türklerin Anadolu’ya gelişiyle, Malazgirt Savaşı’nda 1071’de Büyük Selçuklu Devleti Sultan Alparslan’a yenilerek esir düşmesinden dolayı mekteb kitaplarından da aşina olduğumuz Türkler tarafından en çok tanınan Doğu Roma imparatorudur. X. Konstantinos'tan sonra 1068 ile 1071 arasında hüküm süren Roma (Bizans) imparatoru Anadolu'yu Türklere karşı savunmak için tahta çıkıp büyük bir ordu topladı ama Malazgirt Meydan Muharebesi'nde Sultan Alparslan'a yenilince, tahttan indirildi ve bir sene sonra öldü.
Yazılı Kaynaklarda Diyojen Sarayı
Doğu Roma (Bizans) İmparatoru I. Alexios Kommenos'un kızı, Romalı tarihçisi Anna Kommena tarafından Alexiad isimli kitap Doğu Roma, İstanbul ve Anadolu hakkında önemli bir kaynak niteliğinde bilgiler vermektedir.
Romen Diyojen Sarayı hakkında; araziye hakim bir tepede, dört yanı açık, havası güzel, panoramik bir manzaraya sahip, etrafında tatlı sular, dereleri olan ve İstanbul şehir surlarına (Topkapı) gibi giriş kapılarına çok yakın, bir konumda olduğu anlatılmaktadır.
Esenler'de Aretai Bölgesinde Bir Roma Sarayı
Anna Komnena’nın eserinden de anlaşılacağı üzere coğrafi yüzey şekilleri göz önünde bulundurulduğunda Romen Diyojen’in yaptırdığı sarayın Esenlere yakın günümüzde Çiftehavuzlar Mahallesi sınırları içerisinde kalan Davutpaşa mevkiinde olduğu kesin olarak anlaşılmaktadır. Esenler, Davutpaşa kışlasının olduğu alan bu kaynağa göre “Aretai / Arete / Aretas” şeklinde ifade edilmekle birlikte mealen Faziletliler Tepesi olarak geçmektedir.
Doğu Roma (Bizans) tarihçisi Anna tarafından yazılmış Orta Çağ biyografik ve tarih kitabı olan Aleksiad adlı kitapta Romen Diyojen’in sarayından bahsettiği bölümde bulunduğu bölgeyi şöyle tarif ve tasvir etmektedir:
“Komnenoslar oradan ileriye gidip Aretas denen bu yeri (Esenler sınırları içerisinde olan Davut Paşa Kışlasının olduğu bölge) hemen ele geçirdiler. Bu yer şehrin (Roma’da Konstantinopolis veya Kostantiniye İstanbul’un) yakınındadır. Ovadan yükselmiştir ve aşağısında durup da oraya bakanlara bir tepe imiş gibi görünür; öyle bir tepe ki yanlarından biri denize doğru, diğeri Byzantion’a (İstanbul) doğru inerek uzanıyor; diğer ikisi kuzey yanı ile batı yanı ise her rüzgâra açık (Esenler) eğimsiz, düz, sürekli olarak akan yazın kurumayan duru ve içilir bir akar suyu deresi vardır ama tümüyle bitki örtüsünden yoksun ağaçsızdır; insan sanır ki oduncular bu tepeyi çalılarını bile keserek tam cıbıl etmişler. Romanos Diogenes orada kısa süreli yazlık kalışlar için İmparatorlara lâyık pek gösterişli konutlar inşa ettirmiştir.”
Bir yanı Litros yolundan Bayrampaşa Topkapı istikametine uzanan alan ifâde edildiği gibi Sur içi dediğimiz asıl İstanbul olarak ifâde edilen “Byzantion’a (İstanbul) doğru inerek uzanıyor.” Bölgedeki bitki örtüsü ve yapılaşma nedeniyle görüş alanını kapattığı göz önüne alındığında Otag-ı Hümayun civarı tarif edilen manzarayı tam olarak veriyor. Kitapta belirtildiği gibi “yanlarından biri denize doğru” bakıyor dediği yer Yıldız Teknik Üniversitesi askeri fırın ana giriş kapısının istikametinden Veliefendi Hipodromuna doğru bakan tarafa uygun düşüyor. Tarife göre günümüzde Yıldız Teknik Üniversitesi kampüsü içerisinde bulunan mevkii, Osmanlı eseri Otağ-ı Hümayun’un bulunduğu uç nokta tarife tam olarak örtüşmektedir.
Diğer taraftan “Kuzey yanı (Esenler Litros Köyü ve Atışalanı Avas Köyü) ile batı yanı (Bağcılar Çıfıtburgaz – Güngören Vidos - Bakırköy Makriköy)” olarak ifâde edilen alan tepenin etrafında rüzgâra açık olan alanlar ve ifade edildiği gibi Haznedar (Çırpıcı) deresi, Ayvalıdere, Çinçin Deresi gibi “sürekli olarak akan duru ve içilir” akar sularla çevrilidir.
İstanbul'un 1453 senesinde Fatih Sultan Mehmet tarafından fethi esnasında Osmanlı ordusunun bir kısmı bu tarihi bölgede konuşlanmıştı. Fetihten sonra kullanılamaz hale gelen Diyojen sarayının olduğu yere Hünkar kasrı Otağ-ı hümayun yapılmıştır.
Roma, Diyojen sarayının bulunduğu alanda günümüze ulaşabilmiş yüzeyde antik yapı kalıntıları Osmanlı öncesi muhtemel saraya ve diğer mimari unsurlara ait kalıntılara dağınık halde rastlanmaktadır. Romen Diyojen sarayı Doğu roma İmparatorluğu gibi tarihin tozlu sayfalarında yerini almıştır.
Kalın sağlıcakla. Selam ve dua ile…
Kaynaklar ve Bağlantılar:
Beytullah Yıldırım Esenler Araştırmaları
Anna Kommena – Alexiad
©️ Beytullah YILDIRIM / Esenler Araştırmaları©
Yerel Tarihçi Araştımacı Yazar
esenlerarastirmalari@gmail.com
İstanbul / Esenler 31.10.2024
Bu makale 28.10.2024 Tarihinde Esenler Vizyon Haber web sitesinde yayımlanmıştır.
Bu makale 26.10.2024 Tarihinde Esenler Araştırmaları blok web sitemizde yayımlanmıştır.
Esenler Tarihi Litros Kervansarayı
İstanbul Esenler Tarihi İnceleme Haber / Esenler Araştırmaları
Esenlerin Osmanlı Devleti dönemi önemli ve çok az bilinen tarihi eserlerinden birisi olup günümüzde mevcut olmayan Esenler Dörtyol Meydanında, Esenler Merkez Camii karşısındaki, Aya Yorgi Kilisesinin olduğu yerde veya civarında bir zamanlar kervanların ve yolcuların ağırlandığı misafir edildiği tarihi bir han olan "Litros Kervansarayı" bulunuyordu.
Kadim şehir Esenler'in tarihinden tarihimizden heyecanla bir sayfayı daha aralıyoruz. Neredeyse hafızalardan silinmiş, artık unutulmaya yüz tutmuş tarihi Litros Kervansarayının öyküsünü anlatarak tarihte geçmişe birlikte bir yolculuğa çıkacağız. Birleşik iki kelime ile bir isim tamlaması olan ve kervan ve saray sözcüklerinden oluşan kervansaray kısaca; şehirlerin uzak ana yollarında kervanların ve yolcuların konaklaması için yapılmış konaklanan büyük han anlamına geliyor.
Esenler'in Litros köyü dönemini yaşamış sakinlerinden köyün Merkez Cami imam hatibi rahmetli Bekir Aydın hocamızın da naklettiği üzere günümüzde Esenler Belediyesi Dijital Kütüphanesi olarak hizmet veren eski Litros kilisesi binası yapılmadan önce burada bir kervansaray, yani büyük bir han hizmet veriyordu. Bu konuyu onaylayan köklü Esenler köyü sakinleri yanı sıra eski İstanbul Belediye başkanlarından olan merhum Kadir Topbaş, belediye başkanlığı günlerinde dönemin Esenler Belediye Başkanı olan Mehmet Öcalan’la Esenler Dörtyol meydanını ziyaretlerinde tarihi Litros kilisesini inceledikleri sırada merhum Bekir Aydın hoca da yanlarındaydı. Başkan Öcalan, İBB Başkanı Topbaş’a, “Bu yapının önceden kilise olmadığını duydum.” diye söylediğini, Başkan Topbaş da “Evet, ilk inşası kilise olarak yapılmamış, burayı değerlendirelim, bu konuda biz de yardımcı olalım.” diye cevap verdiğini bizlere naklediyor rahmetli Bekir Aydın hocamız.
Litros köyü kilisesinin 18 Y.Y. sonları, 19. Y.Y. başlarında inşa edildiği düşünülürse Litros (Litroz) Karyesi Kervansarayı olarak bu yakın tarihlere kadar faal olarak kullanıldığı anlaşılıyor. Kervansaray ana yapısı olan Han'ın, Roma, Bizans veya Osmanlı devleti dönemi devirlerinden hangisinde inşa edildiği hakkında maalesef her hangi bir malumata sahip değiliz.
Esenler, Dörtyol meydanında eski Litros Karyesi (köyü) merkezinde bulunan kervansaray tarihte önemli bir işlevi yerine getirdiği anlaşılıyor. Öncelikle ticaret kervanları başta olmak üzere gelip geçen yolcuların uğrak yeri olan Litroz karyesinin köy merkezindeki bu büyük han, ticaret mallarını taşıyan deve kervanlarının önemli bir konaklama ve dinlenme yeri olarak kullanıldığı anlaşılıyor.
Döneminde İstanbul sur dışına açılan önemli bir kapı olan Topkapı’dan başlayan Roma, Bizans ve Osmanlı devleti dönemlerinden günümüze tarihi haritalarda "Edirne Şosesi" olarak belirtilen ana yol, Litros köyünde Esenler Dörtyol Meydanından geçiyordu. Bu güzergah aynı zamanda Roma ve Bizans döneminde de kullanılan antik bir yol olarak kayıtlarda geçiyor. Günümüzde Esenler Topkapı minibüslerinin kullandığı yol olarak halen önemini korumaktadır.
İstanbul, Topkapı'dan yola çıkıp batı yönünde Avrupa istikametine, Edirne yönüne giden yolcu ve kervanlar bir menzil olarak ilk ulaştıkları yer; dört mevsim rüzgarlı havası temiz, tarihi su yolları nedeniyle çeşmelerinden pınar suları akan Litros köyüne ulaşıyorlardı. Bir mola yeri olarak burada konaklanıyor, yemek, dinlenme ve güvenli bir şekilde geceleyerek ihtiyaçlarını gideriyorlardı. At ve deve gibi binek ve yük hayvanlarını yemleyip sulayarak Litros’ta dinlendiriyorlardı. Litros'taki bu kervansarayın ihtiyaca uygun büyüklükteki Hanı yemyeşil çınar ve diğer ağaçların ağaçlarının gölgesinde yorgunluklarını gideriyorlardı. Bilhassa boyunlarında kocaman ve ahenkle koro halinde ritmik sesler çıkaran çanları, semerlerindeki envaı çeşit yükleri ile develer ve onları yorgun argın çeken kervancılar sabırsızlanarak konaklamaya çalışan kervanlarının oluşturduğu koşuşturma ve izdihamı bir hayal edin.
Eski Esenler sakinlerinden merhum Bekir Aydın Hoca'nın bir sohbetinde naklettiğine göre mevcut kilisenin temelinde bulunan yapı, ilk yapılan bina, kayıtlarda geçtiği, üzere kilise değil bir kervansarayın han binası imiş. Aynı mekan ve alanda kısacası üç ayrı yapı Kervansaray Han binası ki daha evvelini bilmiyoruz sonra mevcut yapı veya temeller üzerinde inşa edilen kilise ve günümüzde yapının içinde modern bir dijital kütüphane.
Tarihi Litros Kervansarayı konumu itibariyle köy merkezinde daha sonra kilise ve müştemilatının yapıldığı bir yamacın kenarında havadar bir mevkidir.
Kervansarayın doğu yönü istikametine bakıldığında aşağıdaki vadide buz gibi içilebilir suyu ile akan etrafı meyve ve ayva ağaçları ile süslü Ayvalı Dere ve uçsuz bucaksız tarım arazilerinin ortasında Ferhat Paşa Çiftliği kasrı (sarayı) görünüyordu. Henüz günümüzdeki köşk binası inşa edilmemiş tabii olarak o tarihlerde. Çiftliğin belirgin siluetini tamamlayan günümüzde maalesef buradan taşınmış olan tarihi Ferhat Paşa Su Terazisi görünüyordu.
Batı yönü günümüzdeki ismiyle Üçyüzlü istikametine, İnönü Caddesi ise kervansarayın hemen yanındadır. Bu istikamette batı yönündeki manzara; karşıda Çıfıt Burgaz köyü (Bağcılar) yamaçları ve Tabya, aşağıda vadiye inerken solda Hekimoğlu su hattının önemli bir yapısı günümüzde mevcut olan tarihi Litros Su Terazisi devamında ise kaynak sularının oluşturduğu içindeki balıkları ile Çinçin Deresi (Cinli Dere) akıyordu. Çinçin Deresini aşmak için vaktiyle inşaa edilmiş günümüzde maalesef mevcut olmayan tarihi, kemerli, kargir taş örgülü bir köprü yanı başında ise Ferhat Paşa'nın hatırası nefis kitabesiyle ve buz gibi suları ile Üçyüzlü Çeşmesi bu güzergahtaki önemli bir menzil olarak biliniyordu.
Litros Kervansarayı köy merkezinden kuzey istikametine devam eden yolcu ve kervanlar ise Avas (Kavas) karyesi Atışalanı köyü istikametinden Müderris Köyü yönüne doğru devam ederlerdi.
Güney canibinde ise Davutpaşa askeri kışlası ve devamındaki manzara ise uzaklara doğru bu hakim Roma ve Bizans'taki ismi ile Aretai (Aretas) Faziletliler Tepesinden bakıldığında tabii olarak ufukta Marmara denizi manzarası vardı.
Tarihi Litros Kervansarayı ve Hanı, vaktiyle bu Rum yerleşim yerinin coğrafi olarak önemine dikkat çekiyor. Han, konaklayan misafirlerini en güzel şekilde nasıl geçmişte ağırlamış ve zamanla işlevini tamamlamış yerine bir kilise binası ve daha sonra günümüzde Esenler Belediyesinin çalışmaları ile Türkiye'nin ilk dijital kütüphanesi olan Adanan Büyükdeniz Dijital Kütüphanesi ve öğrencilerin ders çalışma mekanı olarak kullanılan nezih bir yere dönüştürülmüştür.
Esenler, tarihte kervansaraylarında, hanlarında olduğu gibi daha sonraki dönemlerde Evlad-ı Fatihan Balkan, mübadele muhacirleri başta olmak üzere daha yakın dönemlerde Anadolu’dan göç ederek nice hayal ve umutlara kendisine gelenleri en güzel şekilde dün olduğu gibi bugün de bağrına basmaya, misafir etmeye ve ağırlamaya hala devam ediyor.
Kalın sağlıcakla. Selam ve dua ile…
Kaynaklar ve Bağlantılar:
Beytullah Yıldırım Esenler Araştırmaları
©️ Beytullah YILDIRIM / Esenler Araştırmaları©
Yerel Tarihçi Araştımacı Yazar
esenlerarastirmalari@gmail.com
İstanbul / Esenler 26.11.2024
Bu makale 27.11.2024 Tarihinde Esenler Vizyon Haber web sitesinde yayımlanmıştır.
Bu makale 26.11.2024 Tarihinde Esenler Araştırmaları blok web sitemizde yayımlanmıştır.
Esenler ve Şeyhülislam Ebussuud Efendi
Esenler ve Şeyhülislam Ebussuud Efendi (1490 – 1574)
İstanbul Esenler Tarihi biyografi İnceleme / Esenler Araştırmaları
Osmanlı Devleti dönemi meşhur Şeyhülislamlardan olan, verdiği fetvaları ile hatırlanan Ebussuud Efendi hakkında bazı kaynaklarda, günümüz Esenler İlçe sınırları içerisinde olan Metris semti, vaktiyle Osmanlıdaki ismiyle Meteris (Metris-Müderris) Köyünde doğduğu kaydedilmektedir. Esenlerdeki bu köy Fatih Sûltân Mehmed’in Hocası olan ve ömrünün sonuna doğru Semerkand’a giderek Ubeydullah Ahrâr Hazretlerine intisap eden müderris Alaaddin Tûsi’ye verildiği için müderris köyü olarak isimlendirilmişti. Ebûssuûd Efendi’nin babası Şeyh Yavsî de bir müddet burada ikamet etmişti.
İsmi ve Künyesi
Ebussuud Efendinin künyesi ve tam adı Muhammed b. Muhammed b. Mustafa el-İskilibî el-İmâdî olan Şeyhülislamın doğum tarihi Hicri: 27 Safer 897 / Miladi: 30 Aralık 1490 Senesidir. Lakabı, nisbesi ise el-İskilîbî, el-İmâdî olarak bilinmekle birlikte Ebussuûd el-İmâdî ismiyle meşhur olmuş, Hoca Çelebi ismiyle de tanınmıştır.
Doğum Yeri Esenler mi?
Ebussuûd Efendi’nin doğum yeri hakkında ilgili kaynaklarda farklı bilgiler vardır. Kaynakların ekseriyeti günümüzde Çorum iline bağlı bulunan İskilip ilçesinde doğduğu yazmaktadır. Ebussuud'un kendisine ait bir vakfiyede doğum yerinin İskilip, İmadi (İmadlı) olduğunu beyan ettiği vesikayla sabit olduğu görülüyor. Fakat bazı kaynaklarda ise İstanbul Esenler İlçesinde Atışalanı Avasköy Karakemer su kemeri civarındaki Metris köyünde doğduğu kaydedilmiştir.
Yaşadığı Devir
Şeyhülislam Ebussuud Efendi yaşadığı Osmanı devleti dönemin en önemli Müslüman, Ehl-i Sünnet, Sünni, İslam âlim ve hukukçularından birisi olarak tanınmıştır. 16. Yüzyılda, dönemin Osmanlı Padişahlşarından Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman ve II. Selim devirlerinde vazife yapmıştı.
Ailesi ve Nesebi
Mehmed Ebussuûd El- İmadi, âlimler yetiştiren bir aileye mensuptu. Mutasavvıf Muhyiddin Mehmedin oğludur. Ebûssuûd Efendi’nin dedesi Mustafa İmadüddin Semerkand’dan gelip İskilip’e yerleşmiştir. Babası Şeyh Yavsî, şehzâdelik yıllarını Amasya’da geçiren II. Bâyezid’in Hocası idi. 1480 senesinde Şehzâde Bâyezid’e bir yıl sonra tahta geçeceği müjdesini vermiştir. Babası, Sultan II. Bayezid ile olan hususi yakınlığından dolayı “hünkâr şeyhi” diye tanınan Şeyh Yavsi Muhyiddin Muhammed el-İskilîbî’dir.
Şehzâde Bâyezid 1481 yılında babası Fatih Sûltân Mehmed’in yerine tahta geçince Hocası Şeyh Yavsî’yi de İstanbul’a dâvet eder. Ebûssuûd Muhammed Efendi de İstanbul’da Ali Kuşçu’nun torunu olarak dünyaya gelir.
Annesi Sultan Hatun’dur. Anne tarafından dedesi ise ünlü Türk astronom, matematikçi ve dil bilimci Ali Kuşçu ( D. 805 / 1403 – V. 879 / 1474) olduğu nakledilir. Ebûssuûd Muhammed Efendi’nin; Abdülfettah, Mehmed ve Nasrullah adında üç erkek ve iki de kız kardeşi olup hepsi altı kardeşlerdir.
Kardeşi Nasrullah, İskilip’e dönerek irşada devam eden ve orada medfun bulunan babasının vefâtından sonra halifesi olarak irşad görevine vefât ettiği 1566 yılına kadar İstanbul’da devam etmiş ve defnedildiği Eyüpsultan’daki kabrinde kendisinden sekiz sene sonra dünyasını değiştirecek olan Ebûssuûd Efendiye komşuluk yapmak için beklemeye başlamıştır.
Diğer kardeşi Mehmed Efendi halvetî halifesi olarak Üsküdar Vâlide Atik Camiinde uzun yıllar vaaz ve irşad ifa ettikten sonra vefât etmiş ve bu caminin haziresine mihrabının önüne defnedilmiştir.
Rûkiye adlı kız kardeşi; Bakü’ye giderek 12 sene yanında kaldığı Yahya Şirvânî Hazretlerinden icâzet alan Niğde, Ortaköy’lü Halvetî Şeyhi Habib Karamâni ile evlenerek Amasya’ya taşınmış, diğer kız kardeşi de babasının halifelerinden Müeyyedzâde Abdurrahim ile evlenmiş, Ali Çelebi adında bir oğlu olmuştur.
Şeyhülislâm Ebussuûd Efendi, Müeyyedzâde’nin kızı Zeynep Hatunla evlenmiştir. Ahmed, Mehmed, Mustafa adlarında üç oğlu ile Hatice, Halime ve Kerime adlarında üç kızı sülbünden altı evladı olmuştur.
Ebussuûd Efendi‘nin oğullarından Ahmed Efendi Şehzade Medresesi’nde müderris iken yirmi altı yaşında vefat etmiş, daha sonra babasının gömüldüğü hazireye defnedilmiştir. Diğer oğullarından Mehmed Çelebi, Halep kadılığına kadar yükselmiş, Mustafa Çelebi de Anadolu ve Rumeli kazaskerliği yapmıştır.
Günümüze kadar nesli gelen Ebûssuûd Efendi’nin büyükdedesinin Uluğ Bey’in doğancıbaşısı olması ve annesinin Ali Kuşçu’nun kızı olması nedeniyle Kuşçuoğlu ve Kuşçulu soyadlarını taşıyan çok sayıda insan Düzce ve Bursa yoğun olmak üzere birkaç vilayette yaşamaktadırlar.
Tahsil Hayatı
Ebussuûd Efendi, çocukluk ve gençlik yıllarından itibaren babasından zahirî ve bâtını ilimleri tahsil etmişti. Babasından, Cürcanî’ye ait Tecrîd haşiyesini, el-Miftah şerhini ve el-Mevâkıf şerhini okumuştur. Miftâhü’l-Ulûm adlı meşhur eserin metnini ezberlemiştir.
Ebüssuûd Efendi o dönem Osmanlı medreselerinde okutulan bütün dersleri, amcası ve kayınpederi Ali Kuşçu’dan hadis icâzeti de alan babası Şeyh Yasvî’den tahsil etmiştir. Ayrıca babasından tasavvuf dersleri de alarak seyrüsülûğunu tamamlamıştır.
Babası, vefat edinceye kadar onun yetişmesi için gayret gösterip, ders vererek eğitip, terbiye etmiş ve icazet vermiştir.
Babasının vefatından sonra, dönemin meşhur Osmanlı âlimlerinden Müeyyedzâde Abdürrahmân Efendi’den, tefsir ve hadis ilimlerini tahsil etmiştir. Aynı zamanda kayınbabası olan Mevlânâ Seyyidî Karamânî’den ve meşhur Osmanlı âlimi Müftiyyü’s-Sakaleyn İbn-i Kemâl Paşa’dan da dersler almıştır.
Anadolu Sadrı Seyyidî Efendi, Karamânî ve İbn Kemal’den dersler alarak eğitimini tamamlamıştır.
Mesleki Kariyeri
Ebussuûd Efendi, tahsil hayatını tamamladıktan sonra memuriyet hayatına atılmış, kısa zamanda en yüksek ilmî payelere ulaşmıştır.
Müderrisliği
Ömrünü ilme adayan Ebussuûd Efendi, sahip olduğu bilgi hazinesini yetiştirdiği öğrencilerine aktarmıştır. Hoca Çelebi, İlk olarak Yavuz Sultan Selim zamanında 1516 yılında yirmi altı yaşında Çankırı Medresesi’ne müderris olarak atandı ancak bu vazifeye gitmedi. Ardından 1520 yılında İnegöl İshak Paşa Medresesi’ne tayin edildi ve burada görev yapmaya başladı.
Burada dört sene süren görev süresi neticesinde Davud Paşa Medresesi’nde görevlendirildi.
Vezir Mustafa Paşa tarafından 1525 senesinde, Gebze’de inşa ettirdiği medreseye tayin edildi.
Bir yıl sonra ertesi sene Bursa Sultâniye Medresesi’ne görevlendirilen Ebussuûd Efendi,
İstanbul Fatihteki Medâris-i Semâniye’den Müftü Medresesi’ne 1528 yılında sahn-ı seman medreselerinin müderrisliklerine getirildi. Burada beş sene vazife yaptı.
Talebeleri
Osmanlı Sultanlarından II. Selim, Üçüncü Murad ve Üçüncü Mehmed’in döneminde yetişen ilim adamlarının çoğu Ebussuûd Efendi’nin talebeleridir. İkinci İmâm-ı Âzâm dedikleri Ebûssuûd Efendi’nin en büyük hayır eserleri ise yetiştirdiği binlerce talebesi olmuştur. Bunlardan en bilinenlerinden bazıları şunlardır: Ma’lûl-zâde Seyyid Mehmed, Hoca Sa’deddin, Bostan-zâde Mehmed Sun’ullah Efendi, Bostan-zâde Mustafa, Meşhur Şâir Bâki Efendi, Hâce-i Sûltân Ataullah Efendi, Kınalı-zâde Hasan ve Ali Cemâlî Efendi’nin oğlu Fudayl Efendi’dir.
Kadılığı ve Kazaskerliği
Medrese Müderrisliğinin ardınadan, önce 1532'de Bursa kadısı, daha sonrada 1533'te İstanbul kadısı oldu. Ardından Kanuni’nin İtalya Korfu Seferi esnasında 1537'de Rumeli kazaskerliğine yükseldi. Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman'ın 1537 yazında Korfu adasına yaptığı kuşatma sırasında Rumeli Kazaskeri Muhyiddin Efendi ve Anadolu Kazaskeri Kadri Efendi’nin maktul İbrahim Paşa’dan söz etmeleri üzerine ikisini görevden azleden padişah, 1537 yılında Ebusuûd Efendi, Rumeli Kazaskerliğine getirildi. Hemen sefere katılan Ebussuûd, Kara Boğdan, Budin, Estergon seferlerinde padişahla beraber bulundu, Budin’in fethine müteakip ilk Cuma namazına imam olarak kıldırdı. Sekiz sene bu görevi başarı ile ifâ etti.
Şeyhülislam Oluşu
Devlet kademelerindeki yükselişine devam eden Ebûssuûd Efendi sekiz yıl Rumeli Kazaskeri olarak görev yaptıktan sonra meşhûr Molla Fenârî’nin torunlarından Muhyiddin Fenârîzâde’nin Efendi’nin yerine Miladi 1545 senesinde nihayet Şeyhülislâmlık görevine atandı.
Osmanlı devletinin on üçüncü Şeyhülislamı oldu. Bu görevi 1574 yılına kadar, Kânûnî ile oğlu II. Selim döneminde 28 yıl 11 ay süren görevi vefâtına kadar devam etti. yaklaşık otuz sene şeyhülislamlık yaparak en uzun şeyhülislamlık yapan kişi unvanını almıştır.
Ebussuûd Efendi, kazaskerlik ve şeyhülislamlığı döneminde özellikle ilmî rütbe, mevki ve kademeleri sistematik bir düzene sokmaya çalışmıştır. Devrin durumunu, şartlarını, halkın örf ve âdetlerini dikkate almış, işlerinde dinin emirlerinden taviz vermemiştir. Devlet idaresinde her türlü aşırı akımlara karşı sert bir şekilde karşı koymuştur. Gelenek ve görenekleri şeriat hükümleriyle birleştirmeyi başararak, devlet otoritesinin sağlanmasında katkıda bulunmuştur. Başında bulunduğu hiçbir makamı kendi menfaati ve başkalarının hatırı için asla kullanmadığı belirtilmektedir. Özellikle batıniliği benimseyen mutasavvıflara reddiyeler yaptı.
Şeyhülislam olarak bu vazifede kalan hayatı boyunca görevde kaldı. Osmanlı şeyhülislamları arasında daha çok verdiği fetvalarla tanınır.
Eserleri
Osmanlı Devletinin hem edebiyatta hem de siyasette en ihtişamlı döneminde yaşayan Ebussuûd Efendi ve eserleri ile ilgili dört yüksek lisans ve iki doktora çalışması yapılmıştır. Tefsir ve fıkıhta Osmanlı bilginlerinin en büyüğü olan Ebussuûd Efendi’nin tefsir, hukuk ve edebiyat alanlarında Arapça, Farsça ve Türkçe yirmiden fazla yazmış olduğu birçok eseri mevcuttur.
Edebi yönü olarak Ebussuud Efendi pek çok kitabın yanı sıra şair olarak Şiirler de yazdı.
Bu eserlerinden en meşhur olanları ise:
İrşâdü’l-Akli’s-Selim ilâ Mezâya’l-Kur’ani’l-Kerîm: Osmanlı tarihinde yazılmış ender tefsirlerden birisidir.
Maâkıdü’t-Tarrâf fî Evveli Sûreti’l-Feth minel-Keşşâf: Zamahşerî’nin el-Keşşâf adlı tefsirinin Fetih suresiyle ilgili bölümünün haşiyesidir.
Risale fî bahsi îmani’l-Fir’avn: Firavun’un imanı ile ilgili olup son nefesinde iman eden kimsenin imanının sahih olduğunu söyleyen âlimlere karşı yazdığı bir reddiyedir.
Galatât-ı Ebussuûd: Halk arasında kullanılan yanlış kelimelerle ilgili bir eserdir.
el-Kasîdetü’l-Mîmiyye: Doksan beytin üzerinde olan bir kasidedir.
el-Kasâidü’l-Arabiyye: Ebussuûd Efendi’nin çeşitli Arapça kasidelerini toplayan bir mecmuadır.
Münşeât-ı Ebussuûd: Ebussuûd’un mensur yazılarından meydana gelen bir eserdir.
Fetâvâ-yı Ebussuûd Efendi: Ebussuûd Efendi’ye nisbet edilen fetvalarından derlenmiş bir eserdir.
Ma’rûzât: Ebussuûd Efendi’nin Kanunî’ye arzetmiş olduğu fetvalardan oluşmaktadır.
Duânâme: Otuz dokuz varaktan oluşan eser duanın tarifi, faziletleri, şartları hakkındadır.
Bunlardan başka; Kanunnâme ve Kanûnü’l-Muâmelât, Bidâ’atü’l-Kâdî li-İhtiyâcihî fil-Müstakbel ve’l-Mâzî, Fetâvâ Kâtiblerine Tenbih, el-Fetva’l-Müteallika bi-Beyâni’l-Vakti’l-Mutebere li’l-Hasâd ve İstihkâki’l-Gallât, Gamezâtü’l-Melîh fî Evveli Mebâhisi Kasri’l-âmm mine’t-Telvîh, Sevâkibu’l-Enzâr fî Evâili Menâri’l-Envâr, Hasmü’l-Hilâf fi’l-Mesh ale’l-Hifâf, Risale fî Vakfi’l-Arâzî ve Ba’zi Ahkami’l-Vakf, Risale fî Tescîli’l-Evkâf, Risale fî Vakfi’t-Tâvahîn ale’l-Arzi’l-Mevkûfe li’l-Gayr, Risâle fî Beyâni’l-Kaza ve’l-Kader, Tefsîru Sûret’il-Furkân, Tefsîru Sûreti’l-Mü’minîn vb. birçok eseri daha vardır.
Vefatı
Hicri: 5 Cemazeyilevvel 982, Miladi: 23 Ağustos 1574 tarihinde İstanbul'da vefat etti. Bu dünyadan göçerken 83 yaşını 7 ay, 24 gün geçiyordu. Cenâze namazı, İstanbul, Fatih Camiinde devrin âlimleri, vezirler, divan erkânı ve ahali olmak üzere büyük bir kalabalıkla eski İstanbul Kadısı ve Anadolu Kazaskeri aynı zamanda Ebûssuûd Efendi’nin eniştesi Şeyh Habib Karamâni’nin halifesi olan Muhaşşî Sinan Efendi kıldırmıştır.
Vefatına Sultan II. Selim Han çok üzülmüştür. Kabri Eyüpsultân’da Eyüp Cami karşısında yaptırdığı medresenin haziresinde kardeşi Nasrullah’ın yanına defnedildi.
Vakıf ve Hayır Eserleri
Ebussuûd Efendi, arkasında pek çok hayır eserleri de bırakmıştır. Bunların çoğu İstanbul ve İskilip’tedir. İskilip’te babası ve annesinin medfun bulunduğu türbenin yanında cami ve medrese yaptırdığı gibi güzel de bir köprü inşa ettirmiştir. İstanbul’da çeşmeler, hamamlar, konaklar yaptırmış, Sütlüce’de ünlü tefsir kitabını yazdığı bir de yalısı vardır.
Hülasa
Ebussuûd Efendi, Yavuz Sultan Selim, Kanunî Sultan Süleyman ve II. Selim devirlerinde müderrislik, kadılık, kazaskerlik ve şeyhülislamlık gibi ilmî payelere ve devlet makamlarına layık görülmüştür.
Yaklaşık 29 yıl Şeyhülislâm olarak görev yapan Ebûssuûd Efendi bu süre içerisinde İslam Dini, Ehl-i Sünnet, sünni, Hânefi hukuku ile Türk-Örfî Sûltânî hukukunu bağdaştırarak günün ihtiyaçlarına en iyi şekilde cevap verebilecek kânunlar yapan büyük bir hukukçudur. O devrin kânûnlarını dinin hükümlerine uygun şekle sokmuştur. Bundan dolayıdır ki Sûltân Süleyman’a Kânûnî mahlasının verilmesinin arkasında O vardır.
Devlet adamlığının yanı sıra büyük bir âlimdir. Kimseye verilmeyen unvanlar ona verilmiştir. Devlet adamlığı ve hukukçuluğunun yanında çok iyi bir tefsircidir. Asıl ününü şeyhülislamlığından ziyade müfessirciliğinden almıştır.
Türk Cihân İmparatorluğunun yeniden teşkilatlandırılmasında Kânûnî Sûltân Süleyman’ın en büyük yardımcısı O olmuştur. Süleymaniye Camii’nin yapılışında mihrab’ın temel taşını O koymuştur.
Padişah Kanunî Sultan Süleyman Han kendisine çok büyük bir sevgi beslemiştir. Ebussuûd’un hatırını sorduğu mektubuna:
“Halde haldaşım, sinde sindaşım, ahiret karındaşım, tarîk-i hakda yoldaşım Molla Ebussuûd Efendi Hazretleri” diye başlaması ve “bende-i Hudâ Süleyman Hân bî-riyâ” diye bitirmesi Padişah nezdinde itibarının ne kadar iyi olduğunun göstergesidir.
Kânûnî her işini fetvâ üzerine yapmıştı. Hatta vasiyeti üzerine bu fetvâlar küçük bir sanduka içerisinde vefâtında kabrine konulunca, çoğunu kendi yazdığı bu fetvâlar üzerine Ebûssuûd Efendi; “Sen kendini kurtardın, benim hâlim nice olacaktır” demekten kendisini alamamıştır.
Kânûnî’nin hemen hemen bütün seferlerine yanında götürdüğü Ebûssuûd Efendi, Sûltân Süleyman’ın cenaze namazını da bizzat kıldırmıştır.
Kânûnî’den sonra Emevî ve Abbasî’ler döneminde asırlarca İslâm toprağı olduktan sonra Bizans’ın eline geçen Kıbrıs’ın 1571’te fethi için fetvâyı da O vermişti.
Şeyhülislâmlık yaptığı Osmanlı'nın en kudretli döneminde Ebûsuud Efendi Eyüpsultân’da bir de medrese yaptırmıştır. “Yazılı Medrese” diye tarihe geçen ve günümüze kadar gelen bu medreseye o dönem Ebûssuûd Efendi’den fetva almak için oluk oluk insanların yanı sıra cinler de gelirdi. (Günde bâzen 1400 civarında fetvâ verdiği olurdu.)
Çünkü Ebûssuûd Efendi müfti'yüs-sakaleyn’di yâni insanların ve cinlerin müftüsü. O hepsinin sorularını ayrı ayrı cevaplandırır istedikleri fetvâyı verirdi. Cinler unutkan olduklarından sorularını unutmamak için duvarlara yazarlardı. Bundan dolayı yazılı medrese denmiştir. Arap ve Hint harflerine benzeyen ve kimsenin okuyamadığı bu yazıları, Vali Fahrettin Kerim Gökay insanlar korkuyor gerekçesiyle üzerlerini sıvattırmıştır.
Bir ilim adamı olarak çizgisinden ödün vermeden doğru bildiklerini söylemeye şiar edinmiş, maddi menfaat hesabı içine girmemiştir. Bu nedenle Kanunî’de olduğu gibi, II. Selim tarafından da büyük saygı gören Ebussuûd Efendi, III. Murad ve III. Mehmed devirlerinin de başlıca ilim adamlarının hocası durumundadır. Dinî hükümleri çok iyi bilen, sağlam karakterli, kimseye haksızlık etmeyen, hatır için asla konuşmayan gayet tedbirli bir âlimdi. Devrin şartlarını, halkın örf ve âdetlerini dikkate alır, işlerinde dinin emirlerinden asla taviz vermezdi. Devrin geleneğine uyarak Türkçe ve Arapça bazı şiirler yazmıştır. Yazmış olduğu şiir, mersiye ve tebriknâmelerde dili ustaca kullanmıştır.
Netice itibariyle günümüzde Esenler sınırları dahilinde olan, Metris, Müderris Köyünde doğduğu bazı kaynaklarda geçen Şeyhülislam Ebussuud Efendiyi hayırla yad ediyoruz. Günümüzde ve yeni nesillere yapılacak programlar ile layıkıyla tanıtılması gerektiğini düşünenlerdeniz.
Bu vesile ile bizlere bu cennet vatanı emanet eden ecdadımıza Mevla C.C. cümlesine rahmet eylesin. Mekanları cennet olsun. Allah-û Teâlâ şefaatlerine nâil eylesin inşaallah. Rahmet ve şükranla anıyoruz.
Kalın sağlıcakla. Selam ve dua ile…
Kaynaklar ve Bağlantılar:
Beytullah Yıldırım Esenler Araştırmaları
©️ Beytullah YILDIRIM / Esenler Araştırmaları©
Yerel Tarihçi Araştımacı Yazar
esenlerarastirmalari@gmail.com
İstanbul / Esenler 27.12.2024
Bu makale 30.12.2024 Tarihinde Esenler Vizyon Haber web sitesinde yayımlanmıştır.
Bu makale 27.12.2024 Tarihinde Esenler Araştırmaları blok web sitemizde yayımlanmıştır.
Kırk Kavramı ve Tasavvufta Kırklar 1
İslam Dini, Tasavvuf ve Geleneklerimiz / İslam Araştırmaları
Kırk kavramını ve Kırkları ele alacağımız bu yazımızda geçmişten günümüze tarihin kadim zamanlarından itibaren birtakım sayılara kutsiyet atfedilmiş kutsal ve uğurlu sayılmışlardır. İnanç ve gelenekler içerisinde bu sayılara yer verilmiştir. Sayı olarak “Kırk” rakamı da gerek semavî dinlere dayandırılan yorumlar gerekse eski medeniyet birikimleri, mitolojik efsaneler, gelenek, folklor ve benzeri yönlerden İslam coğrafyası başta olmak üzere bütün dünyada Doğu ve Batı bütün milletler tarafından sıkça kullanılmıştır.
Geleneklerimize göreneklerimize günlük konuşma dilimize ve inancımıza “kırk” kelimesi köklü olarak yerleşmiş durumdadır. Yüce dinimiz İslami açıdan bakıldığında, yüce kitabımız Kur’an-ı kerim’de, hem Peygamber efendimizin hadis-i şeriflerinde, tekke medrese eğitiminin yanı sıra tasavvufi konularda daima karşımıza çıkmaktadır. Türkçe’de “Kırk” rakamı yaygın olarak çokluktan kinaye olarak kullanılan kavramlardan ve tamlamalardan birisidir.
Burada yazmaya takat getiremeyeceğimiz kadar geniş olan bu konuyu birkaç yönüyle ve özetle ele almaya çalışacağız. Tabii olarak bu mevzu değerlendirmemizden hayli geniş ve detaylı bir çalışmayı hak ediyor. Biz “Kırk” ve “Kırklar” hakkında bir cüz’ü ve menkıbeyi ele alarak meseleye dikkat çekmeyi arzu ettik.
İslam Dini Kur'ân-ı Kerîm'de Kırk Kavramı
Kur'ân-ı Kerîm'de kelime olarak kırk (erbaîn) rakamı dört yerde geçer. Bunlardan ilk üçü Hz. Mûsâ ve kavmi hakkındadır:
1. Bakara Suresi Ayet 51: “Hani, biz Mûsâ ile Kırk gece için sözleşmiştik. Sizler ise onun ardından (kendinize) zulmederek bir buzağıyı tanrı edinmiştiniz.”
2. Mâide Suresi Ayet 26: “Allah şöyle dedi: "O halde orası onlara Kırk yıl haram kılınmıştır. Bu süre içinde yeryüzünde şaşkın şaşkın dönüp dolaşacaklar. Artık böyle yoldan çıkmış kavme üzülme.”
3. A'râf Suresi Suresi Ayet 142: “Mûsâ'ya otuz gece süre belirledik, buna on (gece) daha kattık. Böylece Rabbinin belirlediği vakit Kırk geceye tamamlandı. Mûsâ kardeşi Hârûn'a, "Kavmim arasında benim yerime geç ve yapıcı ol. Sakın bozguncuların yoluna uyma" dedi.”
Dördüncü kırk kelimesi ise insanın 40 yaşında kemale ermiş olmasıyla alâkalıdır.
4. Ahkāf Suresi Ayet 15: “Biz insana anne babasına iyi davranmayı emrettik. Annesi onu ne zahmetle karnında taşıdı ve ne zahmetle doğurdu! Onun (anne karnında) taşınması ve sütten kesilme süresi (toplam olarak) otuz aydır. Nihayet olgunluk çağına gelip, Kırk yaşına varınca şöyle der: "Bana ve anne babama verdiğin nimetlere şükretmemi, senin razı olacağın salih amel işlememi bana ilham et. Neslimi de sâlih kimseler yap. Şüphesiz ben sana döndüm. Muhakkak ki ben sana teslim olanlardanım."
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed S.A.V. Bazı Hadis-i Şeriflerinde Kırk Kavramı
1. Abdullah İbni Amr İbni Âs radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kırk iyilik vardır. Bunların en üstünü, birisine sağıp sütünden faydalanması için ödünç olarak sütlü bir keçi vermektir. Kim, sevâbını umarak ve mükâfâtını Allah’ın vereceğine inanarak bu kırk hayırdan birini işlerse, Allah Teâlâ onu bu sebeple cennete koyar.” Buhârî, Hibe 35. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Zekât 42
2. İbni Mes’ûd radıyallahu anh dedi ki: Bize, doğru söyleyen, doğruluğu tasdîk ve kabul edilmiş olan Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem haber verdi ve şöyle buyurdu :
“Sizden birinizin yaratılışının başlangıcı, annesinin karnında kırk günde derlenir toplanır. Sonra ikinci kırk günlük süre içinde pıhtı hâline döner. Sonra da bir o kadar zaman içinde bir parça et olur. Daha sonra Allah bir melek gönderir ve melek, ona ruh üfler. Bu melek dört şeyle; anne rahmindeki canlının rızkını, ecelini, amelini, iyi biri mi, yoksa kötü biri mi olacağını yazmakla emrolunur.”
3. Ebû Hureyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Sûra iki üfleme arasında kırk vardır.” Ashâb-ı kirâm:
- Ebû Hureyre! Kırk gün mü? diye sordular.
- Bir şey diyemem, dedi. Sahâbîler:
- Kırk yıl mı? diye sordular.
- Bir şey diyemem, dedi.
- Kırk ay mı? diye sordular.
- Bir şey diyemem, dedi. (Sonra hadisi şöyle tamamladı) “Kuyruk sokumu (acbü’z-zeneb) dışında insanın bütün bedeni çürüyüp yok olur. Yeniden yaratılma işi kuyruk sokumundan başlar. Sonra Allah Teâlâ gökten bir su indirir, herkes bitkiler gibi yeniden canlanır.”
Buhârî, Tefsîru sûre (39), 3, (78), 1; Müslim, Fiten 28
4. İbni Abbas radıyallahu anhümâ, “Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim” demiştir: “Hangi Müslümanın cenâzesinde Allah’a şirk koşmamış kırk kişi hazır bulunup namazını kılarsa, Allah, onların ölü hakkındaki şefaatini mutlaka kabul eder.” Müslim, Cenâiz 59
5. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in âzad ettiği kölesi Ebû Râfi’ Eslem radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ölüyü yıkayıp da onda gördüğü hoş olmayan halleri gizleyen kimseyi Allah Teâlâ kırk kere bağışlar.”
Hâkim, Müstedrek, I, 362. Ayrıca bk. Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, III, 395
6. İbni Abbas radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinledim dedi: “Bir Müslüman ölür de cenaze namazını Allah’a şirk koşmamış kırk kişi kılarsa, Allah onların cenaze hakkındaki dualarını kabul eder.”
Müslim, Cenâiz 59. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Cenâiz 41; İbni Mâce, Cenâiz 19
Meraklısına bu konu hakkında daha fazla Hadis-i Şerif mevcuttur.
Tarihte Kırk Kelimesi ve Kavramına Birkaç Örnek
Tarihi kaynaklarda yer alan 1, 2, 4, 5, 8, 10 ve 20'ye bölünebildiği için bereketli bir sayı olarak kabul edilen 40 “kırk” rakamı, gök cisimleri ve astronomi bilimi gök olaylarıyla ilk defa ilgilenen eski Bâbil'de Ülker yıldızının gözden kaybolduğu kırk günlük süreden sonra yeniden görünmesi üzerine kutlanan yeni yıl bayramı dolayısıyla kutsallık kazanmıştır.
Kitâb-ı Mukaddes'e göre Yahuda'yı temsil eden Satürn'ün kırk yönü vardır. Eski Ahid'de insan ömrünün ideal süresi 3×40 (120) sene olarak gösterilir, İsrail kralları (Süleyman ve Dâvûd A.S. dahil) genellikle kırkar yıl hüküm sürerler. Çıkış ve mâbedin inşası sırasında her biri kırk yıllık on iki nesil yaşamıştır.
Ortaçağ Hıristiyan tefsiri tûfanı kırk gün olarak belirler. İsrâiloğulları'nın çölde kırk yıl dolaştığını kabul eder. Hz. Mûsâ'nın Tûr dağında kırk gün kalması, şeytanın Hz. Îsâ'yı saptırmak için kırk gün uğraşması, Mesîh'in mezarda kırk saat yatması (Roma Katolik kilisesinin Kırk Saat Adağı bundan mülhemdir), Paskalyadan önceki Büyük Perhiz'in kırk gün sürmesi ve on emirin dört İncil ile çoğaltılarak kırkı tamamlaması da bu sayının Hıristiyan geleneğindeki önemini gösterir.
Türk Gelenek Görenek Deyim Ve Atasözlerinde Kırk Vurgusu
Geleneğimizde ve Türkçe dilimize yerleşmiş olan Atasözleri, deyimler, tamlamalar ve büyüklerin kırk ve kırk’lar hakkında söyledikleri pek çok ifade mevcuttur. Bunlardan yaygın ve en bilinenlerinden bazılarını buraya örnek olarak aldık.
Çoğunlukla günlük konuşmada kullandığımız aşağıdaki örneklerde kırk kelimesi daha ziyade çokluğu ifade etmesi yönüyle kullanıldığını açıkça görülüyor.
Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.
Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır.
Kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi.
Katranı kırk yıl kaynatsan olmaz şeker.
Kılı kırk yarmak.
Kırk katır mı kırk satır mı?
Kırk gün kar yağar bir gün av olur.
Kırk fırın ekmek yemesi lazım.
Kırk kere söylersen olurmuş.
Kırk gün kırk gece sürmüş.
Kırk batman balla yenmez.
Kılı kırk yarmak.
Kırk anahtar sahibi (Kırk anahtarlı) olmak.
Kırk basmak. (Kırk gün dolmadan doğum yapmış annenin ve bebeğin dışarı çıkarılması)
Kırk bir (buçuk) kere maşallah.
Kırk bin kere maşallah. Pek çok, binlerce kez.
Kırk dereden su getirmek.
Kırk evin kedisi: Birçok evlere girip çıkan kimse.
Kırk kapının ipini çekmek. İçinde bulunduğu sorunu çözmek için kapı kapı dolaşmak.
Kırk kilit vurmak. Sıkı sıkı saklamak.
Kırk öksüzle bir mağarada mı kaldı. Bir kimsenin yakınacak derecede geçim sıkıntısı çekmek.
Kırk parasız. İyice züğürt, hiç parasız.
Kırk tarakta bezi olmak. Birbirinden ayrı birçok işi ya da ilişkisi olmak.
Kırk yılda bir. Pek seyrek olarak.
Kırk yıldır. Uzun zamandan beri, senelerdir.
Kırk yılın başında: Uzun bir sürede yalnızca bir kez.
Kırk yıllık: Geçmişi uzun zamana dayanan, çok eski.
Bu şekilde uzayıp giden pek çok örnek bulunmakla birlikte bunlar arasında yaygın ve en bilinenlerini ilk akla gelenleri listelemeye çalıştık.
İslam Tasavvufu açısından kırk ve kırklar ayrı olarak başlı başına ele alınması gereken bir bahis olup biz meseleye katkı sağlama amacıyla Kırklar hakkında bir menkıbe ile mevzuyu bağlıyoruz.
Bir Kırklar Menkıbesi
Anadolu’da Müslüman, safiyane bir itikada sahip, dini bütün bir er kişi namazlarını her daim Ulu camilerde eda eder, erenleri arar hacılara, hocalara sorar sonra da ellerini açar “Yarabbi” beni de kırklara karıştır diye dua ve niyaz eder özlemle göz yaşı dökermiş. Bu durum böyle kırk sene sürmüş.
Yine böyle bir gün camide namaz sonrası yana yakıla ellerini açmış dua ederken vakit kırk vakte tamam olunca hiç tanımadığı nur yüzlü erenlerden biri yanına oturuvermiş. Adamın beklediği müjdeci onun kulağına eğilmiş, aradığın çareyi sana söylerim ama sen buna hazır mısın hazırlıklı mısın ve sabırlı mısın demiş.
Sevinçle, hazırım deyiver ne olur diye eline ayağına kapanacak neredeyse pir-i fani ihtiyarın.
Sen kırklara katılmak istiyorsun öylemi demiş. Tamam o vakit, beni dikkatle dinle nereye gideceğini ve ne yapacağını sana anlatayım diyerek söze başlamış.
Dikkat kesilen adam can kulağı ile dinlemeye başlamış.
Beldenin doğu kapısından çık, karşıdaki tepeyi aşınca şehrin dışında daha büyük bir tepe göreceksin. O tepenin eteğinde yaşlı bir dut ağacının gölgesinde pek leziz ve nefis suyu olan bir pınar var oraya git. O pınarın başında bekle, o pınardan sabah namazı vaktinden önce su almaya bir derviş gelecek onu sakın bırakma o seni istediğin yere götürecek.
Demiş ve usulca sır olmuş sanki. Aramış bakmış etrafına görememiş. Fakat bir istikamet almanın heyecanı ile bahsi geçen istikamete doğru heyecan ile yola koyulmuş.
Doğu kapısından çıktıktan sonra karşıdaki tepeyi aşmış şehirden çıkıp tarlalardan, çiçekli kırlardan geçmiş ve nihayet büyük tepeye ulaşmış. Gün gurub ederken karanlık olmadan meşhur pınarı aramaya koyulmuş. Nihayet yaşlı dut ağacının gölgesinde akan yamaçtaki pınarı bulmuş. Sevinç gözyaşlarıyla kırk yıllık gönlünde yanan koru, pınarın buz gibi leziz suyu ile kana kana içerek adeta ateşini söndürmüş.
Abdest tazeleyip namazlarını eda edip ağaca yaslanıp ayın ışığında, irili ufaklı yıldızların altında zikre koyulmuş.
Sabah vakti yaklaştıkça heyecanı katlanmış. Karanlığın aydınlanmaya, başladığı sabah namazı vaktinin yaklaştığı bir anda elinde iki büyük toprak testi yatık ile bir adem oğlu çıkagelmiş. Gözlerine inanamamış heyecanla hemen toparlanıp selam verip ben de sizi bekliyorum efendim demiş. Gelen derviş selamı alıp kendi işine testileri buz gibi akan pınardan doldurmaya koyulmuş. Ardından geldiği istikamete doğru yola koyulmuş.
Hemen peşine takılmış, derviş kırklardan biri vefat ettiği için bu gelenin kırkıcı olduğu malum olduğu için ardımdan gel der gibi bakmış. Memnun, mütebessim kırk yıldır bu anın hayalini kuruyor Kırklara katılmak isteyen aşık düşmüş yola. Derviş, nihayet müşfik bir eda ile gel bakalım, gel sen de bizden olmaya kırk gün sabır edebilecek misin der.
İkisi birlikte Kırklar dağının zirvesine doğru zorlu bir yürüyüşten sonra çıkarlar. Kayaların gizlediği bir kapı benzeri açıklıktan ellerinde su dolu testiler olan derviş kolayca girer. O’nu can hıraş bir şekilde kan ter içerisinde izleyen kırklara katılmak isteyen adam dışarıda duraklar. Dervişte elleri dolu olduğu halde ne yorgunluk emaresi nede terleme gayet rahat buyur içeri diyerek adamı ala karanlık mağaradan içeri davet eder. Adam içeri adım attığında kolayca yürüdüğünü kırk kandil ile aydınlatılan bir yol olduğu halde yeteri kadar önünü gördüğünü fark eder rahatlar birlikte yürürler.
Burası güzel, hoş kokulu ve maneviyatı yüksek bir ortamdır. Aydınlık, mamur ve başka güzel erenlerin de olduğu kırklar meclisi hanesine varırlar.
Derviş selam vererek, kardeşler misafirimiz var der. Erenler gelen misafiri buyur ederler.
Bir kenarda ocakta helva yapmak için hazırlıklar yapılmış bir kazanda irmik kavrulurken diğer taraftaki kazana getirilen pınar suları dökülerek şerbet için ateşe koyarlar. İçlerinden biri haydi Erenler vakit geldi geçelim odaya der. Kırkların meclisine kavuşan adam sevinçle benim de bir hizmetim olsun helvayı ben de karıştırayım size yardım edeyim der. Vazifeli Derviş bunun üzerine tamam olur kepçeyi vererek bunu karıştır ama sakın şerbet tenceresinin kapağını kesinlikle açma diye tembihleyerek odaya gider ve hazırlıklara koyulur. Adam helvayı karıştırmaya başlar fakat şerbet tenceresine aklı takılır.
Neden kapağının açılmasını istemezler acaba derken, merakından duramaz sabredemez ve şerbet tenceresinin kapağını açar. Bir de bakar ki ...
Önünde koskoca bir deniz denizde Müslüman Türk gemileri ile düşman gemileri kıyasıya savaşta çarpışmakta. Müslümanların sayıları az, zayıf ve çok şehit vermektedir. Küffar ise Türk gemisini ateş altına almış batırmak üzeredir. Dehşetle olan biteni izleyen adam acele ile müdahale eder hemen elinde bulunan helva karıştırdığı kepçeyi düşman gemilerinin üstüne bastırmak suretiyle hepsini batırır ve tencerenin kapağını kapatır.
Gayet memnun ve vakarlı bir şekilde zafer kazanmış komutan edasıyla yapmakta olduğu işine, helva karıştırmaya devam eder. İyi ki gelmişim kırklardan olmak güzelmiş diye düşünürken bilmeden ilk kerametini de böylece icra etmiş olur.
Derken Erenler gelirler, şaşkın bir halde şöyle derler; deniz savaşında şu kadar şehit bu kadar kişi gazi olacaktı lakin bunlar neden gerçekleşmedi derler. İçlerinden biri der ki yeni gelen şu adam acaba şerbetin kapağını mı açtı diye sorar. O da halinden gayet memnun cevap verir.
Evet açtım, ve gördüm ki bir cihat var, düşman gemileri bizim gemiyi batırmak üzereydi ben de o kafirlerin gemilerini batırdım der. Bunun üzerine peşine takılıp geldiği derviş eyvah eyvah deyip sen me yaptın. O mücahid Müslümanlar çoğu günahkarlardı, en büyük makamlardan olan şehadet makamına ereceklerdi sen buna mani oldun, neden yaptın. Sen bu hal ile bu sabır ile kırklara katılmayı unut senden olmaz der.
Kırklar menkıbesi sabrı ve meselelerin sadece zahirde göründüğü gibi olmadığını böyle anlatılır.
Nihayetinde her işi, her şeyi hakkıyla bilen Allah-û Teâlâ C.C.'dur.
Kalın sağlıcakla. Selam ve dua ile…
Kaynaklar ve Bağlantılar:
Beytullah Yıldırım
©️ Beytullah YILDIRIM / İslam Araştırmaları©
Yerel Tarihçi Araştırmacı Yazar
esenlerarastirmalari@gmail.com
İstanbul / Esenler 31.12.2024
✅Bu makale 10.01.2025 Tarihinde Esenler Vizyon Haber web sitesinde yayımlanmıştır.
✅Bu makale 10.01.2025 Tarihinde Esenler Araştırmaları blok web sitemizde yayımlanmıştır.
Kırk Kavramı ve Tasavvufta Kırklar 2
İslam Dini, Tasavvuf ve Geleneklerimiz / İslam Araştırmaları
Kırk kavramını ve Kırkları bir önceki yazımızda genel hatları ile ele aldıktan sonra kaldığımız yerden devam ile İslam tasavvufu başta olmak üzere başta Türk töresi olmak üzere Doğu’dan Batıya dünyanın çeşitli coğrafyalarında açısından değerlendirmeye çalışacağız. En nihayetinde bir tasavvufi menkıbe ile konuyu genel hatları ile ele almaya anlatmaya çalışacağız.
Tasavvufi Açıdan kırk Rakamı
İslam Tasavvuf geleneğinde de kırk rakamı sıkça kullanılmıştır. Bir tarikata intisap edenlerin kırk günlük ön perhizini simgeleyen çile, Hz. Ali R.A.’ın kırklar meclisinin sâkisi kabul edilir. Dünyayı tedvîr eden çekip çeviren ermişlerin sayısının kırk kişi oluşu ve buradan türeyen "kırklara karışmak" deyimi meydana gelir. Bektaşîlik'teki kırklar meydanı, kırklar şerbeti, kırk budak ve kırk makam, insan hamurunun kırk gün boyunca rahmet yağmurlarınca yıkandığı gibi hususlar bunlar arasında sayılabilir.
Rivayetler ve Nakillerde Kırk
İslam dinindeki muhtelif rivayetler ve nakiller dolayısıyla dini inançlara yansımış başka telakkiler de mevcuttur: Örneğin; Mehdî A.S. kırk yaşında hurûc edip çıkıp kırk yıl dünyada kalacak. Kıyamet gününde göklerden fışkıracak bir duman arzı kırk gün kaplayacağı. Sûr ve kıyametin dehşeti kırk yıl devam edecek. Günahkârlar cehennemdeki akrep ve yılanların zehrini kırk yıl hissedecek ve görevli Mâlik isimli melek onlara kırk yıl cevap vermeyecek. Vefat eden birisinin ardından kırk gün Kur'an okunup, kırkıncı gün dua yapılır. İnsanların yediği haram lokma da kırk gün bedenden çıkmaz. Arınmak ve temizlenmek için kırk tas su ile yıkanmak bunlardan bazılarıdır.
Türk Töre ve Gelenek Göreneklerinde Kırk
Kırk rakamının eski Türk kültüründe önemli bir yeri vardır. Kırgız (Kırk Kız) efsanesinden itibaren Türk destan ve masallarında kırk ve kırklar motifi önemli bir yer tutar. Orta Asya kökenli destanlarda yiğitlerin yanında kırk er, hatunların çevresinde kırk kız bulunduğu bilinmektedir.
Kırk vezir ve kırk harâmiler gibi halk hikâyelerinde, Kırkçeşme, Kırkanbar, Kırkgöz, Kırkpınar, Kırklareli gibi yer adlarında ve "kırkı çıkmak, kırklamak, kırk oruç, kırk kurban, kırk gün kırk gece" gibi sosyal hayatı ilgilendiren alanlarda Türk geleneğini zenginleştiren kırk rakamı Türk atasözleri ve deyimlerinde de sıkça anılır. "Acı kahvenin kırk yıl hatırı vardır; kırkından sonra azanı teneşir paklar; kırk kurda bir aslan ne yapsın; kırk derviş bir kilime sığar ama iki sultan bir iklime sığmaz; birisine kırk gün deli dersen deli olur" gibi atasözleriyle "kırklara karışmak, kırk deveye bir eşek, kırk gün günahkâr bir gün tövbekâr, kırk serçeden bir börek, kırk yılın başı, kırkı on paraya" gibi deyimler bu türdendir.
Doğu Coğrafyası Kültüründe Kırk
Doğu’da Farisi, İran kültüründe de kırk rakamı benzer şekillerde sıkça kullanılmış ve çihl (kırk) kelimesinden türeyen pek çok kavram ortaya çıkmıştır: Çihil menâr (kırk minare), çihl sütun, çihlten (çilten, ricâlü'l-gayb), çihl vezir, çihl duhterân (kırk kız), çihl çerağ (kırk meşale), çihl sâl (kırk yıl) ve benzerleri şeklinde örnekler mevcuttur.
Arap kültüründe, Kırk rakamı Yakındoğu coğrafyasında benzer kullanımlarda yer alır. Çöllerde yaşayan bedevîler, kırk gün kabilenin düşmanlarıyla uğraşan bir kimsenin kırkıncı gün onlardan biri olacağına inanırlar.
Pakistan'ın Sind eyaletinde bir kadını kendisine âşık etmek isteyen kişinin onun adını özel bir ağacın yapraklarına kırk gün yazmasının yeterli olacağı inancı yaygındır.
Çocuğu olmayan kadınların ramazanın son cumasında cemaatten kırk kişinin Fâtiha sûresini bir kâğıda yazdırmaları, Ulu Caminin kubbesi altında kırk gün sabah namazı kılanın Hızır'ı göreceği (bu geleneğin bir varyantı İstanbul'da Ayasofya Kubbesi için geçerli kabul edilir), Habeşistan'da mavi gözlü bir çocuğun kırk gün siyahî bir kadın tarafından emzirilmesiyle gözlerinin siyaha döneceği inancı vardır. Asya’da, Uzakdoğu inanışlarına göre meditasyonunda kırk günlük yaşanacak bir tecrübenin önemli yer tutması gibi inanışlar bunlar arasında sayılabilir.
İslami Eserlerde Kırk Kavramı
İslâm kültüründe bazı kitapların kırk bölüm halinde düzenlenmesine özen gösterimesi dikkat çekicidir. İmam Gazzâlî'nin İḥyâʾü ʿulûmi'd-dîn isimli eseri buna güzel bir örnektir.
Anadolu'da masallarda kırk durak veya kırkıncı kapının bir mutlu sonu ifade etmesi önemlidir.
Arınmanın ve temizlenmenin genellikle kırk gün sürmesi gibi hususlar bu sayının bir olgunluk ve tamlık ifadesi için kullanıldığını gösterir.
Dünyanın Farklı Coğrafyalarında Kırk Kavramı
Farklı bölgelerden mesela Orta Amerika yerlileri, Afrika ve Altay kavimleri, Budistler ve özellikle Mısır, İbrânî, Arap, Bâbil, Ârâmî, İsrail gibi Sâmî kavimlerinden itibaren Ortadoğu coğrafyasında dinler tarihi, folklor ve edebiyata yansımış olan kırk rakamı diğer sayılar içinde en çok kullanılan ve kutsallık atfedilen sayı olmuştur.
Bundan evvelki birinci yazımızda olduğu gibi İslam Tasavvufu çerçevesinde bir menkıbe ile Kırklar konusuna nihayet verelim.
Mürşid-i Azîzim Muzaffer Efendi Hz.’den eski bir yazmada gördüğü Kırklar ve Kırklar Meclisi ile alakalı ibretli bir kıssayı şöyle naklettiler:
Kırklar Meclisinde 38 Gün Kalan Kelâmî Efendi
Kelâmî Efendi adında bir zât vaktiyle başına gelen bir hadiseyi şöyle anlatıyor.
Bir Ramazan-ı Şerif günü, Leyle-i Kadir'de dönemin Osmanlı pâdişâh-ı âlem olan Sultan II. Selîm Hân, irâde-i şâhâne edip bütün İstanbul ahalisinin Ayasofya-ı Kebir Câmiinde toplanıp, o günlerde salgın haline dönüşmüş bir hastalık olan kolera illetinin def'i için duâ edilmesini murâd etmişdi.
Pâdişâh-ı âlem Sultân Süleymân Hân'ın süt kardeşi olan Yahyâ Efendi Hazretlerinin Ayasofya'ya gelip, tâûnun def'i için duâ edeceği tellallar vasıtasıyla bütün şehre sokak sokak ilân olundu. Yahyâ-yı Beşiktâşî, Kânûnî Sultân Süleymân'ın süt kardeşidir. Şeyh Efendi'yi görmek müşkül bir mesele idi, zîrâ pek dışarı çıkmazlardı. Biz de Ayasofya Camii'nin yolunu tuttuk. O akşam hınca hınç Ayasofya'ya toplanan İstanbul halkının yekünü yaklaşık elli beş bin küsur kişi idi.
Çünkü pâdişâhın irâdesiyle herkes oraya geldiğine dair ya parmak ya da mühür basdı. Yani görevliler, gelenleri tek tek tesbît etmişlerdi.
Akşam namazında sevâbı çok diye en ön safa geçdim, namazı orada eda ettim. İftarı da orada yapdım. Sonrasında vaktinde yatsı ezânı okundu, yatsı namazını ve dahi terâvihi de kıldık, oturduk. Yahyâ Efendi Hazretleri geldi, kürsüye çıkdı. "Sallû 'alâ resûlinâ Muhammed" dedi, biz de yüzümüzü ona döndürdük.
O aralık karnımda bir gürültü peydâ olduki acayip. Gümbürrrr burlrlrlrlrlr gurlrlrlrr. Karnım kale kösü gibi gümbürdedi. Kolera var. Eyvâh! Nereye giderim? Câmide elli beş bin kişi var, ben en ön safdayım. Perîşân oldum. Felâketin büyüğü! Ne yapayım, ne yapayım, aklıma geldi hemen Hazret-i Şeyh'e sığındım, Yahyâ Efendi Hazretlerine murâkebe (gönülden iltica) ettim. Ona murâkebe eder etmez yanımdaki adam, "Kardeşim sen biraz sıkışdın gâliba" dedi. "Evet" dedim. "Gel buraya" dedi ve cübbesini kaldırdı, ben cübbesinin içine girdim, cübbenin kolundan Kağıthâne Çayırına çıkıverdim. "İşini yap, gel" dedi. Gittim, rahatladım, temizlendim, abdestimi tektar aldım, döndüm geldim, cübbenin kolu orada aynı yerde duruyor. Cübbenin kolundan içeri girip Ayasofya Camiinde oturduğum aynı saftaki aynı yererime çıkıverdim.
Bu kerâmeti gördükden sonra o mübareği hiç bırakır mıyım, hemen o velînin koluna yapışdım. Neyse, duâ bitti, senâ bitti, herkes camiden dışarıya çıkıyor, ben de onun peşinden onunla birlikte dışarıya çıkdım.
Tam orta kapıdan dışarı çıkdık, döndü dedi ki, "Bak, sen Hazret-i Pîr'e râbıta yapdın, o da bize teveccüh etdi, ben de seni bu belâdan kurtardım, bırak benim yakamı!". Ben de dedim ki, "Ben seni gökde ararken yerde buldum, öldüresen seni bırakmam" dedim.
O bana, "Çok fenâ yaparım seni" dedi. Ben de, "Ne yaparsan yap" dedim. Böyle bir döndü, ben de onunla berâber mâcuncu fırıldağı gibi döndüm. "Sen benim başıma belâmısın be adam" dedi. "Öldürsen bile seni bırakmam" diye ısrar ettim.
Oradan helâya girdi. Ben bırakır mıyım, helânın kapısına oturdum. Bir müddet sonra kapı açıldı, içerden bir delikanlı çıkdı, genç bir yeniçeri. Acemi oğlanlarından belinde yatağanı matağanı filan. Haydi ben peşinden. "Çekil ulan! Ne istiyorsun! Delikanlıya el uzatmaya utanmıyor musun!" filan dedi. "Ne yaparsan yap, bağır istersen" deyince, "Hay Allah cezânı versin! Peki öyleyse gel benimle berâber ama sen bizim işimize tahammül edemezsin, kaldıramazsın, kolay iş değildir" dedi. "Ne olursa olsun ben seninle geleceğim" diye ısrar ettim. "Haydi gel benimle" dedi ve bizi Akbıyık'a götürdü, gece vakti orada bir kapıyı çaldı, kapıyı bir siyâhî açdı, hani o masallarda anlatılanlar gibi, bir dudağı yerde bir dudağı gökde. Beni göstererek, "Kim bu?" diye sorunca, "Tâlib" dedi. "Peki gelsin içeri bakalım" dedi ve beni pür hiddet içeri aldılar. Birlikte yukarı çıkdık, yukarıda, tam otuz sekiz gün boyunca ne yedik, ne içdik, ne uyuduk.
Otuz sekizinci gün "Kutb-i âlem geliyor" dediler. Kutb-i âlem geldi, meğerse orası kırklar meclisi imiş. Kutb-i âlem "Bu kim?" dedi, "tâlib" dediler. Beni oraya götüren zât bana sıkı sıkı tenbîh etti, "Sakın hiç bir şeye karışma! Herşeyi sükût ile karşıla, bilmediğin şeye elini sürme, burnunu sokma!" dedi. "Peki" dedim.
Ortaya bir radar getirdiler, bir leğen su. Bir de bakdık leğenin içinde, bir arslan dünyâ güzeli bir kızla bir oğlanı kovalıyor, parçalayacak. Hemen ben elimi attım ve arslanı tuttum, gençleri kurtardım. Bana çıkışdılar, "Bir daha karışma!" dediler. Sonra ikinci bir sahne peydâ oldu. Bir gemi batmış, gemiden denize dökülenlerden bazıları yüzerek kıyıya geldiler, kayalıklardan yukarı çıkıyorlar. Birisinin eli kaydı ve denize düşdü, ben hemen onu tutup çıkarınca elime vurdular "Bir daha sakın karışma!" dediler. Üçüncüde bir de bakdık, karşıdan iki gemi zuhûr etdi, biri müslüman kalyonu, üstünde sancâk-ı şerîf var, diğer kâfir gemisi, üstünde istavroz var. Geldiler, denizin ortasında rampa ettiler, iki taraf baltayla satırla birbirlerine girdiler. Fakat kâfirler müslümanları kırdılar. Kırınca ben dayanamadım ve kâfir kalyonuna bir vurdum, o battı. Bana, "Senin işim tamam oldu. Sen bu işi kaldıramazsın. Senin için bu kadarı kâfî" dediler. Kutb-i âlem dedi ki, "Bu, âşık bir zât ama sabrı kıt. Cenâb-ı Hakk'ın tecelliyâtını hakkıyla kavrayamıyor. Ama mâdem ki burada otuz sekiz gün bizimle berâber kaldı, biz bunu buradan boş göndermeyelim, duâ edelim" dedi ve elini açdı, "Yâ Rabbi, bunun ömrünü uzun et, lokmasını bol et" dedi. Hepsi birden âmîn dediler, yürü dediler ve beni aldılar, götürdüler.
Bir de bakdım Beyoğlunda bir meyhânedeyim. Girerken Akbıyık'da bir eve girdik, çıkarken Beyoğlunda Kosti'nin meyhânesinden çıkdık. Yeniçeriler içerde oturmuş içki içiyorlar. Beni görünce, "Vay Babalık, gelsene!" filan dediler. Ben yine imtihan var zannederek hiç ses çıkarmadım, onlarla oturdum. Bir kaç kadeh verdiler, ben yine imtihan var diye onları da içdim. Oradan sırtıma bir testi şarap yüklediler, "Haydi yürü bakalım" dediler, Unkapanına getirdiler. Unkapanında sırtımdaki şarap testisini aldılar, sırtımdan kürkümü aldılar, belimden para kesemi aldılar, beni orada bırakdılar. Orada öyle kalınca soyulduğumu anladım. Meğer evliyâdan hırsızların eline düşmüşüz. Fakat şimdi tam yüz elli yaşındayım. Kutb-i âlemin duâsı tuttu, yüz elli yaşındayım, Allah bana öyle bir nân u nimet ihsân etti ki, İstanbul'da fakîri zengini, kâfiri mü'mini lokmamı yemeyen kimse yokdur, pâdişâha varasıya kadar hepsinin kursağına benim lokmam düşdü.
Nihayetinde her işi, her şeyi hakkıyla bilen Allah-û Teâlâ C.C.'dur.
Kalın sağlıcakla. Selam ve dua ile…
Kaynaklar ve Bağlantılar:
Beytullah Yıldırım
©️ Beytullah YILDIRIM / İslam Araştırmaları©
Yerel Tarihçi Araştırmacı Yazar
esenlerarastirmalari@gmail.com
İstanbul / Esenler 31.12.2024
✅Bu makale 15.01.2025 Tarihinde Esenler Vizyon Haber web sitesinde yayımlanmıştır.
✅Bu makale 17.01.2025 Tarihinde Esenler Araştırmaları blok web sitemizde yayımlanmıştır.
Kırk Kavramı ve Tasavvufta Kırklar 3
İslam Dini, Tasavvuf ve Geleneklerimiz / İslam Araştırmaları
Kırk ve Kırklar hakkındaki evvelki iki yazımıza ilave olarak bu yazımızda konuyu ele almaya devam ediyoruz. Bu makalemizde İslam dini genelinde Peygamber efendimizin Hads-i Şerifleri özelinde kırk sayısını ve Kırlar kavramını hem mecazi manada hemde hakiki manada değerlendirip konuyu birde bu peygamber s.a.v.min sözleriyle incelemeye çalışacağız.
İslam kaynakları bakımından kitap yani Kur’an-ı Kerim’den sonra bir Müslümanın bilmesi gereken sünnetleri, ibadetleri ve günlük davranış biçimlerini doğru yapabilmesi için en önemli örnek olan Peygamber Hz. Muhammed s.a.v. bizlere kadar raviler aracılığı ile ulaşmış olan sözleri olan Hadis-i Şeriflerdir.
Daha önce belittiğimiz gibi “Kırk” sayı olarak Kur’ân’da dört yerde, hadis-i şeriflerde ise pekçok yerde geçmektedir. Erbabının mağlumu olduğu üzere Hz. Peygamberin riyavet yolu ile bizlere ulaşmış sözlerini yaymak için “Kırk Hadis” ismi ile yapılmış birçok çalışma ve yazılmış kitaplar vardır. Bu da kırk sayısının hadislerdeki aldığı yeri göstermektedir. Kırk sayısı kelime olarak hadislerde önemli bir yer tuttuğuna hep birlikte şahit olacağız.
Hakiki Manada Kırk Kavramı
Hadis-i Şerifleri genel olarak incelendiğimizde, kırk kavramı ile alakalı farklı ravilerden bize ulaşmış rivâyet ele alınıp baktımızda konunun önemi daha iyi bir biçimde anlaşılmaktadır. Mesela sahabe râvîlerin naklettiği zekât gibi farz bir ibadete yönelik kullanılan kırk sayısı ise mecaz değil hakikat anlamında kullanılmıştır. Çünkü buradaki sayılar değişmeyen sabit rakamlardır. Zira zekâtta “kırk koyun” gibi “kırk’ta bir” gibi rakamlar, o konuda değişmeyen ölçü birimleridir. İslâm âlimleri kırk yaşına ulaşan insanda cismanî melekelerin zayıflamaya, ruhani melekelerin ise güçlenmeye başladığını belirtmişlerdir. Peygamberlerin çoğunun nübüvvet yaşının kırk olmasındaki hikmet bu hususta ayrıca önemlidir.
Hadislerde Mecâzî Anlamda Kullanılan “Kırk” Sayısı
Alimlerin çoğunluğu hadislerde geçen “Kırk” sayısını, mecâz anlamında yorumlanmıştır. Bununla birlikte bazı âlimler rivâyetlerdeki kırk sayısını hakikat olarak değerlendirerek çeşitli yorumlar yapmışlardır. İslamın ilk yıllarında Asr-ı Saadet’de Hz. Ömer’in İslâm’a girdiğinde Müslümanların sayısının kırk kişi olduğu kanaati yaygındır. Oysa tarihçiler o günkü sayının kırkın üzerinde olduğundan bahsederler. Demek ki o dönemin Arap kültüründe çokluğu ve belli bir gücü mecazi olarak “Kırk” olarak ifade ediyordu.
Mübalağa ve Çoklukta kırk
Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerimde Tin Suresi, 4. Ayet-i Kerimesinde buyurduğu “Muhakkak ki biz insanı en mükemmel biçimde yarattık.” dediği insanın telkinden etkilenmesini ifade sadedinde “Bir kişiye kırk defa deli dersen deli olur” şeklinde darb-ı mesel yaygındır. Görüldüğü gibi “Kırk” sayısının diğer sayılara nazaran daha fazla dikkat çeken bir yönü bulunmaktadır. Şu halde bu sayılar genelde mübalağa ve çokluğa işaret olarak mecâz anlamında kullanıldığı görülmektedir.
Hadis-i Şerifler’de Kırk Kavramı
Kırk rakamı Arapça’da “erbaîn” genelde çokluk için kullanılmaktadır. Hadislerdeki kırk sayısı öncelikle anlatımı kolaylaştırmaya yaramakla birlikte, genelde çokluktan kinaye (kesretten kinaye) anlamında mübalağa için kullanıldığı görülmüştür. Yoksa hadislerdeki geçen kırk ile sayısı ibadetler bahsi hariç bizzat kendisi kastedilmemiştir. Dolayısıyla bu sayılar genelde eğitim maksadıyla güzel amellere teşvik etmek için kullanılmıştır. İbadetlerde ise sayı olarak miktar belirtmek amacıyla söylenmiştir.
Kırk Rakamına Vurgu Yapan Hadislere Örnekler
İbadetlerdeki kırk rakamı ile alakalı kırk rakamı içeren bazı hadis-i şerifler:
1. Hz. Ali (r.a) Rivâyetine göre: “Her kırk koyunda bir koyun zekât vardır” Ebû Dâvûd, Zekât, 4.
2. Yine Hz. Ali (r.a) Rivâyeti: “Her kırk dirhemde bir dirhem zekât vardır” Ebû Dâvûd, Zekât, 4.
3. Abdullah b. Mesûd (r.a) Rivâyeti: “Her otuz sığır için bir buzağı, her kırk sığır için de bir müsinne (üç yaşında düve) zekât verilir.” Tirmizî, Zekât, 5.
Yukarıdaki Hadis örneklerinde baktığımızda bu rivâyetlerdeki sayılar nisab olarak belli bir miktarını göstermektedir. Nisabı kırkta bir olarak belir ki bunlar da nass olarak İslam Dinindeki zekât ölçülerini ifade eder. Görüldüğü gibi küçük baş hayvanlar ile nakit paraların nisabı kırkta bir olarak belirlenmiş, büyük baş hayvanlar da ise bu sayı otuz olarak bildirilmiştir.
Hadislerde Hayat ve Ölçülerde Kırk Sayısı:
1. Enes b. Mâlik (r.a) Rivâyeti: "İslâm üzere (samimi mü’min olarak) kırk sene yaşayan kişiye Allah, cinnet, cüzam ve alaca hastalığı gibi üç musibetten emin kılar.” Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, s. 218.
Ahmed b. Hanbel’de nakledilen bu rivâyet ile aynı zamanda olgunluk yaşına da işaret kabul edilebilir. Zira halk arasında da kırk yaş olgunluk yaşı kabul edilir.
2. İbn Abbâs (r.a) Rivâyeti: “Allah Nuh (a.s)’ı kırk yaşında peygamber kıldı… Hâkim, Müstedrek, II, s. 540.
Hâkim’in (405/1014) Müstedrek’inde rivâyet edilen bu hadisi, zahiri anlamdaki kırk yaş ile anlamak daha uygundur. Zira Hz. Peygamber’e s.a.v.de nübüvvet kırk yaşında verilmiştir.
3. Abdullah b. Utbe (r.a) Rivâyeti:
“Her beldede (en az) kırk erkek olursa, onlara Cuma namazı kılmak farz olur” Şâfiî, Müsnedü’ş-Şâfiî I, s. 248.
İmam-ı Şafii buradaki kırk sayısını zahiri anlamda alarak belli bir sınır olarak kabul etmiş ve rivâyeti “Kırk erkek kişi” anlamında yorumlamıştır. Böylece “Kırk erkek” sayısını Cuma namazının sıhhatinin şartlarından saymıştır. Şu halde buradaki “kırk” lafzı İmam Şâfiî tarafından mecâz değil, hakikî manasıyla yorumlanmıştır. Bu husuta Cuma namazının eda edilmesi için Mesela İmam-ı Azam Ebû Hanife, imam hariç en az üç kişi yeterlidir şartını zikretmiştir.
Hadislerde Kırk Sayısı Olan Olay ve Olgular:
1. Ebû Hureyre (r.a) Rivâyeti: …Hz. Musa ile Hz. Ey Âdem arasındaki (manevi alemde veya Mi’raç gecesinde Hz. Peygamber’in muttali olduğu) konuşma şöyledir: “Ey Âdem! Sen bizim babamızsın. Sen bizi mahrumiyete düşürdün ve cennetten çıkarttın! dedi. Âdem de ona: Sen, Allah'ın kelamı ile seçip mümtaz kıldığı ve eliyle (Tevrat’ı) yazdığı Musa'sın Öyle iken sen, Allah'ın beni yaratmasından kırk sene evvel üzerime takdir buyurduğu bir işten dolayı mı beni kınıyorsun?”
Buhârî, Kader, 11; Müslim, Kader, 13.
Hadisin devamında Hz. Peygamber üç defa "Böylece Âdem, Musa'ya galip geldi” buyurmuşlardır.
2. Ebû Hureyre (r.a) Rivâyeti: “İki sûr (nefha) üfürülmesi arasında ‘kırk’ vardır” Buhârî, Tefsirü’s-Sure, 39/3; Müslim, Fiten, 141.
Bu hadisi dinleyenler Ebû Hureyre’ye buradaki “kırk”, “kırk gün mü?” diye sormuşlardır. O da “net cevap vermekten çekinerek bir şey diyemem!” demiştir. Bu defa “Kırk yıl mı?” demişler. O yine “Bir şey diyemem!” cevâbını vermiştir. Oradakiler tekrar yoksa “Kırk ay mı?” deyince, o yine “Bir şey diyemem” cevabını vermiştir. Buhârî ve Müslim’de nakledilen bu rivâyette râvî Ebû Hureyre Hz. Peygamber’den duyduğu bir haberi yorum yapmadan aynısıyla aktarmıştır. Dolayısıyla Ebû Hureyre burada “Günlerle, aylarla, yıllarla müddet tayin edecek bilgim yoktur” demek istemiştir.
3. Enes b. Mâlik (r.a) Rivâyeti: “Sizden birinizin yaratılışı, annesinin karnında kırk günde cem olur. Sonra bu kadar müddetle ‘alaka’ olur. Sonra bu kadar müddetle ‘mudga’ olur…” Buhârî, Kader, 1; Müslim, Kader, 1.
Buhârî ve Müslim’de rivâyet edilen bu hadisteki “kırk günlük” süre, mutlak bir süre olabileceği gibi, belki bir döneme yani evreye işaret de olabilir. Nitekim hadiste anlatılan ilk kırk gün, nutfe safhasıdır. Bu zamana kadar çocuğun, çoğu organının ilk emareleri belirdiğinden hadiste derlenip toplanır tabiri kullanılmıştır. Bu da Kur’ân’a ve bugünkü tıbbî verilere uygun olduğu gözükmektedir.
4. İbn Abbâs (r.a) Rivâyeti: “Yunus (a.s) balığın karnında kırk gün kaldı” İbn Ebî Şeybe, Musannef, VII, s. 460; Hâkim, Müstedrek, IX, s. 393.
Bu hadis sıhhat açısından çok tenkit edilmemiştir. Dolayısıyla buradaki belirtilen kırk gün süreyi hakikat olarak da kabul edebiliriz. Yani zaman olarak balığın karnında “Kırk gün” süreyle kalmış olabilir. Çünkü bu olay bir mucize olarak gerçekleşmiştir.
5. Ali b. Ebî Tâlib (r.a) Rivâyeti: “Ebdallar (Evliya / Kırklar) Şam’dadır. Onlar kırk erkektir. Bunlardan biri öldü mü, Allah yerine birini koyar.” Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, s. 112.
Tasavvufî yorumlarda yer alna “Kırklar” tâbirinin kaynağı muhtemelen bu rivâyete dayanmaktadır.
Görüldüğü gibi rivâyetler çokluğu da ifade ediyor olabilir diyenler olmuştur. Hz. Ali ve Enes b. Mâlik (r.a) hadislerinde ebdalların sayısı kırk olarak belirtilmektedir.
Şu halde bu rivâyetlerdeki “Kırk” sayılarını hakikate hamledeceğimiz gibi, kesretten kinaye olarak yorumlamamız da mümkündür.
6. Câbir b. Abdullah (r.a.) Rivâyeti: “Müslümanların fakirleri cennete zenginlerden kırk yıl önce gireceklerdir.” Tirmizî, Zühd, 37.
Tirmizî Sünen’inde bu hadise “Hasen” demiştir. Burada anlatılmak istenen fakirliğin tercihi değil, fakirlikle karşı karşıya kalanların sabretmesidir. Dolayısıyla hadiste sabreden fakirlerin, şükreden zenginlerden daha faziletli olduğuna ayrı bir nükte vardır. Şu halde fakirlik kişiyi isyana değil, sabretmeye götürmelidir. Nitekim başka hadislerde de cennet ehlinin çoğunluğunun dünyada fakirlik sıkıntısı çeken ve sabredenler olduğu haber verilmiştir. Müslim, Zikir, 94.
7. Nevvâs b. Sem’ân el Kilâbî (r.a.) Rivâyeti: (Rasûlullah (s.a.v.) bir defasında Deccâl’den73 bahsediyordu) …Biz de Ey Allah’ın Rasûlü! Deccâl yeryüzünde ne kadar kalacaktır? dedik. Buyurdular ki “Kırk gün kalacaktır; bir günü bir sene uzunluğunda, bir günü bir ay uzunluğunda, bir günü bir hafta uzunluğunda olacak, diğer günleri ise sizin bu günkü günleriniz durumunda olacaktır.” Tirmizî, Fiten, 59; Ebû Dâvûd, Melâhim, 14.
Tirmîzî bu rivâyeti “Hasen Sahih Garib” olarak nitelendirmiştir. Bu hadisteki “Kırk gün” teşbihi de, kesretten kinaye bir zaman dilimi olarak anlaşılabilir.
8. Ebû Rezîn el Ukaylî (r.a.) Rivâyeti: peygamberliğin kırkta bir parçasıdır. Kimseye anlatmadığı sürece kuşun ayağına bağlı gibi olup anlatıldığı vakit düşer” Tirmizî, Rüya, 6.
Ayrıca Enes b. Mâlik’ten gelen bir rivâyette “Salih kişilerin gördüğü rüyaların, nübüvvetin kırk altı parçasından bir bölümü” olduğu belirtilmektedir. Buhârî, Ta’bir, 2.
9. Ka’b b. Mâlik (r.a) Rivâyeti: “Dikkat edin! Kırk ev komşudur” Taberânî, Mu’cemü’l-Kebir, XII, s. 417. Bu hadiste komşu hukukunu bildirme ve komşu haklarına dikkat çekme bakımından “kırk ev” şeklinde bir ifade ile bir dikkat çekme vardır. Nitekim bir başka rivâyette “Komşu hakkı sağdan, soldan, önden arkadan kırk evdir” denilmiştir. Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, VIII, s. 168.
10. İbn Abbâs (r.a) Rivâyeti: “Hiç bir Müslüman yoktur ki, öldüğü zaman cenazesini Allah’a hiçbir şeyi ortak (şirk) koşmayan kırk kişi tutup yüklensinler de (namazını kılsınlar), Allah onların o kimse hakkında şefaatlerini kabul etmesin (hiç mümkün mü! Elbette kabul eder.) Müslim, Cenâiz, 59.
Sahih-i Müslim’deki bu rivâyeti destekleyen bir başka rivâyet de şöyledir: “Kırk kişi bir cenazede bulunur ve namazını kılarsa (dua ederse) bundan dolayı onların cenazeye şefaati (duası) kabul edilir.” Ebû Nuaym, Marifetü’s-Sahâbe, XVI, s. 104.
Hadislerdeki emir kipiyle gelen “Kırk gün yapılması gerekir” şeklindeki rivâyetler genelde ibâhaya / mendûbiyete hamledilmiş, ahiret hayatına dair belirtilen hususlardaki sayılar ise daha ziyade teşvik ve sakındırma anlamında kullanılmıştır. Buna rağmen bazı hadis âlimleri ve ehl-i tasavvuf bu sayıları hakikate hamlederek, çeşitli çalışmalar ve prensipler tesis etmişlerdir. Mesela hadis literatüründeki “Kırk hadis” eserleri ve tasavvuftaki “Erbaîne girmek” düsturu buradaki rivâyetlere dayanmaktadır.
Kırk sayısını Hadis-i Şerifler açısından daha geniş bir muhteva ile alınabilir. Bir konuyu bu mecrada özetle ele aldıktan sonra Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’e âline ve ashabına selat ve selam olsun. Bizleri kendisine layık bir ümmet ve şefaatçimiz eylesin. Amin.
Nihayetinde her işi, her şeyi hakkıyla bilen Allah-û Teâlâ C.C.'dur.
Kalın sağlıcakla. Selam ve dua ile…
Kaynaklar ve Bağlantılar:
Beytullah Yıldırım
©️ Beytullah YILDIRIM / İslam Araştırmaları©
Yerel Tarihçi Araştırmacı Yazar
esenlerarastirmalari@gmail.com
İstanbul / Esenler 01.01.2025
✅Bu makale 23.01.2025 Tarihinde Esenler Vizyon Haber web sitesinde yayımlanmıştır.
✅Bu makale 23.01.2025 Tarihinde Esenler Araştırmaları blok web sitemizde yayımlanmıştır.
Yapay Zeka Rekabeti ve DeepSeek AI
Bilim Teknoloji Bilişim Bilgisayar Programları
Dünya hızla gelişen ve değişen yeni bir sürece doğru evrilirken silikon yongalardan elde edilen çipler işlemciler vasıtasıyla oluşturulan sanal beyinler, yapay zekâ kısaca ifade etmek gerekirse YZ, (İngilizce: Artificial Intelligence ya da kısaca AI) rekabeti günümüzde hayli kızışmış durumda.
Bilişim uzmanları arkalarında devletlerin olduğu yazılımcılar tarafından geliştirilen doğal zekânın aksine makineler tarafından görüntülenen zekâ çeşididir. İlk ve ikinci kategoriler arasındaki ayrım genellikle seçilen kısaltmayla ortaya çıkar. Güçlü yapay zeka genellikle Yapay genel zekâ (İngilizce: Artificial General Intelligence kelimelerinin kısaltılmışı olarak: AGI) olarak etiketlenirken, doğal zekayı taklit etme girişimleri yapay biyolojik zekâ (İngilizce: Artificial Biological Intelligence: ABI) olarak adlandırılır.
Yapay zekâ kavramı genellikle insanların insan zihni ile ilişkilendirdiği öğrenme ve problem çözme gibi bilişsel eylemleri taklit eden makineleri tanımlamak için kullanılır.
Genellikle yapay zekâ olarak sınıflandırılan modern makine yetenekleri şimdilik bilgisayar oyunları gibi strateji gerektiren sistemlerde, insan konuşmasını anlama komutları talepleri yerine getirme ve karar verme, yetilerini ön plana çıkıyor. Hayatın içinde önemli bir yenilik olarak da internet ortamında arama motorları ve yazılım kodlama gibi karmaşık algoritmaları oluşturuyor. Mobil olarak dron hava araçları başta olmak üzere otonom arabalar gibi insansız sistemlerde testler tüm hızıyla devam ediyor. Stratejik olarak ise öne çıkan askeri olarak sahada bilgilendirme içerik tanımlama, akıllı yönlendirme ve askeri simülasyonları kapsıyor.
Son günlerde küresel teknoloji dünyası, batılı başata ABD olmak üzere pazara hakim olan yapay zeka alanında doğudan gelen bir hamle olarak Çin menşeili yeni yapay zeka atılımı DeepSeek'i konuşuyor. Hızla ilgi odağı olarak büyüyen ve iPhone'larda en çok indirilen uygulama olmayı başaran DeepSeek, hem geliştirme sürecindeki düşük maliyeti ve daha hızlı tamamlanma avantajıyla hem de sunduğu yenilikçi özelliklerle, ABD merkezli yapay zeka modellerini geride bırakarak rakiplerini alt etmeyi başardı.
Çin’in yapay zeka alanındaki yeni parlayan yıldızı DeepSeek, kısa sürede dünya çapında ilgi odağı oldu. Gelişmiş teknolojisi ve kullanıcı dostu özellikleriyle dikkat çeken uygulama, bu alandaki en popüler olan ChatGPT gibi ABD merkezli güçlü rakipleri geride bırakmayı başardı. DeepSeek, uygulama aplikasyon mağazalarında en çok indirilen yapay zeka uygulaması unvanını elde etti.
DeepSeek, Çin'de High-Flyer Capital Management fonu tarafından desteklenen şirket DeepSeek-R1 modelini, 2 bin Nvidia çipi kullanılarak ve yaklaşık 5,6 milyon dolar maliyetle geliştirildiği açıklandı. ABD merkezli Google ve OpenAI gibi rakiplerine göre daha kısa sürede, düşük maliyetli ve az sayıda çiple geliştirilen yapay zeka modeli dünya çapında kısa sürede yoğun şekilde kullanılmaya başlandı. Model, uygulama mağazalarında ABD merkezli ChatGPT'yi de geride bırakarak en fazla indirilen yapay zeka uygulaması oldu.
Yapılan açıklamalara göre DeepSeek dalgası, küresel piyasalarda çip şirketlerinin hisselerinde satış baskısına yol açtı. Avrupa Hollanda merkezli çip makineleri üreticisi ASML'nin hisseleri yüzde 8,6 geriledi. Piyasa öncesi işlemlerde ABD'li çip şirketleri Nvidia'da 10,8 ve Broadcom'da 10,6 civarında düşüş görüldü. AMD'nin hisselerindeki düşüş yüzde 4'e yaklaştı. Hisselerdeki değer kaybı, Arm'da yüzde 8,6 oldu. Teknoloji şirketlerinden Microsoft'un hisseleri yüzde 4,2, Amazon'un yüzde 3,2 ve Meta'nın da yüzde 2,6 geriledi.
DEEPSEEK, CHATGPT'Yİ GEÇTİ
ChatGPT'yi geride bırakarak ABD uygulama mağazalarında bugün en çok indirilen uygulama oldu. DeepSeek ABD uygulama mağazalarına 10 Ocak 2025de sunulan, "R1" adını verdiği açık kaynak kodlu akıl yürütme modelini bir sohbet robotuna entegre eden uygulama, ABD'li OpenAI'ın geliştirdiği sohbet robotu ChatGPT'den daha fazla sayıda indirildi.
Çin'li DeepSeek'in firması bu başarısının hemen akabinde web sitesine yapılan yoğun siber saldırılar nedeniyle piyasaya sürdüğü yapay zeka aracına yeni kullanıcı kayıtlarını durdurduğunu açıkladı. Şirketin internet sitesindeki yapay zeka sunucusu kaldırılırken, sayfadaki bilgilendirme notunda ise "Deep Seek hizmetlerine yönelik büyük ölçekli kötü amaçlı saldırılar nedeniyle hizmet devamlılığı için kayıtları geçici olarak kısıtlıyoruz." ifadesine yer verildi. Notta mevcut kullanıcıların uygulamayı kullanmayı sürdürebileceği kaydedildi.
Kısıtlama yalnızca yapay zeka aracının web'deki sohbet robotu ve uygulama ara yüzü (API) servisi ile sınırlı kalırken aracın mobil uygulaması ise Çin'de ve dünyanın diğer ülkelerinde hala aktif durumda. DeepSeek'in R1 modeli, çok daha düşük maliyetle OpenAI'ın muadili "o1" modelinde daha yüksek performans göstermesi nedeniyle küresel teknoloji camiasında büyük ilgiyle karşılanmıştı.
Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi Başkanı Ali Taha Koç, Türkiye'nin İlk Ulusal Yapay Zeka Stratejisi'ne ilişkin, 2025'te yapay zeka alanının ülkenin Gayri Safi Yurt İçi Hasılasına yaptığı katkıyı yüzde 5'e yükseltmeyi hedeflediklerini bildirdi.
Türkiye’de 2017 yılında toplam 10 yapay zeka girişimi varken, 2024 senesi itibariyle rakam 400’e dayanmış durumda. Çoğu dünyaya açılmış ve teknoloji ihracatı yapan yerli yapay zeka şirketlerinin değerlemeleri sürekli artıyor. Aralarında iş zekası şirketi de var, şehirlerin dijital ikizini çıkaran da bulunuyor.
Global yapay zeka pazarının çeyrek trilyon dolara ulaşması bekleniyor. Bankacılık, finansal hizmetler, sigorta, kamu, havacılık, savunma sanayi, otomotiv, sağlık, BT, telekom, üretim, eğitim, perakende, e-ticaret, enerji, kamu hizmetleri, medya ve eğlence başta olmak üzere yüzlerce sektörü ve alt sektörü dönüştüren yapay zekanın kapsamadığı bir alan neredeyse artık kalmadı.
Bilgisayar teknolojilerinin yazılım sektöründe en popüler ve hızla gelişen Yapay zeka alanında yaşanan bu mücadeleler daha da büyüyerek devam edeceğe benziyor. Türkiye olarak bu alandaki çalışmalarda bulunarak bu yarıştaki yerimizi hızla almamız gerekiyor.
Kalın sağlıcakla. Selam ve dua ile…
Kaynaklar ve Bağlantılar:
Beytullah Yıldırım Bilişim Teknolojileri Yazılım
©️ Beytullah YILDIRIM / İslam Araştırmaları©
Yerel Tarihçi Araştırmacı Yazar
esenlerarastirmalari@gmail.com
İstanbul / Esenler 30.01.2025
✅Bu makale 13.02.2025 Tarihinde Esenler Vizyon Haber web sitesinde yayımlanmıştır.
✅Bu makale 12.02.2025 Tarihinde Esenler Araştırmaları blok web sitemizde yayımlanmıştır.
Esenler Tarihi Su Yapıları Litros Su Terazisi
İstanbul Esenler Tarihi Su Yapıları İnceleme / Esenler Araştırmaları
Bu yazımızda tarihte bir yolculuğa çıkarak tarihi İstanbul su yolları açısından vaktiyle önemli bir konuma sahip olan Litros Karyesinden geçerek Osmanlı Payitahtına sur içinde su taşıyan su yollarından birisi olan Hekimoğlu su yolu üzerinde inşa edilmiş bir Osmanlı dönemi eseri olan Esenler Litros Karyesi Su Terazisini dünü ve bugünün ile birlikte incelemeye çalışacağız. Gayret bizden Tevfik Cenab-ı Allah C.C.'dan.
Su Terazilerinin Çalışma Prensibi
Kültürel bir miras olan su terazilerinin ana fonksiyonu yapılış maksadı İstanbul'a şehir dışından getirilen su hatlarındaki suyun içerisinde oluşan havayı almak ve akış basıncını ayarlamak ve üzerindeki lüleler ile suyu ölçerek miktarını tespit edip taksim etmek için inşa edilmiş kulelerdir. Su terazileri bileşik kaplar prensibine göre çalışan basınç ayarlayıcı tesislerdir. Kesik piramid şeklindeki bir kulenin üstünde sandık tabir edilen üzeri kapalı mermer küçük bir havuza ulaşan su, lülelerden akar. İsale veya şebeke hattından gelen bir boru düşey olarak bu havuzun tabanına açılır. Eğer debi ölçülmeyecek ve yalnız basınç kontrol edilecekse ikinci bir düşey boru vasıtasıyla şebekeye su verir. Aynı zamanda su terazileri isalenin bazı bölgelerinde olabilecek fazla basıncın künkleri patlatmaması için önemli bir işlevide yerine getiriyorlardı.
Esenler ilçesi sınırları içerisinde daha fazla sayıda su terazisi olduğu biliniyor. Alman subay Von Moltke’nin 1836-39 senelerinde, İstanbul’da çizdiği haritalarda Avas ve Litros köylerinde ve çevresinde yer alan kemerler, su terazileri ve çeşmeler ayrıntılı bir şekilde görülmektedir.
Günümüze bu su terazilerinden sadece bir tanesi ulaşabilmiştir. Litros Karyesi su terazisi aslında ilçe dahilindeki sivil mimari örneği, az sayıdaki su yapılarından olup nadir tarihi eserden biridir. Şehrimiz İstanbul’da 86 Su terazisi olduğu biliniyor. Geçmişte çeşme, sebil, cami ve hamamlara, gerekli suyu sağlayan, su yollarında basıncı ayarlayan ve suları ölçerek dağıtan bu su terazileri, sayıları azalarak günümüze ulaşan yapılardır. Yapılan araştırmalar sonucunda İstanbul genelinde 86 adet su terazisinden 62 adedi Avrupa Yakası'nda, 24 adedi ise Anadolu Yakası'nda bulunuyor, İlçelere göre dağılımına bakıldığında ise yoğunluğun Fatih ve Sarıyer ilçelerinde olduğu görülüyor. Günümüzde Fatih'te 22, Sarıyer'de 16, Üsküdar'da 11, Eyüp'te 10, Beykoz'da 8, Kadıköy'de 5, Beşiktaş'ta 3, Beyoğlu'nda 3, Şişli'de 2, Bayrampaşa'da 2, Güngören ve Esenler ilçelerinde birer su terazisi bulunuyor.
Esenler Su Terazisinin Konumu
İstanbul, Esenler ilçesinde Dörtyol Meydanından Üçyüzlü istikametine doğru inerken Esenler Köyü mezarlığını geçtikten sonra solda, Nene Hatun Mahallesi sınırları içerisinde olan İnönü Caddesi üzerinde 1117 ada, 10 parsel (eski 3 Pafta 4413Parsel) bu su terazisi yer alır. Litros Karyesi (köyü) Su Terazisi ilçedeki su mimarisi açısından en önemli Osmanlı eserlerinden birisi konumundadır.
Yapı, çarpık kentleşme ve plansız yapılaşma nedeniyle günümüzde maalesef betonarme yapılar tarafından üç tarafı kuşatılmış adeta hapsedilmiş durumdadır.
Esenler Su Terazisinin Tarihçesi
Bu su yapıları tarihte Roma, Bizans döneminden beri kullanılmaktadır. Osmanlı bu yapıları geliştirmiştir. Esenler Su terazisi, Osmanlı Devleti döneminde, bir adı da Hünkarbeğendi suyu olan Hekimoğlu su yolu üzerinde inşa edilmiştir. Osmanlı sadrazamı Hekimoğlu Ali Paşa (D. 4 Haziran 1689, İstanbul – V. 13 Ağustos 1758, Kütahya) tarafından hayrat olarak yaptırılan devrinde nefis su kalitesiyle (Hünkar bile beyenmiş) meşhur bir su yolu üzerindedir.
Hekimoğlu su yolu, hat olarak Çifit Burgaz (Bağcılar)’da Kaşıkçı Çiftliği’ndeki Değirmentepe güneybatısındaki menbağından çıktıktan sonra Vidos (Güngören) yer altı galerinden geçerek, Üçyüzlü Ferhat ağa Çeşmesine oradan Çinçin deresini geçerek bu hat üzerinde tepeye tırmanmaya başlayan bir yamaçta Litros karyesi su terazisine ulaşır. Teraziden geçtikten sonra devamla Litros Köyünü geçerken çeşmelere su verir ve yeraltı galerierinden devam edip, Ferhad Paşa Çiftliği, Ayvalıdere, Demirkapı, Çınardere, Mevlânâkapı’da sur içine yani şehre giriş yapar. Mimarağa terazisi, Altımermer ve Küçükhamam terazisine gelir. Buradan üç kola ayrılarak Samatya civarında Çınar mahallesi yönüne doğru dağıtım yapan bir isale hattından oluşuyordu.
Osmanlı döneminden kalan ve İstanbul’a Terkos şebekesinin evlere bağlandığı, 1930 Senesine kadar düzenli olarak kullanılan tarihî su yolu üzerindeki terazi, İstanbul 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu Müdürlüğü tarafından 08.03.1995 gün 6442 sayılı kararı ile tescillenmiştir. Yapıya ait herhangi bir kitabe yoktur. Bu sebeple tam olarak hangi tarihte inşa edildiği bilinmiyor. 1700 – 1750 arası olması muhtemeldir. Tarihi su terazisinin mimari olarak her hangi bir süsleme unsuru mevcut olmayıp, sade düz bir yapıya sahiptir. Tarihi yapı hakkında açıklayıcı bilgilendirme levhası da bulunmuyor.
Şehir ve su (Hidrolik) mimarisi açısından çok değerli olan Ecdat yadigarı bu tarihi eser günümüze kadar ulaşan sur dışındaki nadir ve önemli kültür varlıklarımızdan birisi konumundadır.
Mimari Şekli
Zemindeki ölçüleri: 2,95 - 2,99 m. boyutlarında kare bir taban üzerinde, konik olarak geniş bir şekilde başlayıp uca doğru daralan, yükselen kesme taş malzemeden inşa edilmiş kargir kulenin yüksekliği yaklaşık 13,60 metredir. Kulenin tam ölçülerinin tespiti için asli zemin kotuna kadar kazı yapılması gerektiği belirtilmektedir. Yapı kesme taş bloklardan yanaşık dersli olarak örülmüş ve taş bloklar birbirine demir kenetler ile bağlanmıştır. Kenet boyutları 35/20/22 cm’dir. Taş boyutları ise 180-40x35/40, 100x55x25/35, 120x56x40/50 cm gibi çeşitli boyutlardadır.
Yapının caddeye bakan batı yüzeyi düz olmakla beraber yaklaşık orta kısmında basamak benzeri bir yapı çıkıntısı mevcuttur. Kare biçimli taş olan ayrıntı dikkat çekici olup bu unsur hayli aşınmış olup günümüzde neredeyse farkedilmeyecek kadar küçülmüş durumdadır.
Terazi, diğer taraflarda olduğu gibi uç kısmına doğru daralan bir inşa tekniği uygulanmıştır. Yapının tamamında kullanılan üst üste 39 kesme taş sırasından oluşmaktadır.
Yapının arka cephe yüzeyinde yukarıya çıkmayı sağlayacak bir merdiven strüktürü için 60 cm çıkışlı taş bloklar konsol olarak yer almaktadır. Bu yüzde bulunan çıkıntı olarak merdiven şeklinde tasarlanmış, çapraz şaşırtmalı, yine aynı taş malzeme ile yapılmış normalde 13 adet yapı unsuru günümüzde 11 adet kalmış olup dikkat çekicidir. Konsol taşlarının boyutları yaklaşık olarak 30x36x60 cm olarak tespit edilmiştir.
Suyun geldiği yan cephelerden Üçyüzlü istikametinde pişmiş kil topraktan mamul künk boruların yüzeyden terazi kulesine girişi orta açıklıktan görülmektedir. Su borularının maalesef kırılmak suretiyle tahrip edildiği görülüyor. Kuleye çıkan künk boruları korumak için üzerini kapatan, kapak taşlarından bazıları düşmüş durumdadır. Dökülen kısımların altında iç dokuya ait horasan harcı ve tuğla parçaları görülmektedir. Ayrıca boru yerine ait izler tespit edilmektedir.
Suyun terazi kulesinden inerek devam ettiği Dörtyol istikametinde duvarın orta kısmında toprak su künklerinin geçtiği alan yüzey boyunca belirgin haldedir.
Günümüzdeki Durumu
Bu makaleyi hazırlarken Esenler Araştırmaları olarak sahada, yerinde yaptığım incelemelerde Esenler Su Terazisi 2024 Aralık ayı son günleri itibariyle:
Yapının uç kısmı farklı nedenlerle zarar gördüğünden boyu orijinaline oranla yıkıldığı için daha kısaldığı görülüyor. Esenlerde 1960'lı yıllarda başlayan çarpık ve plansız yapılaşmanın gecekondulaşmanın neticesinde su terazisinin etrafındaki binalara ruhsat verilerek, üç yanı binaların arasında hapis kalmış durumdadır. Dördüncü cephesi ise hemen yanı başından geçen cadde ile arasında sadece kaldırım vardır. Zamanın yıpratıcı acımasızlığında sıkışıp kalmış bu önemli tarihi eseri bilmeyen biri önünden geçip giderken bile fark edemiyebilir.
Uğradığı tahribatlar, arka yüzündeki basamakların bazıları tamamen kırılıp düşmüş, yüzeyde oluşan bitkilenme, sprey boya ile yapılmış grafiti yazı ve şekil kirliliği, mevsim ve hava koşulları nedeniyle oluşan tahribat, yapı yüzeyinde aşınma ve dökülmeler, beton ile yapılmış sıva onarım rastgele müdahaleler ve bina eklentileri, su terazisinin etrafında bilhassa arka kısnmında evsel atık çöp kirliliği yer alıyor. Bu etkenler bir araya geldiğinde yapıya hayli zarar veriyor. Yapının tepe, üst kısmındaki bölüm başta olmak üzere genel olarak bir hayli zarar görmüş durumdadır.
Su terazisi 1999 senesinde meydana gelen Gölcük merkezli Marmara büyük depreminden etkilenmiş, hayli zarar görmüş ve üst kısmındaki bazı taşları dökülmüştür. Depremde gördüğü zarar ve çevre için tehlike oluşturması nedeniyle 2001 yılında gerekli güvenlik tedbirlerinin alınmasına kararı verilmiştir. Günümüzde yapıya metal bir saçak sonradan eklenerek üst kısımlarından yıkılmaya başlayan yapıdan çevresinin ve insanların zarar görmesi engellenmeye çalışılmış durumda. Bu tedbir amaçlı yapılan geçici metal çözüm de bakımsız ve çirkin bir görünüm arz ediyor. Beden duvarlarını oluşturan kesme taşların yer yer dış yüzeylerinde önemli hasarlar gözlemlenmektedir. Acilen önlem alınarak çalışma yapılması gerekiyor.
Restorasyon ve Çevre Düzenlemesi Girişimleri
Bir dönem yapının her iki tarafından da kapatıldığı gerekçesiyle yerinden taşınması teklif edilmiş ve bütün taşları tek tek numaralandırılmıştır. Projeye göre, yapı yeni sağlam bir zemin üzerine altta oluşturulacak bir betonarme temel üzerine oturtulacaktı. Taşlar montaj sırasında yine yanaşık dersli olarak örülüp paslanmaz çelik kenetlerle birbirine bağlanacak, iç kısmında ise ilk yapımda olduğu gibi tuğla parçaları ve horasan harcı kullanılacaktı. Ancak bu durum daha sonra uygun görülmemiş ve yapının bulunduğu mekânda restorasyonuna karar verilmişti. Bu sebeple 1997 tarihinde yapının röleve restorasyon projeleri hazırlanmıştır. 1/20 ölçeğinde taş, taş ayrıntılı olarak hazırlanan rölevede yapıdaki bozulma ve tahribat belirlenmişti. Fakat bu yönde bir çalışma yapılmadı.
Esenlerdeki tescilli tarihi tescilli yapıların korunması ve düzenlenmesi için yapılan çalışmalar kapsamında 08.03.2016 tarihinde yapılan çalışmalar kapsamında su terazisinin röleve, restitğsyon, restorasyon, inşaat, makine ve elektrik projeleri hazırlanmış.
Esenler Belediyesi, 2021 senesinde yapı ve çevresi için gerekli girişimleri yaparak restorasyon izinleri almış, çevre düzenlemesi ve bir meydan açılması için istimlak çalışmaları başlatmıştı. İki bina istimlak edilerek, buranın kültürel tarih parkı haline dönüştürüleceği bir projenin olduğu açıklanştı. Tarihi eserin de ortaya çıktığı güzel bir yaşam alanı yapmak için bir çalışma yapıldığı duyurulmuştu. Fakat o tarihten günümüze her hangi bir gelişme olmadı. Yapılan hazırlıklara rağmen çalışmalar bir neticeye ulaşamamıştır.
Esenler Su Terazisinin son durumu İstanbul büyükşehir belediyesi İstanbul Su Kanalizasyon idaresi İski tasarrufunda olmasından dolayı tarihi eser çevresindeki dört bina'nın mülk sahipleri ile mahkeme aşamasındaki hukuki bir sürecin devam ettiği burada ikamet edenler tarafından bildirilmiştir.
Hülasa edecek olursak;
Esenler Su Terazisi tarih ve kültür varlığına mümkün olan en kısa süre içinde gerekli çalımalar yapılarak, restore edilmesi, çevre düzenlemesinin yapılması ve şehrimize kazandırılmasını ümit ediyoruz. Bu nadir tarihi esere sahip çıkılacağına inancımız tamdır. Bizler de bu şehirde yaşan vatandaşlar olarak çevremize ve tarihi eserlerimize karşı daha duyarlı ve hassas olmalı, değerlerimize sahip çıkmalıyız. Çocuklarımıza yeni nesillere de bu bilinci aşılamalıyız.
Medeniyet, modern olabilmenin yani sıra geçmişine sahip çıkabilmeyi gerektirir. Bize kadar ulaşmış olan bu ve benzeri tarihi eserleri gelecek nesillerimiz ile buluşturmak medeniyet ufkumuzda bizim en önemli ödevlerimizden birisidir.
Nihayetinde bizim çabalarımızla temas ettiğimiz kaynaklar sınırlı olmakla birlikte Ecdat yadigarı bir tarihi eserimizi inceleyerek tarihe bir not düşmeye çalıştık. Eminiz ki konu ile alakalı bilgi ve araştırmalar meraklı araştırmacılar tarafından ilerleyen zamanlarda daha ayrıntılı olarak ele alınmaya muhtaçtır. Sonuç itibariyle her şeyi hakkıyla bilen Allah-û Teâlâ C.C.'dur.
Kalın sağlıcakla. Selam ve dua ile…
Kaynaklar ve Bağlantılar:
Beytullah Yıldırım Esenler Araştırmaları
Esenler belediyesi Esenler Tarihi
Kâzım Çeçen, İstanbul’da Osmanlı Devrindeki Su Tesisleri
©️ Beytullah YILDIRIM / Esenler Araştırmaları©
Yerel Tarihçi Araştırmacı Yazar
esenlerarastirmalari@gmail.com
İstanbul / Esenler 28.12.2024
✅Bu makale 08.03.2025 Tarihinde Esenler Vizyon Haber web sitesinde yayımlanmıştır.
✅Bu makale 08.03.2025 Tarihinde Esenler Araştırmaları blok web sitemizde yayımlanmıştır.
|
KAYNAKLAR |
|
Sayfa bilgisi ve kaynaklar:
Sayfa kaynağı: Beytullah YILDIRIM
Sayfa ekleme: 14.02.2022
Sayfa yenileme: 09.03.2025
Fotoğrafları büyük görmek için üzerine tıklayınız.
Duygu ve düşüncelerinizi ziyaretçi defterine
yazabilirsiniz.
|
|